Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Mart '08

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
4245
 

Kibele'den Pandora'ya...

Kibele'den Pandora'ya...
 

Anatanrıça (Kibele) heykeli


Hint Mitolojisinde kadının yaratılışı şöyle anlatılır: ''Tanrı yaprağın hafifliğini, ceylanın bakışını, güneş ışığının kıvancını, sisin gözyaşını aldı; rüzgarın karasrızlığını, tavşanın ürkekliğini buna ekledi. Onların üzerine kıymetli taşların sertliğini, balın tadını, kaplanın yırtıcılığını, ateşin yakıcılığını, kışın soğuğunu, saksağanın gevezeliğini, kumrunun sevgisini kattı. Bütün bunları karıştırdı, eritti ve kadın yaptı. Yarattığı kadını sevsin diye erkeğe armağan etti.''*

Kadınlar günü diye bir kavram var! (Maalesef!). Neden erkekler günü yok iken kadınlar günü var? Niye özel bir günü sırf kadınlara ayırmışlar dersiniz? Diğer kalan günler erkeklerin midir acaba?

Pervin Erbil'in ''arkadaş'' kitabevinden yayınlanan kitabı ''Kibeleden Pandoraya''; kadının tarihsel yenilgisini anlatıyor. Antropoloji ile başlayan, sonrasında prehistorya, arkeoloji, mitoloji ve tarih bilimlerinin bir sentezi şeklinde olan kitap KADIN'ı anlatıyor.

Tarih boyunca kadının statüsü neredeydi, nereye gidiyor? Anaerkil sistemden ataerkilliğe; tanrıçalıktan köleliğe geçiş süreçlerini ilginç noktaları vurgulayarak sunmuş bir kitap bu.

Paleolitik (Yontma Taş) çağlarda (İÖ 2 milyon yıl- İÖ 12 bin yıl arası) yaşayan Homo erectuslardan şimdiki Homo sapiense geçtik. Bu sayede zaman içinde, herkesin birbiriyle seks yaptığı dönemden, önce ''klan'' yani bir nevi aile içi (ana-oğul ve kardeşler arası) ilişkinin reddi sonra da tam aile kavramının gelişmesi ile sonuçlandı. Ama maalesef günümüzde hala, Homo erectuslara üçüncü sayfa haberlerinde rastlamaktayız!

Mezolitik (Orta Taş) çağda (İÖ 12 bin- İÖ 6 bin yılları), ''venüs'' heykelciği ile betimlenen kadın verimlilik tanrıçası olarak kabul ediliyordu. Çünkü kadın soyunu devam ettirecek bebekleri doğuruyordu. Birçok kadının birçok erkekle ilişki kurduğu ''grup evliliği''nde babalık konumu belirsizdi. Çocuklar annelerini tanıyor ama babalarını bilmiyorlardı. Dolayısıyla erkeklerin, dünyaya gelmelerine neden oldukları çocuklar üzerinde, hak ve nüfusları bulunmuyordu. Kadının bu dönemde tanrıçalık rolü, ekonomiye erkekten daha fazla katkıda bulunmasından öte, esas olarak aydınlığı, sevgiyi, üretkenliği ve koruyuculuğu temsil ediyor olmalarından kaynaklanıyordu.

Erken Neolitik (Yeni Taş) çağda (İÖ 6000- İÖ 3000) ise, alet çantasının genişletilmesi ve en önemlisi de tarımın kadın tarafından keşfi kadının statüsünü gittikçe artırmaktaydı. Çocuk doğurarak verimliliğini her daim gösteren kadın, toprağı ekip-biçiyor ve ürünleri ile yemek yapıyor, hatta bunları, keşfettiği çömlekler içinde saklıyordu. Çatalhöyükte bulunan yaşama ait birçok kalıntı bunları destekliyordu. Ana ile özdeşleşen toprak öylesine kutsaldı ki, Kızılderili Smohalla müritlerine ''ana bağrı eşelenmez'' diyerek toprağı eşelemeyi yasaklamışken, Orineca kızılderilileri ise toprağın tohumlarının kadınlar tarafından atılmasının bereketi artıracağını düşünüyorlardı. Kadın neolitik dönemde göklerdeydi. Çatalhöyükte bulunan Anatanrıça heykelciği (Kibele) bu dönemi çok net bir şekilde gözler önüne sermektedir.

Kadının statüsünün değişiminin miladı, İÖ. 3000 li yıllardı. İÖ. 3000 yılı öncesinde kadın, ekonomik ve toplumsal işleyişte büyük roller üstlenmiş, önemli, değerli, saygın, sözü geçer ve tanrıçalığa yükseltilmiş sevgili bir varlıktı; sonrasında ise yere düşmüş bir yıldız! ''Teknoloji yağmuru''nun baskısı ve erkeğin çok yönlü sistematik çabalarıyla kadın, toplumsal üretimden dışlanmış, değersizleşmiş, saygınlığını yitirmişti. Anaerkil yapıların yerini almaya çalışan ataerkil sistem, hukuk, din, söylence ve diğer alanlarda kadına karşı yoğun bir etkinlik içindeydi. Sonunda istediğini elde etti ve sosyal ve ekonomik yaşamın kilit noktaları erkeğin eline geçti. Kadın kendisine yönelen yıkıcı etkinliklere birtakım savunma mekanizmaları geliştirdi. Lesbos'ta Sappho, İskenderiye'de Hypatia adında, kadına uygun görülen kalıplarda yaşamayı reddeden kadınlar çıktı. Öte yandan Yakındoğu, ikincil bir konumu kabul etmeyerek politik arenada boy gösteren ve erkeklere ayrılmış mevkilere oynayan ilkçağ kadınlarının da yaşam alanıydı. Sebeknefru, Hatşepsut, Belkıs, Semiramis, Kleopatra, Zenobia, biraz daha doğuda Tomyris ve kuzey doğuda Tamara gibi kraliçeler bu topraklarda yetiştiler.

Şimdilerde ise kadın, hala kadın. Kadın, üzerine oynanan oyunların bir parçası. Kadın, hala dayağa layık görülen saçı uzun aklı kısa. Kadın, elinin kiri. Kadın, sadece bir seks sembolü.

Kadın hakettiği yerde değil!

( Kibele: Frigyalıların büyük ana tanrıçası.
Pandora: Yunan mitolojisinde baştanrı olan Zeus'un erkekleri cezalandırmak için, yaratılmasını buyurduğu ve çoğu çocukları ya da kardeşleri olan tanrı ve tanrıçaların elbirliği ile yaptıkları kadın.Mitolojiye göre Pandora, erkeklerin arasına elinde içinde kötülüklerin gizlendiği bir kutu ile gelmiş ve kutuyu açtığında kötülükler onun aracılığıyla yeryüzüne saçılmıştı)
(*:''Kibele'den Pandora'ya'' kitabından aynen alınmıştır).

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 71
Toplam yorum
: 268
Toplam mesaj
: 29
Ort. okunma sayısı
: 2086
Kayıt tarihi
: 11.03.07
 
 

1979 doğumluyum. Severek ve isteyerek girdiğim tıp fakültesini bitirdikten sonra veterinerlik de oku..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster