Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Temmuz '08

 
Kategori
Dostluk
Okunma Sayısı
781
 

Kendine gel !

Kendine gel !
 

"Dost" bildiğin, arkana dolandı mı dikkat!...


Sağanak yağmurlara yakalanır bazen yüreğin. Hele de şemsiyesizsen o sıra, yüreğinin iliklerine kadar işler soğuk damlalar. Her doğa olayının bir nedeni olduğu gibi, bu apansız bastıran sağanak da esaslı bir nedene dayanıyordur. Ne kadar esaslı olursa olsun bu neden, yine de boşunadır onca soğuğu yemen. Çünkü sen ağrıdan, sancıdan kıvranırken, esaslı neden her neyse, ıslık çalarak, keyifle yoluna devam ediyordur. Bir tas sıcak çorba verip, bir iki cümleyle seni yatıştıracak kimsen de yoksa yanında -ki böyle durumlarda herkesin çok önemli işleri çıkar - koyu bir karanlığa yumup gözlerini, sağanağın dinmesini beklersin. Yine de kimse görmesin istersin yüreğinin sırılsıklam, buz gibi ıslandığını. Dost bildiklerini gözden geçirirsin birer birer. Bir omuz ararsın, bir insan sıcağı ararsın. Çölde bir yudum su arar gibi…

Dostlar birer birer gelip dizilir karşına. Bir tabur asker gibi, hazırol duruşunda, devinimsiz… Belki onlar değil de sensindir devinimsiz olan. Yaprak kıpırdamaz yüreğinde. Ağlamak istersin, ağlayamazsın; bağırmak istersin, bağıramazsın. Bir tabur asker, hep bir ağızdan o bildiğin, ezberlediğin, artık bıktığın ezgiyi söylemeye başlar. Böyle durumlarda kafan hiç çekmez koroları.

Özellikle de soloları çekmez kafan. Ne kadar detone ses varsa bu sololarda ortaya çıkar.

Dalgalı bir denizde yol almaya çalışan vapur gibisindir artık. Her an karaya vurabilir, parçalanabilirsin. Fırtınanın geçmesini beklemekten başka yapacağın şey yoktur. Evet, fırtına eninde sonunda dinecektir; ama senin yelkenini, direğini, güverteni darmadağın ederek…

Yeniden yola çıkmak için dağılanları toparlaman, kırılanları onarman gerekecektir. Her fırtına, her yeni limanı biraz daha uzağa atacaktır. Sonunda, bir limana vardığında, beklemekten usanıp çekip gittiğini anlarsın bekleyenlerinin. Al sana, yeni bir yıkım daha !

Hayat böyledir işte. Bazen sen treni kaçırırsın, bazen de tren zamanında gelmez. Bir de bakarsın ki treni kaçırmanın “esaslı nedenler”i, senin kaçırdığın trene atlamışlar, sana el sallıyorlar trenin penceresinden. Kendini aptal ve aldatılmış hissedersin. Daha doğrusu birileri senin kendini böyle hissetmenden müthiş bir keyif alırlar. Çünkü zeki ve uyanık olmak, savaşı kazanmaktır bu sistemde. Aslında iyi insan olmak, hatta dost bulmak da bir o kadar kolaydır. Kimseye derdini açmayan, ama herkesin acısına, derdine ortak olan, hiç şikayet etmeyen, eleştirmeyen, sorgulamayan, haksızlığa baş kaldırmayan biri gibi görünebilir, biraz da cömert davranabilirsen, etrafında kalabalık bir dost çemberi görürsün.

Sen sen ol, kimseye derdini açma, kimseye iç karartıcı bir şeyler söyleme ! Eğer tersi bir davranış gösterirsen, şu sözleri duyman kaçınılmazdır: ” Sen sordun mu bana, ne haldesin, bir derdin var mı diye ?” Hayır, sormadım. Asla da sormayacağım. Çünkü sana böyle bir soru sormam, sana ve senin dostluğuna tam güven duymadığım anlamına gelir. Bir derdin var da bana söylemiyor, benim sormamı bekliyorsan, burada bir güvensizlik sorunu var demektir. Evet, sormadım ve sormayacağım ! Sen söyleyeceksin ! Dolaylamalarla değil, doğrudan söyleyeceksin bana sorununu ki ben anlayacağım o an, omzuma yaslanmaya ihtiyacın olduğunu.

Dost bulmak çok kolaydır, demiştim. İnsana ait olan sorunları masaya yatıran, insanı ya da toplumu konu alan yazılar yazan biri olmak yerine bir “Güzin Abla” köşesi açar da her derde salata sosu olursan, iyi insan, iyi dost olur, üstelik reyting rekorları kırarsın. Dost bulmak çok kolay ! Ama hep göz ardı edilen bir şey var bu konuda:

Dost, aranan, bulunan ve olunan bir kavram değildir. Dost ya vardır, ya da yoktur! Dost, tıpkı bulut gibi, gökte bir yıldız gibi, dalda çiçek, ağaçta yaprak gibi bir şeydir. Ya vardır, ya yoktur. Varsa, asla yitirilmez. Yoksa…? Geçmiş olsun !


Zelin Artuğ, Temmuz 2008, Yeryüzü

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

bir yazar, 12 eylül'den yıllar sonra özgürlüğüne kavuşan bir siyasi tutukluyla ''içerdeki'' hayat hakkında konuşurken söz dostluktan açılır. şöyle der eski tutuklu; '' birgün, sekiz zeytini dokuz kişiyle eşit olarak bölüştük'' ne dersiniz, biz dişarıdakiler bunun hesabını yapabilir miyiz? dostluk denince aklıma hep bu söz gelir. sevgiler, selamlar.

hazandagüzeldir 
 29.07.2008 9:34
Cevap :
Evet, "içerdekiler" kadar eşit olursak, bunun hesabını yapabiliriz. Tabi en güzeli hem mahpusta olmamak, hem içimizde bir mahpushane barındırmamak ,(Nazım H.) hem de eşit olmak. Sevgiler.  29.07.2008 14:53
 

Sormuşlar bir bilene dost kimdir? Hissettin mi dostluğu? Bilgin demiş; Karşılığı olmadan verilir mi hiç yürekteki sevgi? Dostluk dediğin; tek bir ruhun, iki ayrı bedende dirilmesi... Teşekkürler yazınız çok güzel. Okyanus yürekli dostlarınız olması temennisiyle.

ezgi sıla 
 13.07.2008 15:47
Cevap :
Merhaba, Derinliklerde, alabildiğine engin ve dingindir okyanuslar. Sığlaştıkça başlar deniz çalkanmaya. Okyanus yürekli dostlar daima vardır. Enginde... engin denizleri sevenler için... Siz de hak ediyorsunuz yüreğinizle okyanuslarda dolaşmayı. Teşekkürler, selam ve sevgiler.  13.07.2008 16:43
 

Size aynen katılıyorum..Hayat'ta dostum diyebileceğiniz insanı bulmak çok zor..Bu tamamdır diyorsunuz,ama bir müddet sonra yanıldığınızı görüyorsunuz..Sevgiler...

star 
 12.07.2008 16:01
Cevap :
Merhaba, İnsanın da gecesi ve gündüzü vardır. Belki de yanıldığımızı sandığımız zamanlar, dostun gece olduğu zamanlara denk düşüyordur. Sevgiler, saygılar.  13.07.2008 0:38
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 133
Toplam yorum
: 798
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 999
Kayıt tarihi
: 04.07.08
 
 

Yaşam, sorulardan ve yanıtlardan oluşmuş. Her soru, aynı zamanda kendinin yanıtı... Çift yumurta ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster