Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Haziran '14

 
Kategori
Aile
Okunma Sayısı
8383
 

Konuşulan ancak bilinmeyenlerden; Mustafa Kemal ve Latife Hanım'ın boşanma nedeni

Konuşulan ancak bilinmeyenlerden; Mustafa Kemal ve Latife Hanım'ın boşanma nedeni
 

Söylemler, eylem ve uygulamalarla desteklenmiyorsa ifadeler sadece "Kuru bir laf kalabalığı " olarak kalmaktadır.


Evlilik konu olurda Sokrates’in: “Evlen, karın iyi ise mutlu, kötü ise filozof olursun.” Sözü hatırlanmaz mı? Başlamadan Sokrates’in evliliğine bir kapı açalım.

Sokrates dönemin siyasetçilerinin danışmanı olarak konforlu bir yaşam sürmektedir. Evlenmek amacı ile önceden araştırdığı yoksul ve “Her güzelin bir kusuru vardır, ancak yine de güzeldir.” Düşüncesiyle, albenili olmayan eş adayının kapısını çalar.

Kapıyı açan anne ünlü Sokrates’i karşısında görünce merakla yüzüne bakar,

-“Ne istiyorsun?”

- “İzin verirseniz kızınız ile evlenmek istiyorum”,

-“Kızımı, (Ksanttipi'niyi)  gördün mü, onu mu kendine eş olarak istiyorsun?” Sokrates,

-“Evet, gördüm, ondan çocuklarım olsun istiyorum”, dediğinden, annesi,

-“Ha… Anladım! Gel içeri” Der.

Dönemin yönetimi tarafından yapılan bir suçlama nedeniyle asılmasına karar verilen Sokrates'e, hırslı ve inatçı karısının;

-“Seni haksız yere asacaklar!” dediğini ve Sokrates’in;

-“Ne yani bir de haklı yere mi assalardı?” cevabını verdiği söylenir.

Mustafa Kemal Paşa’nın boşanması hakkında çok fazla görüş, iddia ve yorum olmakla birlikte konu, kendisine İngiltere Devleti  tarafından “Atatürk” hakkında bir eser yazmakla görevlendirilen ve bu görevi için Türk Devleti’nin, “Cumhurbaşkanlığı arşivleri” dahil gerekli belgelere ulaşma izni vermesinin yanında nerede ise dönemin ilgili tüm siyaset ve devlet adamları ile görüşen  Lord Kinross’un kaleminden veriyoruz.

Aktarırken, yazarın eserinin bir virgülüne dahi dokunmadığımızı  belirtmiş olalım.

İngiliz yazar Lord Kinross anlatıyor;(*)

Tuhaftır ki, Gazi’nin toplum savaşında, özgür Türk kadınının göze görünür örneği olarak, bir mızrak gibi ileri sürdüğü Latife Hanım, bütün bu gösteriler sırasında onun yanında değildi.

Bir gün Gazi’ye, dilinden ‘Bekârlık sultanlıktır," lafını düşürmediği halde, niçin evlendiği sorulunca, "bu reform yüzünden" diye cevap vermişti. Kendi karısının yüzünü açtığını göstermeden, milletten karılarının yüzlerini açmasını isteyebilir miydi?

İşin doğrusu, hem kişisel, hem de sosyal nedenlerden dolayı evlendiğidir.

Ama, yaradılışındaki o batılı gibi düşünüp Doğulu gibi davranmasına yol açan çelişgenlik yüzünden evliliği başarılı olamadı…

Bu Doğu – Batı anlaşmazlığı Latife Hanımda da vardı. Yetişmesi ve eğitimi bakımından Batılı idi.

Çağdaş bir toplum içerisinde kadının durumu ve eğitimi gibi konularda iyi görüşleri vardı. Gazi de içinde, herhangi bir erkekle rahatça tartışmaya girişebilirdi. O da, Gazi’nin söylevlerinde öne sürdüğü gibi, evlenmeyi, kadınla erkeğin iki arkadaş gibi yanyana yürüyeceği, birbirini etkileyip yardım edeceği bir kuruluş olarak görüyordu..

Ama aslında. Gazi ne kimsenin kendisini etkilemesini isterdi, ne de yardımını, hele kadın olursa. Evi de, yaşama tarzı da kendisinindi. Latife Hanımın  yapmaya kalktığı gibi, bunların değiştirilmesini de istemiyordu. Nazariyeleri ne kadar ileri olursa olsun, aslında iki cinsîn eşitliği kavramı, yaradılışına uymuyordu.

Kadınlarla, fizik hoşlukları dışında pek ilgisi yoktu.

Görevleri, her zamanki gibi, erkeğe yararlı olmaktı, o kadar. Latife Hanımda kendisini çeken şey, kadınca karakteri değil, erkekçe düşünüşü olmuştu. Bu alanda paylaşacak bir şeyleri olabilirdi.

Bunun dışında evin efendisi kendisiydi. Latife Hanım, Batılı bir kadın gibi, baskı altında tutulmaya karşı geliyordu. Üstelik duygularını gizlemek ve Gazi’yi, belli etmeden çekip çevirmek için gerekli olan kadınca incelikten de yoksundu. Oysa, Gazi başkaları karşısında her zaman daha büyük bir esneklikle bunu yapmayı başarırdı.

Latife Hanım, zeki olmasına rağmen, insanları kullanmayı bilemezdi.

Bu yüzden, aralarında çıkan çatışmalar, gittikçe çoğalmaya başladı.  Ama, bu çatışmalar arasında birbirleriyle uyuştukları dönemler de yok değildi.

Gazi, Latife Hanıma bir süre sadık kaldı. Fikriye ölmüştü, özellikle ilgilendiği bir kadın yoktu, birtakım hafif kadınları evlilik yuvasına sokacak kadar da incelikten yoksun değildi. Çok kere de kendisini gerçek bir aile havası içinde yaşar buldu. Ama bu aile kendinin değil, Latife Hanımın ailesiydi: Anası, babası, kız ve erkek kardeşleri Çankaya’ya gelir, uzun uzadıye kalırlardı.

En sonunda artık ağırlık vermeye başladılar. Ama o sıralarda Gazi onlara karşı sabırla, nezaketle davranırdı. Özellikle, Latife Hanımın yeğenlerinden duygulu bir çocuktan oldukça hoşlanırdı.

Latife Hanım yine de kendini tatmin edilmiş saymıyordu. Baştaki, bir kahraman karşısındaki saygı duygusu şimdi şiddetli bir sevgi halini almıştı. Ama Gazi’nin ona karşı duyguları böyle bir ihtirastan doğmuyordu; ilk zamanlardaki isteği zamanla küllenmişti.

Latife Hanım onu kıskanmaya başladı. O zaman da yaradılışının doğulu yönü ortaya çıkmış oldu. Zira, arada bir kıskançlığı öyle bir hal alıyordu ki, Latife Hanım, harem kadınları gibi, bunu saklayamıyor, açığa vuruyordu.

Gazi’nin iltifat ettiği kadınları, erkek arkadaşlarını, onların Gazi üzerindeki etkilerini, daha ötesi köpeğini ve köpeğiyle ilgilenmesini bile kıskanıyordu.

Bir akşam. Gazi, Latife Hanımın piyano çalan genç yeğenini tebrik için omuzunu okşamıştı. Latife Hanım bunu bile çekemeyip kavga çıkardı.

Bu kavgalar gittikçe sıklaşmaya başlamıştı. Latife Hanım artık başkalarının önünde de Gazi’yi tenkit ediyor, canını sıkıyordu. Onun sosyal durumunu yüzüne vuruyor, kendi ailesinin kibarlığı ve zenginliği ile övünüyordu.

Gazi daha çok içmeye, çabuk sinirlenip kızmaya, o da Latife Hanımı arkadaşlarının önünde küçük düşürmeye başladı. Bunlardan bazıları da Gazi’nin Latife Hanıma karşı duygularını körüklemeye zaten dünden hazırdılar...

Durum, o sırada bir deprem geçirmiş olan Erzincan’a ve oradan da Erzurum’a yaptıkları bir gezi sırasında daha da kötüleşti. Gazi, burada şerefine verilen bir öğle yemeğine, subay ve memurların eşleriyle beraber gelmelerini istemişti.

Bu tutucu şehirde kadınlarla erkekler ilk olarak bir sofrada bir arada oturuyorlardı. Bu yüzden yemeğin sembolik ve resmî bir havası vardı. Davetlilerin çoğunun huzursuz olduğu görünüyordu.

Gazi, soğukluğu gidermek için Mevki komutanının ev sahibesi durumunda olan güzel eşine kur yapmaya başladı. Karşısında oturan kadına iltifat ediyor, övgülü bakışlarla bakıyordu.

Latife Hanım önce bundan hoşlanmadığını belli etti, sonra kendine hâkim olamayarak bağırdı:

-‘Kemal, ayaklarına dikkat et. Bana kadar uzanıyor.’

Gazi, öfkeyle dikildi. Davetliler, sıkıntıyle sustular. Toplumsal deneme çok kötü bir sonuç vermişti. Gazi bundan sonra Latife Hanımla konuşmadı. Ertesi gün Ankara’ya, kabineye bir telgraf çekerek derhal boşanma işlemine girişilmesini bildirdi. Latife Hanım ertesi sabah yanına iki subay katılarak geri gönderildi.

Ne Gazi, ne de evlerinde misafir kaldıkları komutanın karısı onunla vedalaşmamışlardı.

Latife Hanım, depreme uğramış olan Erzincan’dan Erzurum’a, Gazi’ye mektup yazarak suçun kendisinde olduğunu kabul etti ve yanlışlarının Erzincan’ın yıkıntıları arasına gömülmesi için yalvardı. Bu mektubu Kılıç Ali eliyle gönderdi. Ama Gazi okumak istemedi. Kılıç Ali mektubu cebine koyarak daha uygun bir zaman bekledi. Daha sonra Gazi’ye, komutanın karısının Latife Hanımı, artık boşanmış bir kadın olduğu için uğurlamamış olduğunu söyledi.

Gazi, tahmin ettiği gibi, bu kabalığa alındı. Mektubu isteyip okudu. İçindeki espriyi beğenmişti. Latife Hanımı bağışladığını söyleyerek, Erzincan’da onunla tekrar buluştu. Ankara’ya beraber döndüler.

Ama bu barışma çok kısa sürdü. Bu çeşit kavgaların sonu gelmiyordu. Bir akşam Çankaya’da Latife Hanım yine kendini tutamadı. Gazi’nin birlikte içtiği arkadaşlarına dönerek hepsi üzerine, bir bir ağzına geleni söyledi. Bu kadarı Gazi’nin sabrını taşırmıştı. İşin sonu gelmişti artık. Latife Hanımın evliliğinin sona erdiğini söyleyerek bu konuda kabineye talîmat verdi. Annesi İzmir’den, onu almaya geldi.

Gazi, Latife Hanımı gidinceye kadar, görmedi. İstasyonda kendisini vekiller uğurladılar. İsmet Paşa, kalması için ısrar etti. Onun varlığının Gazi üzerinde düzenleyici bir etkisi olduğuna inanıyordu. Latife Hanımın İzmir’e sağlık nedenlerinden dolayı gittiği ilân edilmişti.

Boşanma haberi ancak İzmir’e gittikten sonra resmen açıklandı. Sonradan, ikisi de çok ağır başlı davrandılar.

Latife Hanım, her şeyden elini eteğini çekerek yaşadı, herhangi bir istek, ya da kınamada bulunmaktan kaçındı; Gazi’ye gelince Latife Hanımın ailesi ile bir yerde karşılaştığı zaman onlara karşı hep saygı ile davrandı.

Batı usulü bir ilişkinin eşitlik koşullarıyle bağdaşamayan Bu iki Doğulu karakterin yalnız boşanmaları değil, bu boşanmanın şekli de tuhaftı.

Gazi Latife Hanımla evlenirken Müslüman geleneklerini bir yana iterek, töreni Batı ilkelerine uydurmuştu. Boşanırken ise,  bir erkeğe sorgusuz sualsiz karısını boşamak hakkını tanıyan İslâm yasalarına göre davranmıştı.

-‘Boş ol’ ya da ‘Bir daha yüzünü görmeyeyim’ demekle bu iş oluyordu. O da böyle yaptı. Bununla beraber, aldığı kararın sertliğini, ikisi arasında anlaşma ile alınmış olduğunu bildirerek, yumuşatmaya çalıştı. (Atatürk, Bir Milletin Yeniden Doğuşu" Sahife: 638-639-640-641)

 

www.canmehmet.com

Resim; web ortamından alınmıştır.

(*) LORD KINROSS –ATATÜRK, “BİR MÎLLETİN YENİDEN DOĞUŞU”

Büyük Britanya’lı (İngiliz) Lord Kindross, kaynaklarını aşağıda açıklamaktadır;

“…En başta, Çankaya’daki Cumhurbaşkanlığı arşivlerinden yararlanmama izin verdiklerinden ve araştırmalarıma yardımcı olduklarından dolayı Başkan Gürsel’e ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine teşekkürlerimi sunmak isterim….gerekli fotoğrafları veren Turizm ve Tanıtma Bakanlığına da ayrıca teşekkür ederim… Ankara Üniversitesi inkılâp Tarihi Bölümü Başkanı Profesör Enver Ziya Karal’a da teşekkür borçluyum.  Îngilterede teşekkür etmem gerekenler: 1920-24 yıllarında îstanbulda Büyükelçilik eden babası müteveffa Sir Horace Rumbold’un dosyalarından beni yararlandıran Sir Anthony Rumbold, Amiral Sir Bertram Thesiger,  Atatürk’ün yayınlanmamış Gelibolu Hatıralarını veren Alan Moorehead; Ali Fuat Cebesoy’un Moskova Hatıraları’nın henüz yayınlanmamış olan İngilizce çevirisini veren Manchester Üniversitesinden J.D. Latham’dır…Washington’daki Kongre Kütüphanesine; Washington’daki Millî Arşiv Dairesinin Dışişleri Bölümüne; Büyükelçi Grew’in evrakından yararlanmamı sağlıyan Harvard Üniversitesi Widener Kütüphanesine; Kaliforniyadaki Stanford Üniversitesi, Hoover Kütüphanesine; Kemalist Hükümetle Bombay’daki Hilâfat Fırkası’nın ilişkilerini belirten evrakı okumama izin veren İstanbul’daki Pakistan Basın Ateşesi S. Hasan’a…

Konumda ilgili sözlü yardımları için aşağıdaki kimselere teşekkür borçluyum.

Türkiyede, İsmet İnönü, merhum Rauf Orbay (Hüseyin Rauf) merhum General Refet Bele (Refet Paşa), General Ali Fuat Cebesoy (Ali Fuad), Tevfik Rüştü Aras, Fethi Okyar, Osman Okyar, merhum Bayan Halide Edip Adıvar, Falih Rıfkı Atay, Kılıç Ali, Hasan Riza Soyak, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Bayan Ruşen Eşref Ünaydın, Dr. Afetinan, Bayan Sabiha Gökçen…"

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Latife Hanımın hatıralarını okuyan biri bunlar bütün Türkiyede bilinirse tarih yeni baştan yazılır demiş. Acaba orada Vedat geçiyor muydu?Sizce ne vardı?

Tarumar Kirbac 
 03.09.2014 9:45
Cevap :
Değerli Tarumar Kirbaç, kanaatimizce "Vedat" konusu hedef şaşırtmadır! Benzer hikayeleri meraklıları çokça okumuş olmalıdır. Olayların arka planı için; İngiltere (Büyük Britanya'nın)yazdırdığı iki kitap iyi incemelidir. Bunlar; 1)Armstrong'un 1932'de yazdığı (Mustafa Kemal Paşa'nın da okuduğu-cevaplandırdığı) "Bozkurt" İle, 2)Lord Kinross'un "Atatürk" isimli eserleridir.) bunların satır aralarında karanlıktaki her şeyi bulabilirsiniz. "Bozkurt" bilinçli olarak "Atatürk Düşmanı" olarak pazarlanır. Ki, değildir. Kitapta tek yüceltilen Mustafa Kemal Paşa; (Gelecek nesillere mesaj için) kötülenen Osmanlı saltanatı ve hilafettir.) Ve Lord Kinross, yazdığı kitap için kendisine devletin tüm arşivlerinin açıldığı vurgulalayarak açıklar. "Tarihin yeniden yazılması" konusu ise; Resmi tarihi savunanlardan Sayın (kendine) bir bilen Süleyman Demirel, "Halk gerçeklere hazır değil!" derken, "statükonun inkar gerçeği"ni de açıklamaktadır. İddialar karşı iddiası ile öğrenilmelidir. Sağlıcakla Kalınız.   03.09.2014 16:03
 

Muhterem Mehmet Bey,bir noktayı anlamadım.Dr.Rıza Nur Bey 1960a kadar yayınlanmamak üzere hatıratını British Museum'a ve başka yerlere teslim ediyor.Bu hatırat teslim edildikten sonra Kemal Paşa sağlığında bunları okuyor mu?İsmet Paşa bunları okuyor mu? 1931 Liseler İçin Tarih,Medeni Bilgiler,AtaTürkün Sansürlenen Mektubu,İstiklal Harbimizin Esasları,Hayat ve Hatıratım kitaplarını okudunuz mu?Bu kitaplar bütün Türkiye tarafından bilinmemektedir.Eğer bilinirse Türkiye'de yer yerinden oynar. Ayrıca bu blogda hakikati yazdığınız için teşekkür ederim.

Tarumar Kirbac 
 03.09.2014 9:18
Cevap :
Değerli Tarumar Kirbac, Rıza Nur'un 4 cildini (yayınlandığında) okumuştuk. Anlatılanlar hep birlikte yaşandığı için taraflarınca bilinir. Diğer ve benzeri kitapları da okumuş olmalıyız. (Kanaatimizce) Harf devriminin bir nedeni de, yaşananların gelecek nesillere aktarılmaması olmalıdır. Peki, (açıklamalar karşısında) Türkiye'de neden yer yerinden oynamamaktadır? Simavilerin ifadesi ile "Medya birinci kuvvettir." Bu ne anlama gelir? (Resmi)"Tarih çocukların, medya büyüklerin inandırılması için birinci derecede etkendir." Simavilerde (herhalde) bunu kastetmiş olmalıdır. Örnek; Medyada "Halime'nin saçlarının şekli!" ile ilgili bir yazı "kırkbin"; "Sevr gerçeği" ile ilgili bir yazı, "Kırk kez" okunur. Peki, neden? Tüm öğrencilik dönemi süresince bir konuda (1000 anlatımla) şartlandırılan, büyüdüğünde de (medyaca)işlenenler için "Sevr" bir ihanet belgesidir. Şartlanmış birisine karşı iddiasını "1000 kez" verirseniz, iddiayı ancak tartışılır hale getirebilirsiniz. Sağlıcakla kalınız  04.09.2014 9:42
 

Asıl sebep Halil Vedat Uşaklıgildir.Kanun kalkmalıdır.

Tarumar Kirbac 
 02.09.2014 15:17
Cevap :
Değerli Tarumar Kirbac, kanaatimizce "Kanun"un bunlarla ilgisi yoktur. "Kanun" Celal Bayar-İnönü ikilisince ve bir antlaşma sonucu, İş Bankası ve "Affairisme" ilgili olarak çıkarılmış olması muhtemeldir. İngiltere (Büyük Britanya)tarafından, Mustafa Kemal Paşa'nın sağlığında istihbarat subayına yazdırılan "Bozkurt" ve Dr. Rıza Nur'un eserlerinde "yasak" nedeni olarak görülenler fazlası ile yayınlanmış ve "Bozkurt" isimli eser Mustafa Kemal Paşa tarafından okunarak cevaplandırılmıştır. Paşa'nın bu konuda bir ifadesi ilginçtir; "Yaptıklarımız (eğlenceler! kastedilmektedir) Bu kitapta (Bozkurt) az bile yazılmış" der. Buradan da hareketle, "Kanun" affairisme ile ilgilidir. Ve bu konu meraklıları haricinde ülkede bilinmez, bunlar "Böyyüük Medya!" ve tarihçiler tarafından asla görülmez. Çünkü o dönemlerde "körlerle sağırlar birbirlerini ağırlar"lar misalidir. Özetle; ülke uzun yıllar, 3 kanka 2 bankaya peşkeş çekilmiştir. İşte "yassak"ların gerçek nedeni. Teşekkürler, sağlıcakla kalınız.  02.09.2014 16:28
 

Ben her ne kadar magazin haberlerini okumazsam da siz yazdığınız için okumuş oldum. Elinize sağlık, aydınlatmış oldunuz. Yalnız benim anlayamadığım bir konu varsa o da şu ki: Gazi Mustafa Kemal neden filozof olmadı? Başka bir yazınızda bu konuya da açıklık getirirseniz sevinirim. Sevgi ve selamlarımla

Mustafa Atilla 
 07.06.2014 15:41
Cevap :
Değerli Mustafa Atilla Bey, Önce ilginize ve nezaketinize teşekkür ediyorum. Aslında bir seri hazırlamıştık, ilk bölüm; "Sevr Antlaşması" ile ilgili olacaktı. Ancak, içeriği tekrar okuduğumda içerikte yazılanlardan öğrendiklerimden korktum! Ve böyle bir "yumuşak!" giriş yaptık. Örnek verilirse; Sevr (tezgahı) 12 Ağustos 1920'de (aslında dayatılmış) imzalatılmış, ancak; son meclis İngilizlerce Nisan 1920'de kapatıldığı için ortada Osmanlı bunu kabul etse de, onaylayacak bir meclis yok. Bunu anlı-şanlı tarihçiler nasıl atlar, anlaşılır gibi değil. Bunu da geçtik, Sevr'i imzalayan Osmanlı heyetini gönderen, 2.Abdülhamid'e hal kararı teblig edenlerden Emanuel Karasu. Bunu da geçtik, Sevr'i imzalayan Osmanlı heyetinden birisine İngiliz gazetecinin, "Neden imzaladınız?" sorusuna, cevabı, "Meclis onaylamayacak!" (meclis yok) demektedir. Neticede okuyanı hazırlamak için, "yumuşak" bir giriş yaptık. Paşa'nın filozofluğu, "Güneş dil teorisi"ni işlerken kaydetmeye çalışırız. Sağlıcakla kalınız.  07.06.2014 17:57
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 927
Toplam yorum
: 2493
Toplam mesaj
: 242
Ort. okunma sayısı
: 1586
Kayıt tarihi
: 29.08.06
 
 

Ticari ilimler akademisinde öğrenciliğim sırasında bir kamu iktisadi kuruluşunda başladığım çalış..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster