Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Eylül '09

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
548
 

Köyümde düğün var...

Hepinizin bayramını kutluyor ve gönlünüze göre geçireceğiniz güzel bayramlarda buluşmayı diliyorum gönül otağınızda...
Hani Tanju Okan'ın bir şarkısı vardı "Bayramlar mı eskidi bizler mi yaşlandık?" diye. İşte öyle... Tabi çocuklarımız büyüyor ve ruhumuz aynı olsa da zaman denizinde dalgara yeniliyoruz artık. Yalnız daha güçlü ve ayakları yere sağlam basan insanlar olarak. Ben buna aklımız eriyor artık diyorum. Dalgalarla anlaşmamız gerektiğini öğreniyoruz belki de ...
Bayramın birinci günü kötü geçti... Canımı sıkan konuşmalar oldu. Akşama kadar sinirden çatladım. Yapabileceğimin ve kontrolümün dışında gelişiyor bazı olaylar, bu da beni deli ediyor. neyse ki ikinci gün sabah sakinleşmiştim. Akşamı da Babaannemin köyünde düğün vardı. Halamın kızı evleniyordu ve ben çok sevdiğim köyüme gidecektim. Rahmetli babaannemi üç yıl önce kaybettim ve onu çok özlüyorum. Çocukluğumda yazları genellikle köyde geçirirdik. O zamanlar köyümüz cıvıl cıvıldı. Köy kalabalıktı, genç çoktu. Babaannemin evi köyün girişindeydi. Sabah koyunları dağa götürürken çıkartılan sesler hala kulaklarımda. Hatta köyde elektiriğin olmadığını da hatırlıyorum, lüks yakardık akşamları köylüler otumaya geldiğinde. Yani geçmişe kurulan köprüydü köy bana göre. Köye gitmeyi seviyorum o yüzden. Yine fırsat çıkmıştı gitmek için. Sanki... Sanki her şey yerli yerinde duruyor, zamanda sadece ben ilerlemişim gibi hissediyorum her gittiğimde... Babaannem evin önündeki kümesten taze yumurtalar elinde çıkacak veya alt kattaki odada namaz kılıyor veya anneme sesleniyor içerdeki kilerden "Netifeee!" diye. (Annemin adı Latife) Küçükken anlamazdım yorulmanın ne demek olduğunu, babaannem de çok çalışkandı; ama şu sözü hep aklımda "Gücüm yetmecikce terliyom." Yaşlanmıştı; ama örflü kadındı. Benimde onun kadar kendime güvenim olsa keşke... Güçlü hissetsem onun tek başına yaptıklarını yapabilsem. Eski kadınlar farklıydı bizden. Biz de modern yaşamda savaşıyoruz. Neyse... Köye gittik, annemle babam da gelmişlerdi. Kardeşlerim gelemediler. Daha ilk girişte; köyün sessizliği, insan yokluğu yüzüme vruyordu. Bir de düğün var ve bayram... Düşünün gerisini. Halamın düğün yemeğinden tıka basa yedikten sonra şöyle aşağıya doğru yürüyeyim dedim. Köy sakindi. Sanki bir ihtiyarın yüzündeki çizgiler gibi her yerde yıkık dökük, bakımsız evler vardı. Hayata karşı direnen amcamlar yaşlılydıar; ama evlerini tamir ettiriyorlardı. Çocukken bahçelerde beraber oynadığımız Zeynep kırkına gelmişti. Hala evlenmemişti. Annesi ölmüş, kardeşi ve onun eşiyle yaşıyordu. Çocukken bana "Sen kitap gibi konuşuyorsun " derdi. Hem komşu hem de akraba olanlarla bayramlaştım. Akşam düğünde gördüğüm insanlardan zamanın su gibi akıp gittiğini anladım. Benden yaşça küçük olan kızların çocukarı olmuş, şişmanlamışlar ve işin ilginç tarafı yaşlanmışlar. Hani ben hep genç kalıyorum ya! Düğün çok kalabalık değildi. Çocukken annemin onu yıkarken gördüğüm Ayşeli de yaşlanmıştı. Onu görünce hemen o yıkanışı aklıma geldi. Üstü başı sürekli kirli gezen Atike de yaşlanmıştı. Gözleri çakmak çakmaktı, kocamandı ve daha anlamsız ve safça bakıyordu. Üstü başı da tertemizdi. Beni tanımadı. Bizim evin önünden geçerdi koyunları dağa götürürken. Evde kimse yoktu, biri de süt getirmişti bize. Ben de neden zahmet ettin tarzında birşeyler söylemeye çalışmıştım çocuk aklımla. Sonra o babaanneme şikyet etmişti beni, güya ben onu çok beğenmemişim sütü de istememişim... Benden omzumdaki kına yazmasını istedi. Ben de verdim. Sanki o gün getirdiği sütün hatrına... Çocukluğumdan beri Halamın koca tarafıyla geçinememişlerdir bizimkiler. Bu yüzden soğukluk oldu hep aramızda. Bize iyi davransalar da pek atamadık bu kırıklığı. Sanki meseleleri anlıyormuş gibi. Düğünde oynadık, kınaları yaktık. Benim Halk Edebiyatı hocamı "Sen düğüne gitsen en çok oynayan olursun, cenazeye gitsen Yasin'i başta okursun " derdi. Dediği gibi düğünde halay başı bendim. Kınayı da yaktım. İstanbul'da da nikah olacak. Ondan dolayı hem düğün hem de kına oldu. Halamın evinin önündeydi düğün. Düğünden sonra yola çıktık ve evimize geldik.
Sanki zamanda yolculuk yapmıştım. Ya onlar yaşlanıyorlar ya da biz hep aynı kalacağımız zannediyoruz. Zamana karşı yarışıyoruz. Önemli olan zamanımızı kaliteli geçirmek. Nasıl olsa geçecek... Dolu dolu geçirmek varken boşuna harcamayalım saatlerimizi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Daha güzel, daha mutlu bayramlar geçirmeni dilerim.Anılar, yüreğimizi yakıyor zaman zaman değil mi...Hele o anıların içinde, hayatta olmayanlar varsa. Herşey,herkes öylece duracak sanıyoruz zaman içinde, sanki kendimiz değişmiyormuşuz gibi.O hüzün bulutları ,genelde 40 dan sonra çöreklenmeye başlar yüreklerde.Zaman geçtikçe de, özlemler daha bir yerleşir içimize;dudaklarda buruk sözcüklere, gözlerde yaşa dönüşür git gide...Güzel anıların olsun; anacak, anlatacak, sevgiler...

Nur Eşmeli 
 05.10.2009 19:46
Cevap :
Merhaba Nur Hanım Çok güzel yorumunuz. Çok teşekkür ederim. Yaş ilerledikçe daha farklı ve bilinçli bakıyoruz hayata. Bu yaşları da sevmeye başladım ben. Başka yolu yok ondan mı yoksa? Yok yok gerçekten olgunlaşmak güzel, bazan hüzünlü... Sizin de yaşayacağınız en güzel günler zamanını bekliyor olsun daha. SEVGİLERİMLE....l  15.10.2009 14:14
 

Yazdıklarınız güzel ama okuması zor... İki defa nerede kaldığımı şaşırıp başa döndüm, daha fazla paragraf kullansanız! : )

Ali Gülcü 
 23.09.2009 13:43
Cevap :
Yorumunuz ve öneriniz için teşekkürler Ali Bey. Gece geç vakitte yazmıştım. Daha dikkatli olurum. Beğendiğinize sevindim.  23.09.2009 23:23
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 4
Toplam yorum
: 5
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 617
Kayıt tarihi
: 20.08.09
 
 

Merhaba Ben 1971 İzmir doğumluyum. Hayatı; gezip görmeyi, kendimi geliştirmeyi, dostlukları seviyor..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster