Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Eylül '10

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
627
 

Kültür Başkentinde kültüre ve sanata sopalı saldırı!

Kültür Başkentinde kültüre ve sanata sopalı saldırı!
 

Olayın yaşandığı Tophane'deki bölge


Kültür bildiğiniz gibi Latince kökenli bir sözcük. Cultura, toprağa bir şeyler ekip ürün almak, üretmek anlamında kullanılırmış çok eski yıllarda. Onun için Türkçenin arı duru sözlüğünde Ekin sözcüğü de kullanımdadır.

Ekin ya da kültür, bir toplumun tarihsel süreç içinde ürettiği ve kuşaktan kuşağa aktardığı her türlü özdeksel ve tinsel özelliklerin bütünüdür diye tanımlanır. Bireyler, kültürü sosyalleşme süreciyle, toplumsal algılamayla kazanırlar. Onun için kültür, toplumsal yaşamın dil, düşünce, gelenek, kurumlar, yasalar, teknikler, sanat yapıtlarını da kapsamına alır. Voltaire Fransız Devrimi öncesinde Culture’ü insanda anlak (zekâ) oluşumunu ve gelişmesini belirleyen bir terim olarak kullanınca, sözcük değişik bir anlam kazanır. Eleştirel felsefenin babası Alman filozof Kant kültürü insanın mantıksal özünden dolayı özgürce yaşama geçirebileceği amaçların, ideallerin tümü olarak tanımlar. Din antropolojisinin kurucusu İngiliz Sir Edward Burnett Tylor, kültür “bilgilerden, inançlardan, sanattan, ahlaktan ve insanın toplumda yaşayan bir varlık olması nedeniyle edindiği bütün öbür yetenekler ve alışkanlıklardan oluşan karmaşık bir bütün”dür açıklamasını yapar.

Kültür üzerine bilgiçlik taslamak, kavram karmaşa yaratmak değil amacım. Böylesine olumlu, yaşamsal, toplumsal, insancıl özellikler taşıyan kültürün 21. Yüzyılda hâlâ tartışılıyor olması, yeterince algılanamaması, dumura uğratılması, kimi zaman kültürel değerlere, yapılara saldırılması insanı şaşırtıyor, içini karartıyor, üzüyor, acıtıyor… Ancak ülkelerin sosyolojik yapısına, coğrafi konumuna, geleneksel koşullarına, yaşam biçimlerine bakınca, kültürün daha nice yıllar tartışılacağı, sorgulanacağı da anlaşılıyor. Bunları neden yazıyorum, ayrımına varmışsınızdır belkide. Taze bir haber “Kültür başkenti'nde sopalı düzen!” diye bir başlık vardı önceki gün gazetede. (Radikal 23.09.2010). Televizyonlarda, başka gazetelerde de buna benzer başlıklar yer almıştı. “Avrupa Kültür Başkenti İstanbul, önceki gün büyük tedirginlik uyandıran bir saldırıya sahne oldu. İstanbul’un Beyoğlu ilçesinde, ilçenin en eski mahallerinden Tophane’de toplu sergi açılışı yapan dört galeri saldırıya uğradı.” Tophane, tutucu kesimle bohem yaşamın iç içe geçebildiği bölgelerden biri İstanbul’da. Tophane deyince Sadri Alışık’ın kendine özgü sesi ve yorumuyla söylediği şarkı gelir usuma:

Tophane rıhtımında yaparlar gemi,
Oturmuş ehl-i keyifler, çekerler demi
Çatlak patlak, delikde deşik,
Kambur kör, nalet malet
Hepsine bak, çek mastor çek,
Dalgaya bak
Tophane rıhtımında herkesin dalgası, papazı saat gibi, fasonu var

Geçmişin özlem, duygu, şarkı yüklü Tophane semtinde sanata, kültüre, sanatçıya yaban, yoz, kötücül bakışın, kışkırtılmışlığın yansımasını duymak, okumak, izlemek nasıl kederler yüklüyor insana. Sayılarının 50 dolayında olduğu sanılan kişiler, sopa ve biber gazlarıyla saldırıyorlar sanat galerilerine, orada bulunan sanat severlere. Tozu dumana katıyorlar ortalığı. Saldırıda gaz spreyi, bıçak, kırık şişeler, demir sopalar ve coplar kullanılıyor. Saldırıya uğrayanlar arasında Polonya, Hollanda, Alman, İngiliz uyruklu sanat severler de varmış.

Bilgi Üniversitesi Üyesi Nazım Hikmet Richard Dikbaş “örgütlü bir saldırıydı; ancak tüm Tophane halkına mal edilemezdi “ diyor. Saldırıyı uğrayanlardan biri de Sera Kalkavan adlı öğrenci. Olayı bloğ’unda şöyle anlatıyor: “Yüzlerce kişinin katıldığı geceye Tophane esnafı - sakini olduğunu tahmin ettiğimiz 20 civarında kişi tam anlamıyla bir baskın gerçekleştirdi. (...) Önce biber gazıyla saldıran grup ardından serginin ziyaretçilerinin üzerine yürüdü, kadın-erkek ayrımı yapılmadan bira şişeleri sırtlarında ve kafalarında kırıldı, masum kalabalık tekme tokat oradan uzaklaştırdı.”

İstanbul’un göbeğinde, üstelik Avrupa Kültür Başkenti nitelemesiyle taçlandırdığımız, dünyaya ilan ettiğimiz İstanbul’un merkezinde, böylesine sanata, kültüre yönelik saldırıyı basit gerekçelerle, sudan nedenlerle örtbas etmek olası değil. Göstermelik kınamalar da yeterli olamaz elbette İstanbul Valisi saldırının ‘spontane geliştiğini’ belirtmiş! “Toplu sanat açılışı etkinliği kapsamında konukların haklı olarak dışarıya doğru biraz taşmış olması, yolda yaya trafiğini biraz aksatıyor.” sözüyle de bu saldırıya teğet geçmiş! İnsanın içi acıyor böylesi durumlar karşısında. Her şeye karşın Kültür Bakanı’nın söylediklerini de bir güvence saymak istiyor insan. ”Sosyal dönüşümlerin halkı tedirgin etmeden başarılmasını sağlamak bizim görevimizdir. Hiç kimsenin Anadolu'nun bir kasabasında yaşadığı hayat tarzını İstanbul'a dayatmaya hakkı yoktur, aynı şekilde hiç kimsenin de insanların yaşam tarzını, örfünü mahkum etmeye hakkı yoktur. Birbirimize tahammül etmeyi öğrenmeliyiz.” (Radikal 23.9.2010)

Kuşkusuz çelişkiler, karşıtlıklar, dengesizlikler, iç göçün bağnaz yapılanması, kültürel çıkmazlar, gelenek ve görenek karmaşası, devletin vurdumduymaz duruşu, tüm bu olayların da altyapısını hazırlıyor bir bakıma. Oysa kentler alt yapıları ile olduğu kadar, sanat-kültür yapıları, dokuları, insan yapılan yatırımları, doğal dengelerin korunması, özveriyle hizmet edenlere verilen değerlerle de anlamlıdır. Bu yapılar geleceğe uzanan uygar, çağdaş köprülerdir aynı zamanda. Kültürü, sanatı, edebiyatı, bilimi önemsediğiniz, koruduğunuz oranda kentler de anlam, önem ve değer kazanırlar. İnsanları bu anlamda eğitmek, iletişim araçlarıyla okumaya, öğrenmeye, bilgilenmeye yönlendirmek şarttır. Umalım ve bekleyelim, devlet bu konuda daha duyarlı, daha uyanık, daha sorumlu bir anlayışla önlemler alsın, olaylar olmadan önüne geçsin.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Meşru yol ve yöntemlerle Ak Parti hükümetini yıpratamayanların ne gibi oyunlar peşinde olduklarının en güzel örneklerinden biridir bahsettiğiniz . Siz bunları kabul etmeseniz de Türk halkı çok iyi biliyor.

M Sadullah SAĞLAM 
 24.09.2010 23:52
Cevap :
Sayın Sadullah Sağlam bey, elbette herkesin farklı görüşleri, yaklaşımları, düşünceleri vardır. Bunlara saygı duymayı bilmek de bir erdemliliktir. Ben görüşlerimi açıkladım, kaygılarımı paylaşmaya çalıştım. Siyasal iktidarların bu dengeleri koruması, toplumsal duyarlılıkları doğru okuması gerekir. Eğilimlere, geleneklere, ilişkilere, davranış ve eylemlere gerçekten demokrat, çağdaş, uygar, aydınlık duruş ve yöntemlerle çözümler üretmelidir diye düşünüyorum. Türk halkının sağduyusuna, tehlikeli yönelişler karşısında doğru duruşlar sergileyeceğine de inanıyorum elbette. Bunun örneklerini geçmişte de gördük. Gönlüm ülkemizin aydınlanma, çağdaşlaşma, uygarlaşma yolunda önünün tıkanmamasından yana. Bu ülkede yaşayan aklı başında, sağduyulu, kültürel aşınmaya kapalı, yozlaşmaya, aymazlığa karşı tüm insanların duyarlı olmaları bir gereksinmedir. Esenlikle kalın.  27.09.2010 21:17
 

Doğru, cultura latincede toprağa bir şeyler ekip ondan ürün almak onları çoğaltmak anlamında kullanılırdı. Ama bu demek değildir ki ne ekersen ek mutlaka iyi bir ürün alırsın. Edebiyatta, eğitimde ve siyasette sıkça hamasete başvuruyoruz ama ne yaparsak yapalım nedensellik yasasının hüküm sürdüğü bir dünyada toprağa ektiğimizden farklı bir şey biçilemeyeceği gerçeğini değiştiremeyiz. Ne yani biz bir taraftan dinini seven, Atatürkçü, vatansever, örf adet ve geleneklerine bağlı, laik ve demokrat ezberci nesiller yetiştirmek için eğitim vereceğiz sonrada onların araştıran, soran, sorgulayan, uygar insanlar olmalarını! Bu işte bir gariplik yok mu sizce? Doğanın yasaları asla değişmez. Ne kersen onu biçersin ve bizde şimdi ektiklerimizi biçiyoruz. Feryada ve figana hiç gerek yok. Sevgiler ve selamlar

Matilla 
 24.09.2010 18:07
Cevap :
Kişilerin görüş ve düşüncelerine saygı duymak da kültürün bir gereğidir. Elbette bilinçli, sorumluluk duygusu içinde olan insanların yorum farkı bulunacak. “Çok eksik bir tanımlama” diye belirlediğiniz konuda tamamlayıcı olduğunuz için teşekkür ederim. Kuşkusuz amacım bir “feryat-figan edebiyatı yapmak değildi. Toprağı akıllıca işlemek, ekimi iyi yapmak, ekini de ustaca biçmek bir yöntem, bir işlev tutarlılığı değil mi? Doğru zamanda, doğru yerde insana yatırım yapmanın sosyal, kültürel gereğini de yadsımamak gerekir diye düşünüyorum. Paylaşımınıza ve ince düşüncelerinize sağolun diyorum. Sevgiyle, dostlukla.  26.09.2010 15:44
 

Hani şu geçen yüzyılın başında Bitlis'den İstanbul'a göç edip, limanlarda hamallık yapan Arap kardeşlerimizin familyasından, Arap Nasri Ağabey'in kurduğu, bitirimlerin spor kulübü!..Dostlukların pazara değil de, mezara kadar olduğu bir zihniyetin takımı!...'Haklıyı koruyanların'' ve Mehmet Ağar,Fatih Terim, Kadir İnanır'ın da görüntüye girdiği, eski külhani Tophane semti! XIX.yüzyılın başında bizim aile konağı yanmadan,Rum ve Ermeni komşularımız ve Tophane Kışlası yok olmadan ve nihayet 6-7 Eylül olaylarıyla,doğu kökenli yurttaşlarımızın dengeleri bozmadan var olmuş;Kadiri Tekkesi'nin yaşamını sürdürdüğü,tutucu Tophane!...Pera'nın,2010 Avrupa Kültür Kenti (!)İstanbul'un sanatsal da,olsa rantsal değişiminin ve toplumsal ve yerel çelişkisinin yaşandığı bir yer!...Olaylar Alperenler'in Aya İrini İdil Biret konser baskını gibi!..Çelik ve Günay'ın olumlu açıklamalarından sonra, ''Ağabeyler'' ve belediye başkanı bir mütabakat sağlarlar belki!...Çünkü olay utanç verici!...Dostça selamlarımla

zeki etferat 
 24.09.2010 17:02
Cevap :
Sevgili Zeki Etferat dost, geçmişten güzel örneklerle nasıl da konuya yaklaşmış, ortak duyarlılığı yakalamışsınız. Bu içten anlatımınız, duyarlığınız, duruşunuz, düşünceniz için ve yazıma tamamladığınız için size çok teşekkür ederim. Önemli olan bu zaten. “Rantsal değişimin, toplumsal ve yerel çelişkinin” yaşandığı İstanbul’un bu ünlü semtindeki oluşumlarda, daha önce başka yerlerde yaşanmış taşkınlık, saldırı olaylarında acı duymamak, kahrolmamak mümkün mü? Kuşkusuz bu tür davranış ve eylemleri göç olgusuyla ,gelenek ve görenek algılamasıyla geçiştirmek olası değil. Eğitimsizliğin, iletişimsizliğin,eğitimsizliğin, cehaletin, geçmişten günümüze dek süren önleme yönelik ilgisizliğin etkilerini de göz ardı etmemek gerek. Bu utanç tablolarını umalım ki bundan böyle görmeyelim, yaşamayalım; toplumsal duyarlılık ve davranışımızı da gösterelim. Ben de sevgiyle, dostlukla daha aydınlık günler diliyorum.  27.09.2010 21:18
 

Bu ufacık olay bile incelendiğinde çok derin kaygılar uyandırıyor ülkem adına. Birikmiş bir kin, öfke, nefret duygusuyla bir grup insan barbarca diğer gruba saldırıyor. Buna rağmen olayın başka sebepten ortaya atıldığını savunup halkı uyutmaya çalışan yetkililer de cabası. Eğitimsiz bir toplumun varacağı nokta budur. Onlar ne anlar kültürden sanattan. Müslüman mahallesinde salyangoz sattırırlar mı adama?

ukant 
 23.09.2010 23:22
Cevap :
Belirttiğiniz ve vurguladığınız gibi insanı utandıran, kaygılandıran olayları yaşıyoruz. Gelecek zamanlarda bu tür olayları daha mı çok yaşayacağız diye endişelenmemek olası değil. Gene de umudu yitirmemek, enseyi karartmamak gerektiği kanısındayım. Daha iyi günleri yaşama özlemiyle. Doastlukla..  24.09.2010 19:06
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 178
Toplam yorum
: 278
Toplam mesaj
: 85
Ort. okunma sayısı
: 1442
Kayıt tarihi
: 01.06.08
 
 

1946 yılında Gaziantep’in Oğuzeli ilçesinde doğdum. İlkokulu aynı ilçede, ortaokulu Ceyhan’da, li..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster