Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Kasım '18

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
585
 

Kızını Dövmeyen Dizini Döver :(

Kızını Dövmeyen Dizini Döver  :(
 

______________ Sıla; Sıla'ların sesi oldu...______________


Bugün ne çekiyorsak toplum olarak ; bunun müsebbibi, eğitimi bir lüks olarak gören, olsa ne olur olmasa ne olur zihniyetine sahip  ekseriyet ve bunların yaşama bakışları, uygulamalarıdır.

Eğitimi sadece yüksek öğrenim görmek, hatta birden fazla lisans düzeyinde diplomaya sahip olmak sananlar olabilir. Hep vurgulandığı gibi asıl ve temel eğitimin kaynağı AİLEdir oysa.

Aile ocağında; kişinin önce kendine , yakın çevresine sonra da bulunduğu topluma, milletine ne kadar yararlı ya da ne kadar zararlı olacağı konusunda ilk ve en önemli temel atılır.

Ailesinde annesinin, kardeşlerinin, kendisinin şiddete maruz kaldığını görerek yetişen; sevginin, saygının, hoşgörünün, yardımlaşmanın, fedakârlığın ; insan ruhunda yarattığı o emsalsiz dokunuşları tatmadan büyüyen bir insandan ne beklenilebilir ki...

Kaç fakülteden diploması olursa olsun,  yurt dışında adını hep duyduğumuz ünlü üniversiteleri bitirsin isterse... Böylesi mutsuz bir çocukluğun üzerine bina edilecek kişilik,  yaşam boyunca hep eksik hep yarımdır. Böyle bir insan elbet tahsilinin gereğini yapacak, eğitimini gördüğü dalda toplumuna yararlı olacaktır. Ama ... Taaa derinlerde kanayan bir yara; çalıştığı kurumda arkadaşları, yönetici konumundaysa çalışanları, evde eşi, çocukları kısacası çevresi ile olan ilişkilerinin  olumsuz yönde şekil almasına neden olacaktır.

Bir de bu insanın tahsilin yapacağı; tesviye,  kaba söylemle "yontma" işlevinden mahrum kaldığını düşünürsek... Ki,  bizim toplumumuzun büyük çoğunluğu  ne yazık ki bu kesimden oluşuyor. İşte o zaman günümüzde olduğu gibi; gergin, her an birisi ile kavga etmeye hazır, mutsuz, deyim yerinde ise "burnundan soluyan" insanlardan oluşan bir toplumun havasını teneffüs etmek zorunda kalırız.

Ailede neler kazanılabilir...

  Karşılıksız sevgi, çalışmanın yaşamda ne denli önemli bir unsur olduğu bilinci, dürüstlük, başkalarının da en az bizim kadar hakkı, özgürlüğü olduğu fikrininin benimsenmesi. Bunların yanı sıra tertipli , temiz ve bakımlı olmak,büyükleri, yaşlıları saymak, küçükleri korumak gözetmek, disiplin ve sorumluluğun önemini kavramak ... Daha onlarcası...

Bunların tümünü benim gibi eğitimci olanlar da dahil hiç kimse tam anlamı ile yapamaz fikrimce.

Nitekim kendimize dönük sorgulamalarda; ne kadar eksik, yanlış uygulamalarımız olduğunu teslim ediyoruz . Bunu yaparken canımız acısa da... Hepimiz insanız, kusur bizler için. Önemli olan; gerek çocuklarımızla gerek eşimiz ve diğer yakınlarımızla olan iletişimlerimizde, belli bir ortalamayı tutturabilmek, asgari düzeyde AİLE kavramının içini doldurabilmek...

Ailede yaşanan sorunların nedeni; anne ve babanın çocukluğunun kalitesi ile doğrudan ilişkili olduğu fikrindeyim .Çocukluğunda, babasının;  annesine, kardeşlerine karşı sürekli şiddet uyguladığını gören bir babanın; eşinin ve çocuklarının canını yakmakta, onlara fiziki gücünü uygulamada hiçbir beis görmeyeceği açıktır.

İki gündür ekranların ve sosyal medyanın gündeminin ilk sırasına oturan; SILA/Ahmet Kural çifti ile ilgili  yaşanan şiddet olayının  arkasında , binanın temeli kadar hayati,  AİLE olgusu var.

Büyük olasılıkla bu olayın erkek tarafı, çocukluğunda "erkeğin fiziki üstünlüğünü sürekli olarak  gösterdiği" bir aile ortamında büyümüş olmalı.  

İşin bu boyuta gelmesinde kadının hiç mi etkisi yoktur. Bu  başka bir konu. Saygı, sevgi, hoşgörü ancak karşılıklı olduğu zaman bir anlam kazanır elbette. Ama Allah insanlara düşünme, konuşma, anlama yeteneği vermiş. Konuşursun, anlamaya çalışırsın baktın olmuyor. "Sen yoluna ben yoluma dersin."  Kaba güç niye... Uzmanların görüşüne göre kadına ve kendinden zayıfa şiddet uygulamak aslında aczin bir göstergesiymiş.

Söz konusu olan ünlü, özür diledi. "Önce Sıla'dan sonra tüm kadınlardan..." dedi.  Sanırım bunu da; iş arkadaşları dahil kendisine olan yoğun tepkiler nedeniyle söyledi.

Kız çocuğu yetişirken; sen kızsın çok gülme, konuşma, ortalığı temizle, ev işi yap; erkek çocuğuna da; sen erkeksin kızarsın, söversin, kız kardeşinin saçını çekebilirsin. Ev işi mi zinharrr... Oğlum sen bırak annen, kız kardeşin yapar... Diyerek büyütülen bizler...

Sonucu da Sıla'lar ve Ahmet'ler ...

Atalarımız  suçlular ...

Erkeklere ;
"Kadının sırtından sopayı , karnından sıpayı eksik etmeyeceksin."

Evlenen kıza ;
Ne kadar canın yansa da,"KAN KUSUP KIZILCIK ŞERBETİ İÇTİM" diyeceksin
"GELİN GİRDİĞİN EVE GELİNLİKLE GİRDİN, KEFENLE ÇIKACAKSIN" 
dedikleri ve bu haksızlığı töre haline getirdikleri için.

İşin en hazin yönü de,
KIZINI DÖVMEYEN, DİZİNİ DÖVER   diyenler de  genellikle, babalarından dayak yiyen annelerdir.
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Değerli Nur Eşmeli, sorunun tespiti için yaptığınız değerlendirmelerinize katılmamak mümkün değil. Okula: eğitilmiş ve öğrenebilir durumda gönderilmemiş bir öğrenci, (işlenemeyen kalitesiz)kavak ağacı misalidir. Gerçeğinde, öğretmenin öğrenciden, nadide mobilyalar üretilmesi için öğrenci, ceviz ağacı (kerestesi) kalitesinde olmalıdır. Katılmadığım hususlar: İnsan (kadın-erkek) duygusal varlıktır, meseleye kendi penceresinden baktığından, illaki taraflı olacaktır. Ki: Bu da, meselelerin çözümünde çıkmaz sokaktır. Ülkemize, Batı (Avrupa-ABD) insanının aydın-bilinçli ve cennette yaşadığı aktarılır. Gerçeğinde, Antik Yunandan günümüze yaşananların yazıldığı, "Kadınların Tarihi"ni okuyanlar, meselenin (gerçeğini) böyle olmadığını öğrenmektedir. Çözüm: Bu meselelerin arka planında yatanların (kültür-eğitim-çalışma hayatı,vb.) öğrenilmesi için konu geniş planda tartışılmalıdır. Karşılıklı suçlamak, hiç bir meseleyi çözmez, taraflarının saflarını sıklaştırır. Sağlıcakla kalınız.

Canmehmet 
 06.11.2018 12:29
Cevap :
Merhaba.Kavak ve ceviz ağacı.Bence ikisi de işlenebilir, ikisinin farklı kullanım alanları vardır.Önemli olan hangisinin hangi alanda kullanılmaya uygun olduğudur.İlkokula, hatta ana okuluna yeni başlamış bir öğrencinin; kendini yetiştirmiş,mesleğinin öneminin bilincinde olan bir öğretmen ceviz mi kavak mı olduğunu bilir. Elbette ülkemizdeki eğitim sisteminin koşulları gereği ona istediği şekli vermede yetersiz kalır.Finlandiya,Japonya gibi ülkelerde bu yaştaki miniklerin yetenek ve zeka düzeyleri tespit edilip bu doğrultuda eğitim gördüklerini biliyoruz. Zihinsel özürlü çocuklarımız için "karma sistem" dedikleri sözüm ona çocuğu topluma entegre etme amaçlı bir uygulama yapılıyordu(halen var mı bilmiyorum)Hem o çocuk için hem sınıftaki geleceği açık öğrenciler için zulümdü.Yazımda her iki tarafında suçlu olabileceğine değinmiştim."kaba kuvvet niye, herkes kendi yoluna gidebilir" demiştim. Güçlünün zayıfa kaba kuvvet uygulaması, aynı cinsten olanlar için de insanca değildir.Saygılar.   06.11.2018 17:17
 

Çok haklısınız Sevgili Nur Eşmeli, eğitimin başladığı ve hep devam ettiği yer önce ailedir. Orada verilen eğitimde de çok basit ama sıklıkla unutulan bir kural vardır. Çocuk işittiklerinden çok gördüklerinden öğrenir. Yani ne söylediğimizden çok ne yaptığımız, nasıl örnek olduğumuz önemli. Aile kavramının içi boşaltıldı, sizinle aynı fikirdeyim. Aynı evin kapısından giren, aynı duvarlar arasında yaşayanlara aile demiyoruz. O duvarlar arasında, sevgi, saygı, paylaşım varsa, huzur ve birliktelik varsa aile olunuyor. Gördüğüm bir başka husus da, kızların erkeklerden daha donanımlı yetiştiği. Ayaklarının üstünde duran, kültürlü, iyi yetişmiş genç kız sayısı, genç erkeklerden çok. Çünkü delikanlıların çoğu, hala evlerinde şımartılmakta. Çoğunlukla da anneler tarafından hem de. Eskiden askerde olgunlaşılırdı, şimdi onun da 21 günlük bedellisi çıktı. Tatile gider gibi gidiyorlar. Erkeğe bakış açısı değişmedikçe -özellikle de annelerin- daha çok benzer vaka görürüz gibi geliyor. Sevgiler

Çiğdem Timur 
 04.11.2018 11:56
Cevap :
Merhaba ... Bilgisayarda mı sorun var bilemedim yazıyorum gitmiyor.Size daha önce de yazdım ama ulaşmadı.Harika katkınız için sağ olun. Sevgiler...  05.11.2018 19:26
 

Sanırım erkek egemen tolumlarda fiziki üstünlük duygusu kabalık ve cahillikle süslenip genetik bir aktarım olarak neslillerin geleceğini sıkıntıya sokuyor...Duyarlılığınız için sağolun Nur hanım.Çok önemli bir konuydu.Selam ve saygılarımla.

Abbas Oğuz 
 03.11.2018 17:30
Cevap :
Merhaba... Abbas Bey öncelikle teşekkür ediyor,sizi kutluyorum.Yazımı önerdiğiniz ve ilk yorumu yaptığınız için.Ben hemcinslerimden bekliyordum :) "Erkek egemen toplum"olmak sanırım gelişmemiş veya gelişmekte olan ülkelerin özelliği.Dediğiniz gibi fiziki güce sahip olup bir de cahil olmak potansiyel "suçlu"konumuna zemin hazırlıyor. Elbette istisnalar var...Hele bir de yazımda belirttiğim gibi bir önceki kuşak; beyinlere, yapılanın "suç" olmadığı kodunu işlemişse sorunlar daha içinden çıkılmaz hal alıyor. Face'de güzel bir paylaşım vardı. "Kadınlar okuyun; kendinizi geliştirmek, nesillerinizi yetiştirmek için..." Şiddete maruz kalmamak için kendi ayakları üzerinde durabilmenin önemini bilmesi gerekiyor kadınlarımızın...Saygılar,selamlar...   03.11.2018 21:00
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 303
Toplam yorum
: 739
Toplam mesaj
: 87
Ort. okunma sayısı
: 1299
Kayıt tarihi
: 08.08.07
 
 

Emekli Türkçe öğretmeniyim.Şimdi Marmara Üniversitesi bünyesinde bulunan, Atatürk Eğitim Enstitüs..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster