Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Kasım '18

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
489
 

Kendimizi Doğru, Kaygısız ve Yargısız İfade Edebiliyor muyuz?

Kendimizi Doğru, Kaygısız ve Yargısız İfade Edebiliyor muyuz?
 

Eşime, partner'ıma, aileme, çocuğuma, patronuma, üstlerime, astlarıma, sokakta yürüyen insana, trafiktekine, arkadaşlarıma, komşuma kısaca hayat döngümde yer alan insanlarla iletişimimde kendimi; gerçekten ifade etmek istediğim gibi ifade edebiliyor muyum? Karşımdakinin doğru ifade edebilirliğini anlayabiliyor muyum? Kendimi, düşüncelerimi, isteklerimi doğru, net ve anlaşılabilir, soru işaretsiz, kararlı bir şekilde karşımdakine anlatabiliyor muyum?  

Eğer ifade edemezsem ne tarz tepkilere maruz kalabiliyorum? Neler oluyor: Yanlış anlaşılabiliyorum, düşündüklerimi net ve doğru aktaramadığımda karşımdakinde yanlış algılamalara ya da ön yargılara sebep olabiliyorum. Peki, kendimi nasıl doğru ifade edebileceğim?

İletişimin ana teması anlaşılmak ve anlayabilmek... Gerek iş gerekse özel hayatımızda; bizler karşımızdaki insanla iletişim kurarken, sözlü ifadelerimiz ile beden dilimizi (mimiklerimiz, kaş, göz hareketlerimiz, ellerimiz, ayaklarımız, oturuşumuz hatta duruşumuz, görsel imajımız) birleştirerek karşımızdakine ulaşmaya, kendimizi ifade etmeye çalışırız? Düşüncelerimizle sözlerimiz, sözlerimiz ve beden dilimiz, davranışlarımız arasında tutarsızlık olduğunda kimi zaman kendimizi net ifade edemeyebiliriz doğal olarak... Bir diğer ifade yöntemimizde yazılıdır.

Kendimizi doğru ifade edebilmek istiyorsak bazı önemli kriterleri dikkatle uygulayabilmenin çok faydasını görürüz: anlaşılır, açık ve net olabilmenin ve sen yerine ben ile başlayan cümleleri kullanmanın (bana göre, bence, ben bu şekilde .... gibi) etkinliği büyüktür.

Ben ne söylemek istiyorum? Düşüncelerimi doğru ifade edebiliyor muyum? Karşımdakine ne algılatıyorum? Bir çatışma ortamı yaratıyor muyum? Kendimizi iyi tanımak aslında kendimizi doğru ifade edebilmek konusunda da bizi çok yardımcı oluyor. Eğer sürekli aynı ortamdaysak karşımızdakini de doğru tanıyabilmek de iletişimizde ciddi önem taşıyor.

Örneğin bir insana "Sen hep böylesin zaten", "Bunu da beceremezsin sen", "Bak gene aynı şeyi yapıyorsun" "Gene daha önceki gibi hata yaparsın" gibi ön yargılı, karşı tarafın hevesini kırabilecek ve karşı tarafa saldırgan tarzdaki yaklaşımlarla karşımızdakinin duygusal puan hanesine yatırım yapamamanın ötesinde antipati de yaratabiliyoruz. Hatta bazen iyi niyetli düşüncelerimiz karşı tarafta davranış modelimiz nedeniyle tam ters tepki yaratabiliyor. Özellikle çocuklarımızla ve eşimizle iletişimde yapmalısın, etmelisin gibi emrivaki kelimeler olumsuz iletişim yaratabilmek anlamında daha da önem kazanıyor.

Saldırgan ya da agresif ifade yerine karşılıklı güvene kurulu yani her iki tarafında iletişimin sonucunda kazanabileceği tavırlarla kişisel yaklaşımlar daha yapıcı ve başarılı sonuçlar getiriyor. Aynı şekilde pasif yaklaşımlar da karşı tarafta bizimle ilgili olumlu etki bırakamayabiliyor. İletişimde karşımızdakinin bizden farklı bir yapıda olabileceğini göz ardı etmemek de başarılı bir yöntem olabilir mi?

En önemli diğer bir etken ise: empati kurabilmek... Karşımızdakinin düşünce ve duygularını anlayabilmek... Karşımızdakine objektif yaklaşabilmek, rica etmek, karşı tarafta olumlu duygular uyandırabilmek, karşı tarafı yargılamadan, suçlamadan yaklaşım gösterebilmek, karşımızdakini etkin dinleyebilmek... Bu yaklaşımların hepsinin -karşılıklı çatışmaları önlemek ya da etkin iletişimi sağlamak anlamında- doğru iletişimin altın anahtarları olabileceğini düşünüyorum.

Hepimizin kişilik yapıları farklı, hepimiz kendimize göre özeliz. Hepimizin hakları var: dinlenebilmek, düşüncelerimizi ifade edebilmek, hayır diyebilmek, evet diyebilmek, hata yapabilmek, duygularımızı paylaşabilmek ya da paylaşmamak, saygı görmek, takdir görmek, onore edilmek, onaylanmak, sevilmek, sevmek ve bunun gibi daha hepimizin kendisi için sayabileceği bir sürü hak… Bu nedenle kendimizi ifade ederken karşı tarafın kişisel alanına fazla müdahale etmemeye özen göstermek, haklarına saygı duymak, kendi doğrularımızı kabullendirmeye uğraşmak yerine ben böyle düşünüyorum ile sınırlı kalabilmek, karşı tarafı değiştirmemeye çalışmak gibi dikkat etmemiz gereken bir davranış modelini benimsemeye çalışmak iletişimi güçlendiriyor, olumlu geri bildirim alabilmeyi sağlıyor.

Doğru iletişim; davranışların ve kişisel becerilerimizin bir ürünü aslında… Kişisel farkındalığımızda olabilmek… Baş edemediğimizi/edemeyeceğimizi sandığımız insanlarla bile baş edebilmeyi başarmak aslında tamamen bizim kendi içimizdekilerden, bizim ifade tarzımızdan ve kişisel seçimlerimizden, güçlü irademiz ve yapımızdan geçmiyor mu aslında? Ya da kararlılık, kararların arkasında dimdik durabilmek? Kendi iç benliğimizi doğru tanıyabilmek? Gerekli yerde evet, gerekli yerde hayır diyebilmek ama bunu gene olumlu ifadelerle yapabilmek? Karşı taraftakinin duygusal hanesinde puan kazanırken, bizim puan hanemize yazdıklarımızı dengede tutmayı, iletişimde olumlu anlamda sürdürülebilirliği sağlayabilerek mi?

"Açık olmamak/olamamak" sorunların çözümüne engel mi?:

Kendini doğru ifade edebilmek... İletişimin sağlıklı ilerleyebilmesi anlamında en etkili ve esas kriterlerden birisi...

Anlaşılmadığını düşünmek ya da "beni anlamıyorsun" kelimeleri ile karşı karşıya bırakılmak...

Paylaşılan diyaloglarda ya da ilişkilerdeki en büyük sorunlardan birisi; bir tarafın ya da her iki tarafın birbirine açık olmaması ya da yeteri kadar açık olmamasından kaynaklanıyor olabilir. Açık olmayan taraf ya da taraflar; duygu ve düşüncelerini diğer tarafla paylaşmak konusunda başarısızlık yaşıyor olabilirler. Kapalı olan tarafın sergilediği bu tutum diğer tarafın "kendince" yargılara varmasına sebebiyet verebilir.

Bu tür durumlar iletişimde kopukluklara, geginliklere ya da sorunların çözümlenmesinde sıkıntılar yaşanmasına sebep olabilir. Hatta iletişim sırasında gelişebilen tartışmalar devreye girdiğinde, o an söylenen sözlerin ya da anlık öfkeyle yapılan fevri davranışların daha sonraki aşamada pişmanlığa dönüşmesi ile karşı karşıya kalınabilir.

Taraflardan biri konuşmalarında ya da davranışlarında yeterince açık olmadığı ve kendini doğru ifade edemediği durumda, karşı tarafın konuyla ilgili "kendince" yorumlar yapmasına ya da durumu farklı yönlerden algılamasına zemin hazırlayabilir.

Her iki tarafın da birbirini etkin dinlediği, kendini doğru ifade ettiği, iletişime kapalı olmadığı, düşünce ve duygularını açık ve net olarak dile getirdiği iletişim modelinde sorunların çözümü çok daha kolaydır.

Konuşulmayan ya da dile getirilmeyen her sorun başlangıçta küçük bir sorun bile olsa ileriki aşamalarda daha büyük bir sorun haline dönüşebilir ve paylaşılan iletişimin kalitesini de bozabilir.

Sorunların çözümü; biraz da tarafların ben-merkezci çıkışlar yapması yerine empati kurmaya çalışması ile de sağlanabilir. Bir sorun dile getirildiğinde, birbirini anlamaktan öte taraflardan biri ya da her ikisinin sadece kendisini savunmaya geçiş modeli ya da haklı taraf çıkma kaygısı iletişimi kilitleyebilir.

Aynı sorun ara ara taraflar arasında gündeme tekrar geliyor ve sorunun çözümü konusunda bir gelişme sağlanamıyor ise bu durumda tarafların yeterince açık olmaması, çözüme değil soruna odaklı yaklaşımları, çözümden öte birbirinin yıpratma politikası içerisinde davranıyor olmaları sorunun çözümünü engelleyen kriterler olabilir. Bu durum zamanla her iki tarafı da yorabilir, bezdirebilir.

Kaliteli ve huzurlu ilişkilerin temelinde; sorunları çok fazla büyümeden, doğru ve dingin ifade diliyle ve her iki tarafın da anlayışlı ve kendini net karşısındakine açarak, kaybetme korkusunun arkasında ezilmeden yaklaşımı da önemli kriterler arasındadır.

Sorunların çözümünde açık olma etkisinin anlamı şu noktalarda kendini önemini hissettirebilir:

Beni dinliyor mu? Beni anlıyor mu? Birbirimizi dinliyor ve anlıyor muyuz?

Bana değer veriyor mu? Ben ona değer veriyor muyum? Bunu birbirimize hissettirebiliyor muyuz?

Bir sorun yaşandığına inanıldığında bu karşı tarafla konuşarak paylaşılıyor mu? Davranışlarla mı ima yoluna gidiliyor? Karşı tarafın diğer tarafı çözmesi mi bekleniyor?... Dağ, dağa küsmüş; dağın haberi olmamış misali...

Bir sorun ya da bir tutum karşısında, kendini kötü hissettiği ya da rahatsız olduğu durumda bir taraf diğer tarafa-doğru zamanda, doğru yerde doğru yöntemlerle- açılabiliyor mu?

En güzel ve uzun ömürlü paylaşımlar; her iki tarafında huzuru bulduğu, birbiri ile iletişimden keyif aldığı ve tarafların yorulmadığı, birbirini yormadığı ve gerilmediği iletişim ile mümkün olabilir.

 

 “İkna etme ve etkileme” yeteneğinin gücü ve empati geliştirebilme:

SözleÅ?mesi, Içecek, Beyin Fırtınası

Etkileme gücü: ikna etme, etki yaratma ve kendini ifade ederken kabullendirebilme becerisi, iletişimi verimli yönetebilme başarısı gibi kriterlerin birleşiminin yarattığı kişisel bir güç…

Bireyler arasındaki etkin iletişimde anlama ve anlaşılma faktörlerinin etkisi büyük… Etkin iletişim; karşıdaki tarafı, diğer tarafın kendi düşünce ve duyguları konusunda gerçekten ikna edip, edememekle de ilişkilendirilebilecek bir durum…

İkna edebilme gücünün sağlamlaştırılabilmesinde en önem kazanan konulardan birisi de empati kurabilme yeteneği aslında… Bireyin, mantık ve duygusal yaklaşımlarındaki bağlantıyı dengede tutabilme çabasının yanında empati kurabilmesinin de karşı tarafı ikna etme konusunda etkisi büyük…

İkna etme gücü kazanımı; ilk aşamada iletişimde kopukluğuna neden olan düşünce ve davranış modellerinin ne olduğunu tarafların keşfetme çabası, iletişimi güçlendirmek için farklı yöntemler bulmaya emek vermesi ile de gerçekleşebilir. Bir bireyin diğer bireye yaklaşım tarzı iletişimi ya kaliteli kılabilir ya da tamamen koparabilir.

Karşı tarafı kaba davranışlar, ağır ve yargılayıcı sözler, tenkit veya zorlama tarzındaki yaklaşımlarla ikna etme beklentisi biraz deveye hendek atlatmaya çalışmak gibi bir şey… Baskılama yapılması ya da tehditlerle istenileni yaptırma çabası aksine ters tepebiliyor. İnsan yapısı; aşırı tenkit edilmenin, sürekli suçlandığı bir dilin kendisine kullanılmasının karşısında çok fazla esnekliğini koruyamayabilir.

Bunun en basit örneğini çocuklarla iletişimde bile fark etmek mümkündür. Çocuklar, –me’li, ma’lı yaklaşımlardan bilirsiniz ki; hiç hoşlanmazlar hatta söylenenin aksini yapmak gibi bir geri bildirimleri vardır. Bu durum aslında yetişkinlerde de geçerlidir.

Her insanın doğasında, " samimi " takdirler duyma, teşvik edilme, önemsenme, ihtiyaç duyulduğunun ya da önemli olduğunun hissettirilmesi, benliğine saygı duyulması gibi duygusal ihtiyaçlar vardır. Samimi ve hak edilen övgüleri paylaşabilmek (yapay ve asılsız övgüleri kastetmiyorum), takdir edebilmek karşı tarafı gayrete getirebilen yaklaşımlar arasında sayılabilir.

İkna edebilme gücü; karşı tarafa heyecan verebilmek, kendi düşüncelerini anlatırken “Ben” kelimesini daha çok kullanabilmek (Ben bu konuda böyle düşünüyorum, ben ……. şekilde hissediyorum, bence ……….. şekilde olması daha doğru, …. gibi… ), başka insanların farklı düşünce ya da davranış modellerinin olabileceğini kabullenerek yaklaşabilmek ile de kazanılabilir.

Karşı tarafı (samimi anlamda) etkilemek; onun düşünce ve isteklerine ( bu istekler; yapılabilirliği her iki taraf için de makul sınırlar içinde kalabildiği durumlarda) değer vermek ve bu değeri ona hissettirebilmek, onun gözüyle de olaylara bakabilmeye çalışmak, onu anlayabilme çabası ile de mümkün olabilir. Diğer bir insanı anlamak; aslında biraz da kendini anlamakla da ilişkilidir.

Her insanın saygıyı hak eden bir kişisel dünyası vardır. Bir de kişisel kişilik alanları… Bu kişisel kişilik alanlarının sınırları başka biri tarafından olması gerekenden fazla geçilmeye başlandığında kişi tepkiler vermeye başlayabilir. Diğer tarafın kişisel kişilik sınırlarını çok fazla zorlamayacak yaklaşımlarda bulunabilme özeni gösterilebilmesi de iletişimin kalitesini etkilyen güçlü bir etken olabilir.

Aslında bireyler arasındaki huzurlu, her iki tarafın da memnun kaldığı paylaşımların sürekliliği; bireylerin duygu kontrollerini yapabilmesi, karşısındaki insana nefes alacak alan bırakabilmek konusunda daha hassas yaklaşımı, diğer tarafı daha verimli anlayabilmek konusunda çaba sarf etmesi, düşünce ve duygularını etkin ikna yöntemlerini deneyerek ifade edebilmesi ile çok daha mümkün…

Sorunların nedeni her ne olursa olsun çözümleri bulmak gene insanın kendi çabası, yaklaşım tarzlarındaki seçim şekli ve kendi içindeki enerjisini yapıcı kullanımı ile daha mümkün olabilir mi?

Sadece biraz istemek…

 

Yeşim Buyurgan

Kişisel Gelişim Uzmanı, Eğitmen

 

Facebook: Yeşim Buyurgan

 

  • *Yazılar telif hakları gereği yazar ismi veya kaynak belirtmeden kullanılamaz. 

 

Abbas Oğuz bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

İnsan,iç hazinelerinin o kalın örtüsünü kaldırıp umdunu,şevk ve heyacanını,yaşama gücü ve sevincini elde edebilecek akıl ve sevgi gücünü mutlaka devreye sokmalıdır diye düşünüyorum ben de...Hayalleri gerçekleştirmeye katkısı büyük yazınızı zevkle okuyup inceledim Yeşim hanım.Ne çok faydalısınız biz okurlarınıza.çok sağolun.Selam ve saygılarımla daimi sevinçler gezinsin ömrünüzde.

Abbas Oğuz 
 04.11.2018 13:04
Cevap :
Abbas Bey merhaba, ne güzel ifade etmişsiniz, var olun. Öğrendiğim, deneyimlediğim şeyleri paylaşmayı seviyorum, ne mutlu bana bunu doğru şekilde yapabiliyorsam. Selamlar  05.11.2018 9:02
 
 
Toplam blog
: 92
Toplam yorum
: 402
Toplam mesaj
: 26
Ort. okunma sayısı
: 3602
Kayıt tarihi
: 10.11.10
 
 

İstanbul Teknik Üniversitesi Kimya Bölümü'nden Kimyager olarak mezun olmuştur. 1996-1997 yılları ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster