Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Temmuz '11

 
Kategori
Etkinlikler / Festivaller
Okunma Sayısı
837
 

Kepez/ Kayısı/ Edip Akbayram

Kepez/ Kayısı/ Edip Akbayram
 

Foto:Ş:ODABAŞI Şarkıcı Kübra


Büyük kentlerde değil de, daha çok beldelerde, nüfusu az olan bölgelerde yapılan şenlikleri ve festivalleri önemsiyorum ben. 

İnsanların senede bir eğlenmeleri kadar doğal ne olabilir? 

Şenliklerin yapılmasını her zaman destekliyorum. 

“Ne lüzum var bu kadar para harcamaya” teraneleri de bir kulağından girip diğerinden çıkıp gidiyor. 

Kepez artık nüfus olarak küçük bir yer değil. Çanakkale ile birleşmiş. 

Yinede Kepez’in ayrı bir havası var. 

Bu yıl, 17.si yapılan bir şenliği var. 

Kepez’de yetişen bir meyvenin etrafında toplanmış insanlar, şenlik düzenliyorlar. 

Çocuklar sünnet oluyor. 

Yörenin önemli bir ürününe, dikkat çekiliyor. 

Bir hareket var. 

İnsanlar bir araya gelip eğleniyorlar. 

Bu bahaneyle yılda bir görüşenler, sevinçle sarılıyorlar birbirlerine. 

En önemlisi, bazı insanlar ilk defa bir sanatçıyı “canlı canlı” izliyorlar böyle bir şenlikte. 

Hem de para ödemeden. 

Kimileri, gelen sanatçıyla bir fotoğraf çektirebilirse, sonraki günlerde arkadaşlarına hava atıyor. 

“Bak benim Edip Akbayram’la çektirdiğim fotoğrafı görüyor musun?” 

“Sen hiç konsere gittin mi?” 

“Git oğlum git. Ot gibi yaşama!”…gibi konuşmalar geçer, insanlar arasında. 

Küçük mutluluklar ve övünmelerdir bunlar. 

Benim, hiçbir sanatçıyla fotoğrafım yoktur. 

Onur Akın’la çok kez bir masada oturdum. Bir fotoğrafım bile yok. Hiçte önemsemedim. 

Sunuculuğunu yaptığım bir konserde, ”Haluk Levent’le” bir fotoğrafım var. Onu da çeken bir seyirci gönderdi bana. 

Benim için önemli değil böyle şeyler. 

Kepez’de yapılan şenlikte Edip Akbayram’la görüşmek istedim. Hem de çok istedim. Fotoğraf çektirmek için değil, “beste vermek” için. Bazı arkadaşlardan rica ettim. Konser öncesi “görüştürün beni” diye. Kimse önemsemedi. Kısacası, görüşemedim. 

Sahneye bir saldırı düzenleseydim, belki görüşebilirdim. 

O harekette, “Tarkan” konserlerinde delibaşlar tarafından yapılır. 

Neyse, Belediye Başkanı Ömer Bey, konserden sonra “balıkçıya” gel dedi. 

Bende gitmedim. Saat gece yarısı olacak, bir iş değildi benimkisi. 

Gitsem bile, birçok insan vardır sanatçının etrafında. 

Bir de “kalabalıkta eşek kuyruğu” kesilmez, demişler. 

Geri çekildim. 

Kısacası, Edip Akbayram’la görüşemedim. 

Doğru yazılar yazabilmem için, sanatçı ile konuşmam bazı şeyleri analiz etmem gerekir. 

“O fırsatlar bize verilmiyor.” Bu güne kadarda hiç verilmedi. 

Herkes “şunu yaz bunu yaz” der. Kalem veren olmaz. 

“Benim şarkılarım var, almak isteyen yok mu?” diye ortaya atılacak bir durumum yok. 

“Sepetçiler gibi” ortada gezinmekte hoşuma gitmez benim. 

Ben iddia ediyorum, “benim yaptığım şarkılar bir gün birileri tarafından aranacak.” Ben olmayacağım o zaman belki de. 

Önemli değil. 

Benim hiç telaşım yok. 

Âşık Veysel’i Ahmet Kutsi Tecer, keşfetmeseydi. Âşık Veysel “ben buradayım” diye kimseye ses etmeyecekti. Âşık Veysel keşfedildiği güne kadar hep vardı. Şimdi de var. 

Olsun. 

Edip Akbayram, şarkılarını okurken pür dikkat dinledim. 

“O” daha çok dinletir kendini. 

Her şarkısının öyküsünü biliyorum. 

Can Yücel’in şiirinden bestelenen, “Aşk olsun” adlı şarkıyı dinlerken ”aşk olsun sana çocuk/Aşk olsun/Acıyorsam sana/Anam avradım olsun” sözlerinin içeriğindeki büyük yemini anlayamayanlar, ”ana ile avrat arasındaki cinselliği” tartışıyorlardı. Hem de resmi bir aracın önünde. ”Anam avradım olsun” sözlerindeki yeminin büyüklüğünü ve dönülmezliğini anlayamamışlardı. 

Acımıyor işte, acımayacak. Kimse acımasın. “Ben acıyorsam, sen acıyorsan ”anamız avradımız olsun. 

“Siz acıyorsanız” sizin de “ananız avradınız olsun.” 

Edebiyatçı gibi birde açıklama yapıyorum. 

Ben ne anlarım şiirden. 

Özür dilerim, Can Baba! 

Edip Akbayram’ın sesi çok güçlü. 

Müzik anlayışından taviz vermeyen, birileri tarafından sürekli hırpalanan bir sanatçı olarak kendisini taktir ediyorum. 

Edip Akbayram, türkülerini çok titiz bir çalışmayla seçiyor.Anadolu insanı da kendisini seviyor ve destekliyor. 

Gerçekten benim ninem severdi, Edip akbayram’ı. 

Ben dinliyorum yıllardır. 

Benim çocuklarım dinliyor. 

Ninemin torunları var. 

Bence üç kuşak değil, dört kuşak dinliyor Edip Akbayram’ı. 

Edip Akbayram’ın arkasındaki, müzik emekçilerini de çok beğendim. 

Nefeslilerde kaval çalan Karslı arkadaş, kendisini kanıtlamış birisi. 

Konserde öyle bir kaval çaldı ki, bütün şarkılar şaha kalktı. Kaval tekniğine yenilikler eklemiş, kendisini çok geliştirmiş.. İlkel denilen, perdeleri değişmeyen çobanların müzik aleti tam bir “Anadolu Çığlığı” olmuştu gecede. 

Bağlamayı çalan arkadaşın adı “Yolcu” olarak söylendi. 

Yolcu şöyle, Kepez’den geçerken bakmış bir konser var, katılıvermiş. 

Arada verilen mola da, şelpe ile ezgiler dinletti bize. Ardından da ”Uğurlar Olsun” türküsü ile geceye renk kattı ”Yolcu” arkadaş. 

Türkünün sonunda da her şeyi, “Atatürk Gençliğine” armağan etti. 

Eyvallah. 

Yolcu yolunda gerek. 

Dön dolaş, sen yine gel. 

Edip Akbayram, okuduğu bazı şarkıların bestecilerini söyledi. Mahsuni dedi. Neşet Ertaş dedi. 

“Bekle Bizi İstanbul” şarkısında, “Onur Akın” demedi. Sözlerini “Vedat Türkali” yazmıştır demedi. 

“Sen Benden Gittin Gideli” şarkısını güzel okudu. “Mazlum Çimen’den” bahsetmedi. 

Merak etmeyin, bu hata sadece bir sanatçıya yüklenemez. 

İnternette bile şarkının sözleri yazar. Şiirin altında kime ait olduğu yazılmaz. Besteyi yapan sanatçının adı yazılmaz. 

Bu nedenle birçok genç, “Uzun İnce Bir Yoldayım” türküsünü “Tarkan” yazmıştır diye söyler. 

“Söz yazarları ve besteciler” bu ülkenin yetim çocuklarıdır. 

Ben bu nedenlerle, Edip’le kolay kolay görüşemem. 

Edip Akbayram’ı dinlerken bir ses vardı vokal de. 

O bir çığlıktı. 

Haklı bir çığlık. 

Şarkılara bir renk bir kuvvet veriyordu ki, dikkatimi çekti. 

Bu sesin kim olduğunu daha sonra öğrendik. Edip Akbayram’ın kızı “Türkü”. 

“Türkü Akbayram.” 

Armut, gerçekten dibine düşmüş. 

Sahnede iki şarkı seslendirdi. 

Zülfü Livaneli’nin “Salkım Söğüt” şarkısı ve İlhan Şeşen’nin “Rüzgâr” şarkısı. 

Bu kız, şarkı türkü söyler. 

Pişmesi lazım. 

Daha çok sahne tozu yutması lazım. 

Okuduğu şarkıların, kimlere ait olduğunu söyleseydi keşke. 

Edip Akbayram’dan önce sahne alan pop sanatçısı “Kübra” vardı. 

Şenliğin başında fantezi şarkılar ve türkülerle bizleri coşturdu. “Sen Aksu” ağırlıklı şarkılar hareketli türkülerleri seslendirip, seyircilerin arasına katılarak sempati topladı. 

Kübra’nın arkasında, klarnet çalan arkadaşı çok beğendim. 

“Kübra, ” yazları Çanakkale’ye gelip tatil kamplarında müzik öğretmenliği yaptığını belirterek, Çanakkale’ye yabancı olmadığını anlattı bizlere. 

İleride iyi bir yerlere gelecek nitelikte, güzel bir sesi var Kübra’nın. 

Mihrabı da yerinde! 

 

En sona bıraktım. 

Kepez içinde yaşayan vatandaşlarımızın oluşturduğu, Halk Oyunları ekibinin oynadıkları yöre oyunlarını yabana atmamak lazım. 

Birde, Kepez Belediyesi Kültür Merkezi’nde bayanların oluşturduğu halk oyunları ekibi var. Öyle genç kızların oluşturduğu bir ekip değil. Çoluğu çocuğu olan annelerin oluşturduğu, bir ekip. 

Bir şenlik bir günde yaşandı bitti. 

Anılarımıza bir şeyler daha eklendi. 

Yarın anlatacağımız bir şeyler belleğimizde yerini aldı. 

Edip Akbayram geldi gitti. 

Herkesin önemsediği bir şeyler var. 

Bizim hava atacağımız, bir fotoğrafımız yok. 

Yokta, şarkıları ezbere bilmek daha önemli benim için. 

Emeği geçenler... 

Hepinize teşekkürler. 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 420
Toplam yorum
: 596
Toplam mesaj
: 69
Ort. okunma sayısı
: 1554
Kayıt tarihi
: 19.12.08
 
 

1957 Çanakkale/Yenice doğumluyum. Öykü ,deneme, şiir yazarım. Yazdığım bir çok şiirin bestesini d..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster