Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Ağustos '12

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
213
 

Kaldır başını kadın Anam eğdirenler utansın -5

Kaldır başını kadın Anam eğdirenler utansın -5
 

''Başucumdan bir an bile ayrılmayan hemşirenin dediğine göre ; yangınlarla, titremeler arasında sürüp giden tedavi süresince kah nefesim gittikçe derinleşmiş kah pas kızılı renge bürünüp külleşen yüzümde ufacık bir hayat emaresine rastlanmamış. Bazı vakitler kanım büzülen damarlarımın içinde kurumuş kalmış, felce uğrayan irademin yansıdığı mor benekli gri gözlerim dinginlikten şimşeklenmeye  doğru inişli çıkışlı bir döngü içinde buharlanmış...
 
Görünmez bir devin hışmına uğramış gibiydim. Kirpiklerimin arasında hep bir ıslaklık vardı ha indi ha inecek . Karınca sürüleri gibi bölük bölük , katar katar üşüşüyordu zihnime hatıralar... Bundan  6 ay önce bir gecenin sabahıydı azgın suların celallenip, tüm kızgınlığını, öfkesini dere ağzına yerleşen insanlardan aldığı intikamın vuku bulduğu anlar. Mülayim 'im bana okuma yazmayı o sabah öğretecekti. Kalemin, kağıdın yokluğuydu boynumuzu büken. Sonunda çaresini bumuştum hınzırca. Çocukken oyunlarımın içinde dere kıyısında millenen sedef kumların üzerine dal parçasıyla çizdiğim resimler vardı. Birden anımsayıp muzipçe güldüm,  resim çiziliyorsa yazıda yazılabilirdi. Mülayim'ime söyleyince '' Kız sen okumuş olsaydın var ya ne olurdun kestiremiyorum, ben almazdın ondan eminim de '' diyerek hayranlığını belirtmişti. Öyle deme Mülayim 'im ben seni nerde olsan bulurdum yine deyip gülüşmüştük. Odanın bir köşesine serdiğim kalınca kumlara bakıp iç geçire geçire zorla uykuya varmıştım sevinçten o gece...
 
Yalan oldu hepsi  hiç yaşanmamış gibi. Bana şimdi kim okuma yazma öğretecek  Mülayim 'im. Ya o gece yarılarına kadar yaptığımız sohbetler. Beni kim dinleyip  içimdeki safrayı boşalttıracak. Bir zamanlar duvarlarını kahkahalarımızın yıkadığı odamızın dışındaki dünyadan bihaber ben tuttuğum yegane dal olmadan nasıl yaşarım. Yangın bombası düşmüş gibi harap olan ciğerlerime hangi baharın ılıman havası şifa verir ? Öksüz bir çocuk gibi kimsesizdim, gariptim, çıkmaz sokakta yapayanlızdım. Aynada  son gördüğüm ikimizin yüzüydü Allah başka yüz göstermesindi ama tek başına nasıl yüklenecektim bu kahpe dünyanın yükünü . Keşke bir can yoldaşım evladım olsaydı diye hayıflanarak gözlerime doluveren yükü seslice boşalttım  aceleyle. Son günlerde cankurtaranım olmuştu sık sık ipine sarıldığım...
 
 
Hastaneden bedenim iyileşmiş, örselenen ruhum ve sel sularına kapılıp giden hayatımın hiçsizliğin pençesinde tarumar olduğunu bilerek çıktım. Heyelan nedeniyle savaş alanına dönen nahiyemizde herkez elele vermiş başlarını sokacak birer dam yapmışlardı. Telef olan hayvanlar, ziyan olan ekili bahçeler tarlalar çöplük görünümündeydi. Nafakasını ziraat ve hayvancılıkla çıkaran nahiye halkı fakirlikten yoksulluğa düşmüş gelen yardımlarla döndürüyorlardı hayatlarının çarkını. Evsiz damsız kalmaya razıydım çoktan her daim yanımda, yanıbaşımda görmeye alıştığım Mülayim' im olsaydı keşke... Bir kaç hafta vefalı, kayınpeder dostu komşularımla avuttum acımı duyumsamadığım açlığımı. Moloz , taş yığınları arasında aradım  geçmişimin izlerini. Kimini sel götürmüştü kimini el, hain eller. Canının derdine düşmüş insanların malları aklına bile gelmezken acılarına ortak olacaklarına yüreklerinde bir yudum izan olmayan, nasip kapma telaşına giren uzak / yakın    diyarlardan gelen insanlar selin miline saplanmış kalmış ne varsa alıp götürmüşler...
 
Bir gün komşularıma gençten birisinin beni sorduğunu duyup yanına yaklaştım

''Geçmiş olsun, başın sağolsun Revzan ana nasılsın, iyileştin mi bari '' diye sordu .

 
''Allah razı olsun oğul, çıkaramadım seni kimlerdensin ? diye sordum .
 
''Adım Hasan mütahitim çoğu evi ben yaptım burada dilim varmıyor ama  rahmetli Mülayim iyi tanırdı beni ruhu şad olsun . Seninle bir konu hakkında konuşmak istedimdi .
 
 Hayırdır inşallah neymiş konuşacağımız şu konu de bakalım .
 
''Eğer razı gelirsem şu anda moloz , taş yığını olan arsanın üzerine 3 katlı  ev , altına da  dükkanlar  yapacağını arsa karşılığında da bana bir daire vereceğini, düşünüp taşınmamı 3 gün sonra gelip niyetimin ne olduğunu sorup ona göre hareket edeceğini söyleyip gitti .
 
 
Efendi birine benziyordu beni kandıracak hal yoktu ya. Sordum, soruşturdum Zonguldak 'lıymış 15 yıldır burada çoğu devlet dairesi olmak üzere mütahitlik yapıyormuş, yerlilerden birinin kızıyla evlenip barklanmış, buraya kök salmış. Kabul ettim çaresizce, inşaat hızla yükseldi 3 kat çarçabuk bitti. Hamiyetli komşular ve verilen yardımlarla evi oturulacak hale getirdim. Bu arada gündeliğe, çapaya , çamaşıra gidiyor günlük mutfak masarufunu çıkartıyordum. Hasan efendi sık sık bir şeye ihtiyacım olup olmadığını sormaya gelir, çayımı içmeden gitmezdi. Pek dert yanardı ailesinden üstü kapaklı, ben sormazdım anlatırda anlatırdı. Bir gün yıllardır adlarını duymadığım yüzünü görmediğim iki görümcem birden peydah olup kendilerine düşen payı istediler. Eh haklarıda vardı hani ölüm hak miras helaldi . Nasıl bölüşecektik bir daireyi, besbelli satılıp üçe bölünecekti parası. Yine evsiz, barksız ortada kalacaktım. Bu arada geriye dönmeyi hiç düşünmedim tüm özlemlerime rağmen. Beni para karşılığında 13 yaşında satan babam bu seferde dedem yaşındakine satardı ... Yıllarca içime hapsettiğim kızgınlığım soğumamıştı  aradan geçen bunca zaman ve son olanlara rağmen...
 
Çaresizliğimi bilen Hasan efendi bir gün mahçup ve heyecanlı bir şekilde hal, hatır sormaya geldi. Tedirgindi, ağzındaki baklayı bir türlü çıkaramıyor lafları eğip büküyordu.Cesaretini toplayıp bir hamleyle :
 
''Revzan ana seni, ne kadarda kızgın olsam bizi terk edip giden anam yerine kor sever, sayarım bilirsin. Sana bir şey diyeceğim ama münasip cümle kurup, nereden başlasam bilemedim '' dedi
 
Söyle Hasan ' ım çekinme nedir seni bu kadar sıkıntıya sokan hal .
 
 ''Anacığım seni babamla baş göz etsek ha ne dersin ''?
 
Baş göz olmak mı Hasan 'ım  henüz soğumuş yüreğim her nefes alış verişimde kanarken mi ? Mülayim' imimin gölgesini, nefesini, gülüşünü sınırlı nefesimin son demine kadar hafızamda capcanlı tutmak niyetindeyken...
 
''Öylede hem senin, hem babamla düşkün kardeşimin hayatı düzene girer, ne iyi olurdu ha Revzan ana bir düşün. Kabul edecek olursan Hasan sana kul olur, köle olur, sahip olmadığın oğlun olur...
 
Hakikaten sahip olamadığım oğlum olabilir mi acaba Hasan ''...
 
 
Devam edecek...
                             
                    
                                   
 
 
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 64
Toplam yorum
: 28
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 302
Kayıt tarihi
: 25.11.11
 
 

Öğretmenin, öğrenmenin yaşı yoktur felsefesine inanan öğretmenim. Yıllarca okuyarak belleğimde ol..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster