Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Ekim '14

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
101
 

Kör ve ahlaksız mıyız?

Kör ve ahlaksız mıyız?
 

Kadri Gürsel’in bu haftanın başında yayınladığı aşağıdaki tweet’i sosyal medyada büyük tartışmalara neden oldu:

“IŞİD'den nefret eden ama Kürtlerin IŞİD tarafından katledilmesini onaylayan kör ve ahlaksız milliyetçi laikleri dehşet içinde izliyorum.”

Üzerinde durulmaya değer bir saptama.

Belki burada öncellikle cevaplanması gereken soru, Kürtlerin IŞİD tarafından katledilmesini “onaylayanların” sadece laiklerin ya da milliyetçi laiklerin olup olmadığıdır. Cevabı net: Bu “katli” onaylayanların arasında hatırı sayılır sayıda muhafazakar ya da milliyetçi muhafazakar da var. Kadri Gürsel’in bunları anmamasının nedeni, iktidarla benzer duruş sergileyen muhafazakarların IŞİD’e belli ölçüde sempati beslediğini varsaymasındandır belki de. Sonuçta muhafazakarlar laiklerden farklı olarak özünde IŞİD’den nefret etmiyorlarsa, Kobani’nin düşüp onların eline geçmesini onaylamaları da doğal karşılanabilir. Bu bağlamda IŞİD’in hakimiyetine geçen bölgelere Türk ailelerin çocuklarıyla beraber gidip yerleşmeye başlaması, bu sempatinin somut göstergesi olarak da görülebilir. AKP Ankara milletvekili Emrullah İşler’in, “Kafası taşla ezilerek öldürülen  gencin suçu neydi? Bunu yapanların eline IŞİD su dökemez. IŞİD öldürüyor, ama işkence bari yapmıyor” içerikli tweet’i de öyle.

Bir insanın kafasının canlı canlı bıçakla kesilmesini işkence olarak görmemek için herhalde sempati ötesi duygular taşımak gerek. Aynı şekilde kadın ve kızların ırzlarına geçilip, pazarda satılmalarının da öyle.

Ancak buna rağmen dindar ya da muhafazakar kesimden IŞİD’e uzak duran, hatta laiklere benzer nefret taşıyanların sayısı az değildir. Genel olarak muhafazakarların dini kötü gösterdikleri, laiklerin de dinin kötülüğünü gösterdikleri için IŞİD’den nefret ettiğini söyleyebiliriz. Kadri Gürsel’in belki de anlamaya en çok zorlandığı konu, insan olarak IŞİD’in yaptıklarından nefret edenlerin, söz konusu Kürtler olunca başka tavır takınmalarıdır. Bu insani tavrı dindarlardan önce laiklerden bekliyor sanırım. Aslında bu insanlık hepimizin boynunun borcu, her şeyden önce de gerçek dindarların.

Ama...

Din adına bunca barbarlık sergilenirken, dinin aslında tam da bu gibi davranışları yasaklayıp engellemeye çalıştığını söylemek, daha doğrusu bu konuda ikna edici olabilmek, gitgide daha da zorlaşıyor. Din adına laik devletle kurucusu bu kadar şeytanlaştırılırken ve bu ittifaka Kürt siyaseti de katılmışken, şimdi laiklerden bu iki odağın çarpışma meydanı olarak görülen Kobani’ye empati beslemelerini beklemek de aynı şekilde zor. Çözüm sürecinin tam olarak neler içerdiği bir türlü anlaşılamazken ve Kobani’nin savunulması bu çözüm sürecini sonlandırma şantajıyla bir nevi zorlanılmaya çalışılırken, kimin kimi katlettiği sorusu ne yazık ki önemini yitiriyor.

Kobani, yıllar boyu yaşadığımız siyasi kutuplaşmanın ne denli derin toplumsal yaralar açtığını gösteren en çarpıcı örnek. Bu sürecin kaçınılmaz ve de acı meyvesi.

IŞİD’e ne denli nefret varsa, aynı şekilde PKK’ya karşı da var. Sonuçta toplumun büyük bölümü için PKK bu devlete karşı savaşan ve sayısız insanın, özellikle de gencin kurban gitmesine neden olan örgüt. Şimdi aynı devletin bu örgütle ülke sınırları dışında omuz omuza savaşmasını beklemek bırakın Türkiye’de, dünyanın neresinde olursa olsun en iyi ihtimal kayıtsızlıkla karşılanırdı. Kaldı ki, çözüm süreci denilen son derece muğlak kavramla yine aynı devletten neler istenildiği de oldukça büyük kuşkular uyandırmakta.

Her zaman olduğu gibi bazı gazeteci veya fikir adamları “kanton” gibi havalı kavramlar kullanarak, kendilerince çözüm önerileri sunuyorlar. Belki bu onları ilk bakışta farklı ve dikkat çekici kılabilir, ama bu yaklaşımların uzun vadede ülke ve bölge için ne sonuçlar taşıdığını bilmediklerinden adım gibi eminim. Aynı şekilde bazı liberal solcuların ümmet kavramını onaylarken, ne anlama geldiğini bilmedikleri gibi (bkz. “Kimlerin vergileriyle, Sayın Altan Tan?”). 

İsviçre’de “Kanton”lar var örneğin, ama sonuçta bizdeki il ve ilçe sistemine çok benzeyen bir devlet yapısına sahipler. Ultra milliyetçiler üstelik. Doğrudur, Almaca, Fransızca ve İtalyanca olmak üzere üç anadilde eğitim vardır. Ancak eğitim kalitesi çok yüksek ve tümüyle devlet ağırlıklıdır. Buna rağmen dünyanın en iyi 100 üniversitesi listesinde olan Zürih Üniversitesi ve Zürih Federal Teknik Enstitüsü’nde okumak isteyen anadili Fransızca ve İtalyanca olanlar, çok zorlanırlar.

Bizde ise bu eğitim kalitesi ve devlet bütçesi olmadığı gibi, Fransa ve İtalya’da okuma alternatifleri de yoktur. Tümüyle Kürt diliyle yetişen nesiller hangi üniversitelere devam edecek? Yabancı dil olarak Türkçeyi mi yoksa İngilizceyi mi tercih edecekler? Yoksa bazı Kürt fikir adamlarının savunduğu gibi, onların da asıl tercihi yabancı kolejlerden yana mı olacak? Anadilde Kürtçe eğitim anayasal hak olarak sunulurken, aslında yine de başka diller mi tercih edilecek? Böylesi bir eğitim fantezisine hangi devletin bütçesi yeter?

Ama tüm bunların ötesinde, böylesi kaosa sürüklenmiş bir bölgede, elbette ki global sermaye kendine mümkün olduğunca çok tüketim pazarı oluşturmaya çalışacak. Dış siyasetini de insan hakları ve demokrasi değil, menfaat ekonomisi üzerine şekillendirecek. Küçük bölünmüş devletler de kuşkusuz bu hedefe daha çok hizmet edecek.

Bu yüzden de Batı’nın Türkiye’yi Kobani üzerinden aktif şekilde savaşa sokmasını istediğini gören laik ve diğer kesimler, gerçekten de belli bir kayıtsızlık tavrı içersindedirler. Kürtlerin IŞİD tarafından katledilmesini onaylamıyor, ama bu bataklığın içersinde de yer almak istemiyorlar. Bunda herhangi bir ülke menfaati göremiyorlar. Birçok açıdan da bezmiş durumdalar. Okun artık yaydan çıktığını düşünüyorlar.

Doğrudur veya yanlıştır.

Ama bu yüzden insanları toptan kör ve ahlaksız olmakla suçlayamazsınız.

Galiba genel olarak psikolojiyi en iyi şu twitter mesajım özetliyor:

“Değil IŞİD, herhangi bir konuda fikir beyan etmemiz boş. Sonunda hep Amerika'nın istediği oluyor. Erdoğan da istiyormuş gibi yapıyor.”

Zuhal Nakay

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 103
Toplam yorum
: 92
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 553
Kayıt tarihi
: 24.08.13
 
 

Mimar / Blog Yazarı ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster