Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Mart '15

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
761
 

Köy enstitülerine dair tartışmalar(2)/(Köy enstitülerini nasıl görmeli?)

Köy enstitülerine dair tartışmalar(2)/(Köy enstitülerini nasıl görmeli?)
 

Eğitim tarihimizde özellikle de Cumhuriyet Tarihi içindeki eğitim tarihimizde Köy enstitüleri hala tartışılmaya devam ediliyor. Savunanlar hala köy enstitülerinin kurulacağı günlerin hayalini kuruyorlar. Her 17 Nisan’da Köy Enstitülerine dair bir etkinlik mutlaka yapılıyor. Enstitüleri sevenler, savunanlar, bir şekilde enstitüye yönelik olumlu bir yaşamsal tecrübe geçirmiş olanlar her fırsatta bu kurumları, kurumların anlayışını, kurumlarda yapılan uygulamaları dile getiriyor, anlatıyor, gündemde tutmanın çarelerini arıyorlar. Vakıflar, yayınevleri, dernekler, kitaplar, dergiler, makaleler kısaca yazılı, görsel her türlü iletişim aracını kullanarak düşüncelerini yaşatmaya, duyurmaya, yaymaya çaba gösteriyorlar. Bu yönüyle takdir edilecek bir davranış.

Köy enstitülerine yönelik eleştirel bakışa sahip olanlar enstitülere yönelik genel bir takım tarihi olayları anmak, bu olaylardan hareketle eleştirel bir dil kullanmak dışında fazla bir şey yapmıyorlar diyebiliriz. Bu durum enstitülere yönelik savunanlar ve eleştirenler arasında bir kör döğüşüne dönüşüyor. Sonuçta da sağlıklı bir tartışma ortamı oluşamıyor. Karşılıklı suçlamalar dışında yeni bir şey ortaya çıkmıyor.

Köy enstitülerini nasıl görmeli sorusuna cevap verirken elbette tarihi geçmişten söz etmek gerekecek. Enstitülerin kurulduğu, işletildiği dönemde yaşananları bilmeden, enstitülerin kuruluş aşamasında yaşanan tartışmaları, ileri sürülen savları bilmeden bir değerlendirme yapmak çok da doğru değil. Enstitüleri nasıl görmeli sorusu ile ilgili olarak kanımca öncelikle enstitüler neden kuruldu sorusunun cevaplanması gerekiyor. Enstitüleri kuranlar, buralarda çalışanlar, bu sorunun cevabını verirken niyetlerini aslında çok açık bir şekilde dile getiriyorlar. Cumhuriyetin kurulması sonrası ülkede siyasal, sosyal, kültürel, ekonomik, hukuk gibi birçok alanlarda yenilikler yapılmıştı. İnkılaplar şeklinde dile getirilen bu yenilikler önceleri muhalefetle karşılaşılsa da alınan siyasal, sosyal, hukuki, ekonomik önlemlerle bu muhalefet bastırıldı. Muhalefetin sesi kesildi. Muhaliflerin sesinin kesilmesi sonrası özellikle kolay ulaşılabilen, kolay etki altına alınabilen, kolay kontrol edilebilen alanlarda inkılapların temelleri, yaşam alanları oluşturulmaya çalışıldı. Basın, yönetim makamları, siyasal hayat, bürokrasi, başkent ve büyük şehirlerin merkezleri gibi genel yönetimin kolaylıkla etki edebildiği alanlar kontrol altına alınabildi. Ulaşılabilen şehir merkezleri görüntüde de olsa yeni rejime uygun bir hayat şekline bürünmeye başladı. Ancak kontrol altında tutulduğu sanılan bu nüfus yoğunluğu toplam nüfusun içinde %20’ler düzeyindeydi. Nüfusun büyük çoğunluğu %80’i kırsal kesimde, köylerde ve kasabalardaydı. Bu büyük çoğunluğa etki etmeden, onlara ulaşmadan inkılabın, değişimin sağlam temellere oturduğunu kabul etmek hayalden öte bir şey değildi. Bu nedenle köylerde de yeni rejimin, yönetim biçiminin istediği insan tipinin oluşturulması, inkılabın istediği hayat şeklinin oralara da girmesi gerekiyordu. Bu ise ancak oralara gidilip oralardaki insanlara ulaşılması ile mümkündü. O güne kadar köylere devletin görevlisi olarak imamların, jandarmanın veya vergi tahsildarının dışında kimsenin gönderilmediğini gören dönemin yetkilileri imamlarla ve diğer yetkililerle yeni rejime uygun insanın, toplumun oluşturulamayacağını bildikleri için imamlara alternatif, jandarma ve tahsildar gibi devletin demir yumruğunun temsilcisi dışında bir eleman gönderilmesinin zorunlu olduğunu gördüler. Bu zorunluluktan hareketle köylere yeni yönetim biçimini benimsemiş, yeni rejimi seven kişilerin gönderilmesi kararına varıldı. İşte köy enstitüleri Cumhuriyetle birlikte gelen yeni hayatı, yeni yönetimi, yeri rejimi insanlara benimsetecek kişiler olarak ihtiyaç duyulan toplum önderleri konumunda olacak olan öğretmenleri yetiştirmek amacıyla kurulmuştur. Dolayısıyla köy enstitülerinin kuruluşunun temelinde siyasal amaçlar vardır. Siyasal amaçlarla kurulduğuna dair deliller dönemin yasal düzenlemelerinde, meclis görüşmelerinde, üst düzey yöneticilerin konuşmalarında, o dönem çıkan yazılarda hep rahatlıkla görülebilir.

Köy enstitülerini nasıl görmeli sorusuna verilecek cevabı düşünürken enstitüleri köylere kadar temsil edecek olan kurumsal yapılar okullar olduğunu da unutmamak gerekir. Okul yeni rejimin istediği insan tipini yetiştirecek kurumlar olarak görülürken aslında sadece bir eğitim kurumu olarak görülmüyor. Camiye alternatif, caminin karşısına çıkan bir konuma da oturtuluyor. Cami eski rejimin insan tipini temsil ederken okul yeni rejimin insan tipini temsil eder bir duruma getiriliyor. Dolayısıyla cami ile okul bir çatışma ortamına da sokulmuş gibi görünüyor. Enstitüler Cumhuriyet rejimiyle birlikte eskiden gelen adetlerin, geleneklerin, kurumların yok edilmesini hedeflerken ağa, imam, tarikat mensubu, medrese zihniyeti, hoca gibi karakterleri köylüyü sömüren, ezen, sürekli zulüm eden kişiler olarak görüp göstermeye, bunların temsil ettiği zihniyeti de yok edilmesi gereken unsurlar olarak görüyor. Enstitülerde doğru bir din anlayışı yerine tamamen din dışı bir anlayış aşılanmaya, verilmeye çalışılıyor. Ülkede hakim olan genel yönetim anlayışı, dini anlayışı kişisel sınırların içinde kalması gereken, toplumun içine sokulmaması gereken bir anlayış olarak gördüğü için olumlu anlamda hiç yaklaşmazken tersine toplumu uyuşturan, körelten, öldüren bir anlayış olarak da sürekli kötülenmeye çalışılıyor. Cami okul çatışması enstitülere ilişkin literatürde açık bir şekilde görülmektedir. En azından hiçbir enstitüde din eğitimine dair hiçbir ders, kurs, çalışmadan söz edilmez. Bazı yazarlar dine ilişkin ibadetlerini yapmak isteyenlere ibadet yerlerinin hazırlandığını söylese de 21 enstitünün hiçbirinde mescit, imam, din dersi adına bir bölümün, kişinin, kitabın okutulduğundan söz edilmez.

Enstitüleri nasıl görmeli sorusu ile ilgili aslında siyasal, sosyal, ekonomik, kültürel, yazınsal alana yönelik birçok değerlendirmeler yapılması gerekiyor. Bir başka yazıda görüşmek dileğiyle…

 

Ali Hikmet DEMİR

        ahdemir35@gmail.com

 

Rıfat SOYDAN bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 141
Toplam yorum
: 45
Toplam mesaj
: 24
Ort. okunma sayısı
: 1137
Kayıt tarihi
: 26.09.08
 
 

Öğretmen olarak başladığım meslek hayatıma yönetim ve denetim konusunda aldığım yeni eğitimler so..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster