Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Temmuz '08

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
1023
 

Krizin miladı köşk mü, türban mı yoksa 4 Mayıs 2007 Dolmabahçe Mutabakatı mı?

Krizin miladı köşk mü, türban mı yoksa 4 Mayıs 2007 Dolmabahçe Mutabakatı mı?
 

Krizin Miladı "4 Mayıs 2007-Dolmabahçe Mutabakatı" da olabilir mi?


AKP kapatma davası ve Ergenegon davası ile yaşanan siyasi krizle ilgili olarak, "milat hangi tarih?" sorusu soruluyor.

Bu soruya yanıt verebilmek için son iki yıldır yaşanan siyasi gelişmeleri objektif bakış açısı ile değerlendirmek gerekir.

Vatan gazetesinde Ruşen Çakır, yazı ve yorumunda ; “Krizin miladı Köşk mü türban mı?” diye sormuş.

Krizin kronolojisini şu şekilde oluşturmuş;

1) Erdoğan uzun bir süre kendisi Köşk’e çıkmak istedi, ama değişik nedenlerle tereddüt etti.

2) Gül de Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olmasını ve başbakanlığı devralmayı bekliyordu.

3) Erdoğan adaylıktan vazgeçince ilk olarak “eşi başörtülü olmayan”, yani devletin diğer kurumları tarafından daha kolay benimsenebilecek bir isim bulmaya yöneldi fakat Bülent Arınç’ın resti üzerine Gül’de karar kıldı.

4) Gül gönülsüz bir şekilde adaylığı üstlendi.

5) TSK 27 Nisan 2007 akşamı internet sitesindeki muhtırayla Gül’ün adaylığına sert bir şekilde karşı çıktı.

6) Anayasa Mahkemesi’nin tartışmalı “367 kararı” nedeniyle Cumhurbaşkanı seçmek mümkün olmayınca AKP erken seçim kararı aldı.

7) AKP seçim kampanyasını Gül’ün Çankaya’ya çıkma hakkının gasp edilmesi, yani mağduriyet üzerine kurdu.

8) Yüzde 47’ye yakın oyla tek başına yeniden iktidar olan AKP’nin lideri Erdoğan’ın ilk mesajı “toplumun tüm kesimlerini kucaklamak” oldu.

9) Erdoğan krizden kaçınmak için Gül’ün yerine Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül’ün cumhurbaşkanı olmasını arzuladı.

10) Fakat MHP yeni bir 367 krizine izin vermeyeceğini açıklayarak Gül’ün önünü sonuna kadar açtı.

11) Gül, Erdoğan ve çevresinden gelen dolaylı telkin ve baskılara rağmen “cumhurbaşkanlığı adaylığımı halk sandıkta onayladı” diyerek aday oldu ve seçildi.

Ruşen Çakır’ın bu kronolojiye ilişkin detay yorumu ise burada: gazetevatan.com

Son dönemde yaşanan siyasi krizi ve kaosu sadece yukarıdaki kronoloji çerçevesinde değerlendirmek eksik olacaktır. Zaten Ruşen Çakır da yorumunda bunu belirtmiş.

Son dönemde yaşanan siyasi krizi ve kaosun miladını çözebilmek için; 4 Mayıs 2007-Dolmabahçe Mutabakatı'nın öncesi ve sonrasına da göz atmak gerekir.

Bana göre; Krizin miladı “4 Mayıs 2007” dir.

Bu tarihin öncesi ve sonrasına bakarak, 4 Mayıs 2007 nin kilit tarih olup olmadığına karar vermek daha akılcı olacaktır.

Ne olmuştu 4 Mayıs 2007 de?

Başbakan Erdoğan ile Genel Kurmay Başkanı Büyükanıt'ın içeriği açıklanmayan Dolmabahçe görüşmesi gerçekleşti. 27 Nisan elektronik darbesinden hemen sonra , siyasi tarihimize “Dolmabahçe Mutabakatı” olarak geçti.

Sonrasında herhangi bir açıklama yapılmayan bir görüşmenin ayrıntıları hala meçhul.

Ancak bilinen o dur ki; bu görüşmenin hemen ardından ilk önce AKP’nin milletvekili aday listelerinden radikal görünen unsurlar ayıklandı. Daha sonra Kuzey Irak’a girmenin de önü açıldı. Washington onaylı AKP hükümetinin yola devamına ve ABD onaylı Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanı olmasına ses çıkarılmadı.

“Dolmabahçe Mutabakatı” öncesinde ve hemen sonrasında yaşananlar ne idi?

9 Kasım 2005: Şemdinli’de bir kitabevi, 2 JİTEM’ci astsubay ve bir itirafçı tarafından bombalandı. Şemdinli soruşturmasını yürüten savcı Ferhat Sarıkaya, düzenlediği iddianamede zülfü yare dokununca meslekten atıldı. Savcıyla aynı doğrultuda açıklamalar yapan Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun da kızağa çekildi.

5 Şubat 2006: Trabzon’da Santa Maria Kilisesi’nin rahibi 59 yaşındaki Andrea Santoro 16 yaşındaki O.A. tarafından kilise önünde silahla vurularak öldürüldü.

18 Şubat 2006: Ankara polisi Sauna Çetesi denen örgütlenmeye karşı Küre operasyonunu düzenledi. Dosyaya göre, aralarında eski polis ve askerlerle kamu görevlilerinin de bulunduğu çetenin darbe ortamı hazırlamaya çalıştığı iddia ediliyordu.

10 Mayıs 2006: İstanbul Şişli'deki Cumhuriyet Gazetesi’ne el bombalı saldırı düzenlendi. Kısa süre önce de iki kez el bombası atılan gazeteye yönelik saldırıların arkasında İslamcı örgütler olduğu düşünülüyordu.

17 Mayıs 2006: Danıştay'a saldırı düzenlendi. Danıştay üyesi Mustafa Yücel Özbilgin’in öldüğü, Mustafa Birden, Ayla Gönenç, Ayfer Özdemir ve Ahmet Çobanoğlu’nun yaralandığı saldırıyı gerçekleştiren İstanbul Barosu'na kayıtlı avukat Alparslan Aslan Cumhuriyet Gazetesi’nin bombalanmasının da failiydi.

31 Mayıs 2006: Ankara Eryaman'daki bir eve polisin düzenlediği operasyonda Atabeyler denilen ve aralarında askerlerin de bulunduğu bir çetenin arşivinde ele geçirilen doküman ve krokilere göre, önemli isimlere suikast hazırlığı yapılıyordu. Bu çete soruşturması da tıpkı Şemdinli’de olduğa gibi "askeri kırmayacak" biçimde yönetildi.

2 Ekim 2006: İzmir Alsancak’ta bir kafeye düzenlenen bombalı saldırıda işyeri sahibi İbrahim Çiftçi ölürken, 12 kişi de yaralandı. Olay gazetelere önce basit bir alacak verecek kavgası gibi yansıdı. Ancak iddiaya göre Çiftçi, 19 Aralık 2002'de öldürülen ve faili meçhul kalan doçent Necip Hablemitoğlu cinayetini işlediğini söyleyerek savcılığa gitmiş, savcılık tarafından inandırıcı bulunmamıştı. Cenazesine Susurluk sanıklarından Sami Hoştan, Yaşar Aktürk ve Necdet Ulucan gibi isimler katıldı.

19 Ocak 2007 : Ermeni kardeşimiz Hrant Dink, bu cinayeti engellemekle görevli herkesin bilgisi dahilinde öldürüldü. Cinayeti işleyen tetikçi kısa zamanda yakalandı. Dink’in cenazesinde onbinlerce kişinin kendilerini, Ermeni ya da azınlık oldukları için tehdit altında yaşatılanlara kalkan edip hedef olmaya hazır olduklarını ilan eden; yükselen ırkçı şiddete, "biz kalabalığız, hepimizi öldüremezsiniz" yanıtı olan “Hepimiz Ermeniyiz” sloganı üzerinden bir gerilim dalgası yaratıldı. Üzerinden bir yıldan fazla zaman geçen bu suikastla ilgili her gün yeni bir kepazelik ortaya dökülürken haliyle hala esas faillere ulaşılamadı.

14 Nisan 2007 : AKP’ye de muhalefet etmek adına başını emekli subayların ya da kimi “kökten Kemalistlerin” çektiği ve dalga dalga yayılan bayrak mitingleri baş gösterdi.Bir bayrak hezeyanıdır başladı. Gazeteler bayrak promosyonu bile düzenliyordu. Binalara, evlerin pencerelerine, otomobillerin camlarına gözün görebildiği her yere bayrak asılıyordu. Asmayanlardan hesap soruluyordu. Ötekileştirmenin aracı olan bayrak, adeta bir silaha dönüştü. AKP’yi seçimlerle alt etmenin mümkün olamayacağı anlaşılınca, "çaresizler" orduyu göreve çağırarak darbe çığırtkanlığı yapıyordu.

18 Nisan 2007: Malatya’daki Zirve Yayınevi’nde, Necati Aydın, Tilmann Geske ve Uğur Yüksel öldürüldü.

4 Mayıs 2007 : Kapalı kapılar ardında Dolmabahçe Mutabakatı gerçekleştirildi.

22 Mayıs 2007: Ankara’da Anafartalar İş Merkezi’nin önünde patlatılan tahrip gücü yüksek bombayla 6 kişi öldü, 100’den fazla kişi de yaralandı. Bu bombalamanın ardından siyasilerin yanı sıra Genelkurmay Başkanı Büyükanıt da, soluğu olay yerinde alıyor ve “Böyle olaylar büyük şehirlerde bundan sonra da olabilir” kehanetinde bulunuyordu.

12 Haziran 2007: Ümraniye’de bulunan bir gecekonduya yapılan operasyonda 27 adet el bombası ve çok sayıda patlayıcı ele geçirildi. Bombaların Cumhuriyet'e atılanlarla aynı seriden olduğu anlaşıldı. Bu olayla bağlantılı olarak Bursa ve Eskişehir’de de operasyonlar düzenlendi. Bombaların sahibi olduğu iddia edilen Kuvayı Milliye Derneği'nin İstanbul Şube Başkanı emekli astsubay Oktay Yıldırım ve Muzaffer Tekin ile 12 kişi tutuklandı. "Ergenekon" soruşturması da bu kapsamda yürütülüyor.

22 Ocak 2008 : İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının verdiği bir talimatla Ergenekon Operasyonu başlatıldı. Toplam 33 kişi gözaltına alındı.

14 Mart 2008 : Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, ''Laikliğe aykırı fiillerin odağı haline geldiği'' iddiasıyla AKP'nin kapatılması istemiyle Anayasa Mahkemesi'nde dava açtı.

21 Mart 2008: Ergenekon soruşturmasında şok bir gelişme yaşandı. Cumhuriyet Gazetesi başyazarı İlhan Selçuk ve İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek ile İstanbul Üniversitesi eski Rektörü Kemal Alemdaroğlu gözaltına alındı. Ankara'da gözaltına alınan Perinçek uçakla İstanbul'a getirildi. Perinçek, Fatih Adliyesi'nden çıkarılışı sırasında, “Tayyip Erdoğan'ların suçları büyüyor. Altlarında kalacaklar. Suçları büyüyor. Kanunsuzca gözaltına alındık” diye bağırdı.

Bundan sonraki süreç ise ; kapatma davasına ilişkin çıkışlar, yargıya ve orduya yönelik söylemler, Ergenekon tutuklamalarının devamı, iddianamenin nihayet açıklanması, ve karşılıklı olarak satranç oyunu gibi süregelen hamlelerdir.

Son dönemde yaşanan "Kaos yaratma" tarihçesi budur.

Kaos yaratma zincirini elinde tutanlar bu kadarı ile yetinecekler mi? Devamı gelecek mi?

"Dolmabahçe Mutabakat"ı nerede fire verdi?

Bu soruların cevabı zamana kaldı, ancak 4 Mayıs 2007, son bir yılda yaşanan krize damgasını vuran kilit tarihtir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bu vakanın başladığı günlerde milat filan yoktu ki. Miladın sebebinin Meryem tarafından doğurulması yaklaşık 1200 yıl sonra oldu. Tarihler tunç çağının sonlarını gösteriyor olmalı. Onca demiri eritmek insanoğluna ancak o dönemde nasib oldu. Kaldı ki bu olayı efsaneye bağlayan zihniyet, aynı tarihi kökten gelen Macarları, Finlileri ve Danimarkalıları da sistemin içine dahil etmelidir. Nede olsa batılılaşmayı Yabgu'dan beri kendimemizin amaç edinmemizin sebebi o olaydır. Yani amaç batılılaşma meselesidir.

Murat SEVGİ 
 26.07.2008 17:19
Cevap :
Sevgili Murat, "milat" bu yazıda bir tarihi işaret etmek anlamında kullanıldı:) Ötesini anlamam ben..:)sevgiler  27.07.2008 22:37
 

Başkasını izinden (görüşünden) yola çıkarak nihayetinde ayak sahibinin evine ulaşırsınız. Günümüzde nerede ise sınırlar kalmadı. Birbirleri ile asırlarca savaşan Avrupalılar; nerede ise tek bayrak, tek para birimi ve tek çatı altında oturur hale geldiler. Türkler ve Rusların dünkü anlayışlarını hepimiz biliriz. Bugün Ruslarla; 30 milyar dolara yaklaşan ticaret hacmi ile kanka gibiyiz. Bu anlayışlardan yola çıkarsak eski çamların, anlayışların bardak olduğunu görürüz. Sermaye dünde dünyayı yönetiyordu bugünde. Ancak günümüzde artık yönetmiyor tek söz sahibi. Ülkemizde bundan evvel global şirketlerin ciddi anlamda yatırımları yoktu. Bugün nerede ise bir çok sektörde lider konumundalar. Özetle; söz sahibi olan sermayedir. Değil sadece bizde; AB ve ABD' de. Belki görmüşsünüzdür; Rusya'nın mabedi olan kremlinin bahçesinde Amerikan Kolası ve hamburger satılmaktadır. 20 yıl evvel olacağı söylenseydi ancak gülünürdü. Biz değişimde geç kaldık. Olanlar değişimle ilgilidir. Sağlıcakla kalınız.

Canmehmet 
 25.07.2008 21:10
Cevap :
Sn.Canmehmet, kendi iç dinamiklerimizden ödün vermeden, yeni dünya düzenine ayak uyduralım...tabiki dış dünya ile bağımızı koparmak, ulusalcılık modunda içe kapanmak yanlıştır. Halkın ve emeğin gücünü de yabana atmayalım. Sermayeye ayak uydurmak demek, emeğin gücünü yitirmek demek değildir. Dünyada bunun örnekleride mevcuttur. Sadece bu ülkenin ayakları yere sağlam basan adam gibi politikacılara ihtiyacı vardır. Zengin yorumunuz için teşekkür ederim. Sevgiler  26.07.2008 13:43
 

Yazınızda sıraladığınız tarihsel gelişmelere bakıldığında adeta ortada oynanan bir santranç oyunu var . Bu oyunun bir tarafında Hükümet ve hükümeti temsil eden güçler, diğer tarafında ise cumhuriyetciler, Atatürkcüler, laikler ve tabiiki ordu var. Hamleler ve ataklar devam ediyor, ancak şu anda iki tarafda beklemeye girdi. bir taraf Anayasa mahkemesinin hamlesini beklerken diğer tarafta YAŞ'ı bekliyor, bu iki hamlenin sonucuna göre yeni hamleler ve yeni ataklar göreceğiz. Sonsuzluk(Osman Özeker).

Sonsuzluk (Osman Özeker) 
 25.07.2008 17:28
Cevap :
Bizde seyircileriz Sevgili Osman Özeker, yıllardır bile bile göre göre göz yumduk, bazen hak ettiğimizi düşünüyorum ama bu bir kader olmamalı. Satrancın bir galibi bir mağlubu mutlak olacak, ama ne mağlubun ne galibin halka bir faydası olmayacağı kesin...teşekkürler, sevgiler  25.07.2008 21:17
 

Krize bir milat vermek gerekirse, bunun ABD'nin Irak'ı işgale karar vermesi ve peşinden girmesidir, diyebilirim. Bu işgal, Türkiye içersinde çatlamaya yol açmıştır. Irak'ın işgali, BOP adı verilen bir projenin önemli bir adımı olduğu için, BOP'a eklemlenmek isteyenlerle karşı koymak isteyenler arasında mücadeleye yol açmıştır.

Alptekin Şimşek 
 25.07.2008 16:32
Cevap :
Ben biraz daha geriye götürebilirim. 1945 lere filan. Emperyalizm dalgalarının şiddetlendiği ve gerici faaliyetlerin yeniden hortladığı dönemlere...Çok da fazla bir şey değişmedi:) teşekkürler, sevgiler  25.07.2008 21:15
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 476
Toplam yorum
: 2871
Toplam mesaj
: 123
Ort. okunma sayısı
: 2300
Kayıt tarihi
: 10.07.08
 
 

Çok eskidendi ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster