Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Nisan '09

 
Kategori
Aşk - Evlilik
Okunma Sayısı
1061
 

Karşı konulmaz unutulmaz mı?

Karşı konulmaz unutulmaz mı?
 

Bir adam ve bir kadın….

Bir ilişki, ipe sapa gelir mi gelmez mi bilinmez....

Adı konulamamış ilişkiler ne can yakıcıdır hayatımızda hepimizin.. Ne kasvet verir insana belirsizlikler.. Hele hele siyah ve beyazdan hoşlanan ve gri gibi net olmayan rengi benimsemeyenler için.

Ama, o kadar tuhaftır ki bazen de böylesi daha çekici gelir sanki…Gelgitler yaşar insan ama karşı koyamaz , koyamaz ama acaba ömrü hayatında bu karşı koyamadığı kadın yada adam unutulamaz mı olacaktır geleceğinde de??


Yokkkk işte konu burada başlıyor bence:)

Bir kadın, biliyorsun hayatında olan, ya da bir adam ama bir geliyor bir gidiyor. Kısa kısa anlar yaşatıyor sana, doyamıyorsun aslında tam anlamıyla, belki de o sebeple zaten aklın kalıveriyor o insanda… Hayatında sabit bir renk almadığı için belki de, ya da hayal mi gerçek mi arasında kalıyorsun bazen de ondan oluyor…


İşte böyle bir kadın ve bir adam varmış evvel zaman içinde…

Bu kadın hassas, duygularıyla yaşayan bir kadınmış. Severse tam sever, sevmezse Allah’ın oğlu gelse işi olmazmış… Bir de bir adamı varmış bu kadının, hayatında önemli olan bir adamı.


Sanırmış ki kadın; adam da aynı şeyleri hisseder hep onun için, özel bulur o kadını. Derken yaşananlar yaşanmış, aşk başlamış...


Bazen varmış aşk bazen yokmuş aslında adam için. Tuhaf bir şekilde bir varmış bir yokmuş bir masal misali kadının hayatında hep dolanıp dururmuş…


Sabır göstermiş kadın… Beklemiş beklemiş beklemiş... Ne zaman hayatında belirli bir renk alacak bu adam diye hep beklemiş. Hep demiş ki; tut kolumdan götür beni artık nereye olursa olsun, yaşat bana aşkını... Adam; ne kadından vazgeçiyormuş, ne etraftaki tadımlıklardan… Kadın artık iyiden iyiye işi seziyormuş ve canı acıyormuş çok.


Dayanamamış kadın! Gün gelmiş bitivermiş malum sebeplerden bu aşk…”Aşk mı değil mi orası aslında kafasında soru işaretiymiş” ama neyse…

Zaman geçerken özlüyorlarmış birbirlerini… Kadında, adamda, telefonla devamlı bağları olsa da birbirlerinden daima haberdar olsalar da özlem, konuşmaların her kelimesinde hep hasret ve istek varmış... Sonra yavaş yavaş telefonlar kesilmiş... Hayatlara devam edilmiş…


Bunun yanında adam her tende, her gözde, her dilde aramış o kadını aramış, aramış…

Ama asla bulamamış…


Kadın önceleri acı çekiyormuş. Zaman sevgilisi olmadan geçmiyormuş, geçmeyecekmiş gibi gelirmiş hep… Ama geçemezmiş gibi gelen vakitler zamanla su gibi akmaya başlamış…


Bu geçen zaman içinde aslında kadın, birçok şey öğrenmiş, hayatına aldığı değer vermiş olduğu adamla ilgili; gezinip dolandığı tenleri, irili ufaklı kaçamakları, skor yapma çabaları gibi süre gelen sapkın yaşantısı hakkında…


Kadın, gözlerinin artık açıldığını anlamış. Evde dertleştiği kız arkadaşına “Değmezmiş meğer bunca çektiğim kalp acısına, hakikatten ıssız adam benim diyor ya bütün erkekler bu aralar filmi izledikten sonra, bu ıssız adamı bırak aslında adam bile değilmiş” demiş. Tek dileğinin bir gün adamın geri gelmesi ve ona son dakika skorunu tekmeyle vurmak olduğunu fark etmiş. Zamanla o denli kinleneceği olaylar olmuş ki, hayretler içinde kalarak bu duygu yoğunluğunu nasıl bu adama zamanında hissetmiş olduğuna kendisi bile inanamamış…

Aylar geçmiş ve kadın, yurtdışı seyahatine çıkmış bir arkadaşıyla. Otele yerleştikten sonra hemen otelin hazırlamış olduğu hoş geldiniz partisine katılmaya karar vermişler…


İki genç kadın güzelce hazırlandıktan sonra aşağıya inmişler. Konuklar için hazırlanmış özel kokteyllerden yudumla başlayan eğlenceye, yemek eşliğinde içtikleri güzel şarap ve yemek sonrasındaki votka, güzel müzikler, hoş atmosfer, insanlarda eklenince daha da keyifli hale gelmeye başlamış...

Gece uzun olacağa benziyor diye aralarında konuşurlarken kalabalığın arasından onlarca yabancı insanın arasından, tanıdık bir çift gözle adeta kilitlenmiş kadınlardan birisi. Donup kalmış, arkadaşının neyin var sorusuna dahi cevap bile veremezken.

Çünkü çok eskiden ona başka bakan, bakınca içi ısınan gayet iyi bildiği gözlermiş onlar..

Yanında arkadaşları ve bir başka kadın olmasına rağmen kadın anlamakta güçlük çekmiş, “Bir başka kadın mı var acaba hayatında, ciddiler miydi ya da orada tanışmış olduğu bir kadın mıydı?”diye düşünmüş…

Aklından bunları geçirirken o, gözlerin sahibi kadına doğru yürümeye başlamıştı bile çoktan.

Kadın, arkadaşına ben lavaboya gidiyorum diyerek o anda oradan kaçarcasına, yüzleşmekten korkarcasına uzaklaşmış…


Lavabodan çıktığında karşısında onu bekleyen biri olabileceğini, bunca ay sonra yeniden karşısına çıkabileceğini düşünememiş…


Adam ona; “dayanamadım! Geldim yanına!”demiş.


Kadın; “Ne istiyorsun benden? Sen benim zamanımı boşa harcadığım, boşuna değer verdiğim asla değerimi hak etmeyen bir adamsın. Bunu geç de olsa öğrendim, anladım artık. İstemiyorum seninle konuşmak.”

Ve gelelim o ana…


“O’ gözler benimleyken nasıl bakabilmiş de başka göze? nasıl bakabilmiş nasıl başkasına!!


Nasıl dokunabilmiş başka tene? Nasıl bir aldatmacadır bu bana cevap ver” derken dayanamayan kadın, adamın yüzünü avuçlarının arasına alıp tartaklarcasına kavuşturur ve itmiş adamı…


O sırada adam kadının dudaklarına yapışır ve deliler gibi öpmeye başlar. Kadın ne kadar da onu yine itmeye çabalasa da karşı koyamaz ..Çünkü nefret de bir duyguydu, o da bunu gayet iyi biliyordu.


O' kadın nefret ettiği ya da etmek için zorladığı, aylardır mücadele verdiği bu adama zayıflığını biliyordu.

Adam;”Bu gece benimle ol dinle beni biraz lütfen fırsat ver bana” der.


Kadın arkadaşının yanına yüzü bembeyaz olmuş halde geri döndüğünde onu yakından tanıyan dostu zaten çoktan olayı anlamış ve arkadaşının kalbinin birazdan dışarı fırlamasından korkar olmuştu...


Yüzünde; hem mutluluk, hem endişe, hem tuhaf bir haz, hem aşk, hem aşık ifadeler dolaşıyordu…


Gece sonunda odada buluştuklarında önce kadın, içindeki öfkeye gem vuramadığı için yeniden tüm bildiklerini, duyduklarını anlatarak saldırışa geçerek başlar konuşmaya..adam onu dinler dinler ama gene kadın için çok şey ifade eden gözleriyle, içten bakışıyla yalvaran gözlerle “artık sus sevgilim bırak geçmiş orda kalsın unutalım gelecek bizim “dercesine tutkuyla sarar kadını…


“Sev beni” der adam ona, masum bir çocuk gibi “Sevilmeye ihtiyacım var” .


Kadın içinden;”Ben zaten seni seviyorum ki, seviyordum da hep zaten.. Ama sen, benim seni sevmeme izin vermedin ki doya doya hiç! Hep belirsizliklerle gitti ilişkimiz ve hale bak! Ben senden asla bir beklenti içinde olmadım ki sadece bana dürüst olmanı istemiştim, ben seni tüm yüreğimle sevdim, seni kabullendim ama senin yüreğinde hep başkalarına da yer oluyormuş meğersem” diye geçirdi içinden…


Ve sonrasında kadın, bir anda unutmadığı, yerine kimseyi koymadığı, ama koymaya da asla niyetlenmediği bu tanıdık tene teslim oldu aylar aylar sonrasında yeniden…


Bıraktı, unuttu geçti bitti yaşadıkları, gel gitleri, duygularındaki sarsıntıları, yaşadığı kalp kırıklıklarını bıraktı, geçmişe gömdü… Sanki olmadı yaşanmadı gibi, yeni bir sayfaya izin verdi o gece.

Muhteşem bir gecenin ardından ertesi gün adam başka bir ülkeye göre planlamış olduğu iş gezisini iptal edemediği gibi, kadında orada kalmaya devam etti. Adam uçağa biniş anına kadar kadının elini elinden bırakmamıştı..

Tutkuyla, sevgiyle yeniden bağlanmış olduklarına inanıyordu kadın…


Sonraki gün kadın uyandığı zaman adama mesaj çekti bir gece aralarında espri olarak bahsettikleri bir konudan dolayı kullandıkları bir söz vardı, bir soru… Ve ona sordu “Ben senin neyinim?”…


Adam ona mesaj atmak yerine telefonla arayarak güzel sözlerle ruhunu okşadı yine… Kadın yatağından gülümsemeyle, güne başladı sayesinde adamın…


Ne mi oldu sonrasında?

Maalesef adamdan bir daha hiç ses çıkmadı, kadının karşısına da asla bir daha çıkamadı ve onu aramadı.

Peki, kadın mı ne oldu?


Sizce ne olması gerekir?!


Öyküde 2 son var… KADINA DAİR....


1.SON;

İlk başta çok ciddi bir travma yaşadı kadın. Ne aklı ne kalbi bir türlü anlam veremiyordu olanlara. Acıyordu canı, yüreği. Haftalarca çıkmadı yataktan. Arkadaşları ona her türlü desteği hep gösteriyor, onu asla yalnız bırakmıyorlardı. İşte zaman denen mucizevi ilaç, her acıda olduğu gibi burada da yine etkisini hafif hafif göstermeye başladı… İşte bir gün arkadaşlarından birinin onu sarsan konuşmaları kendine getirdi. O gece nihayet odasından çıktı ve kendine baktı aynada. Bakınca gördüğü ilk şey hala güzel olduğuydu tıpkı arkadaşının ona söylemlerinde ifade etmeye çalıştığı gibi…


Aklına o dünyaya pervasızca bakan, insanlığını tamamen yitirmiş, sıfırdan kadının dahil olduğu cemiyete dahil olsa da aslında “eşeğe semer vurulsa da, eşeğin yine eşek olması” tümcesinin gerçekliğinin asla değişmeyeceğini bir kere daha anladı. Aslında o adamın asla onu hak etmediğini de…

Banyoya girdi soğuk bir duş aldı, güzelce giyindi ve kızları aradı.”Ben geri geldim kızlar!” dedi…


Şimdi son derece mutlu bir hayatı var. En önemlisi hayatında kimse yok, en azından ciddi gözle kimseye bakmıyor, o üzülmüyor..Üzülecek asla o olmuyor!Artık farkına vardığı en önemli şeylerin başında, Allah’ın aslında sevilen bir kulu olduğu geliyor. Çünkü şimdi mutsuzluklar içinde bir hayat yaşıyor olabilecekti. Kıymetini biliyor artık… Bugünün dahi bir daha geri gelmeyeceğini bilerek yaşıyor.Kadın uyandı yani artık::)))

2.SON


Yıllar geçti, su yolunu da çoktan buldu… Kadın şimdi evli ve kocasına çok âşık… Yaşadığı hiçbir şeyden asla pişman olmamasını bildi, “Ben ilişkim için zamanında elimden gelen her türlü fedakarlığı yapmıştım, ben iyi olanım! Ve kazanan tarafım! Ardıma dönüp baktığımda yapmam gereken hiçbir şey kalmamıştı o adam için “diye geçiriyor zaman zaman aklından.


Karşı konulmazın unutulmaz olmadığını da anlamış oldu bu şekilde.


ADAMIN SONU MU? (O' SON BİR TABE ALTERNATİFLİ OLMAZDI:)))

Adam o kalabalık hayatının içinde aslında hala yapayalnız bir yaşam sürüyor... Her gece başka tenlerde dolaşmaya aynen devam ediyor…Ama ne paylaşıyor diye sorarsanız elbette hiçbir şey!.. Sadece aynı yatakta hep farklı kadınlarla uyanmanın iğrençliğini yaşıyor… Elinde, teninde, yüreğinde hiç çıkartamadığı o kadının huzur veren kokusuna hasret...

İçi artık buruk ve işte o adam yaşadığı yaptığı her şeyden, kaybettiklerinden dolayı çok pişmanlık duyuyor…

İşte sadece adamlar ya da kadınlar için, pişmanlıklar için değil bu hikaye…


Neden elimizdeyken değer bilemeyiz biz insanoğlu? O kadar azdır ki aynı frekanslarda olabilmek, sevebilmek, kokusunu içine sindirebilmek sevdiğinin, o kadar güzeldir ki aslında…

Yanından ayrılınca üzerine sinmesinden büyük haz duyduğunuz bir sevgiliniz olmadı mı hiç? Derin derin çektiniz mi içinize?

Ama , işte bayılır kimisi daldan dala konmaya, her gülü koklamaya, ne olacaksa sanki anlamadım gitti..”KAYIPLAR BÜYÜK OLUNCA, KAZANDIKLARIN YANINDA HİÇ KALIR OYSA”……Bir de ne anladık buradan tekrar;

ZAMANINDA ZAYIF OLUNUP, DUYGULARA YENİLİNCE KARŞI KONULMAZ OLANLAR AYNI ZAMANDA UNUTULMAZLAR MIDIR? YOKKKK BİR GÜZEL UNUTULURLAR:))"

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 4
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 14
Ort. okunma sayısı
: 628
Kayıt tarihi
: 26.03.08
 
 

Ben 1973 İzmir doğumluyum asıl mesleğim Halkla ilişkiler. Çeşitli organizasyon, şirketlere basın dan..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster