Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Ağustos '11

 
Kategori
Kültür - Sanat
Okunma Sayısı
604
 

Kültür ve koşullanma

Her insanın hayatında birçok şeye klasik koşullanma yoluyla koşullanmış olduğu gerçektir.
Bu koşullanmayı yapan ise en başta içinde bulunduğumuz toplumun bize bıraktığı mirastır. İşte bu toplumsal mirasın adı kültürdür. Kültür sözcüğü pek çok değişik anlamlarda kullanılmakla beraber, yazımızın konusu olan sosyolojik anlamdaki kültür ise kısaca şöyle tanımlanmaktadır:
“Toplumun bir üyesi olarak insanın elde ettiği bilgi, inanç, sanat, moral, hukuk ve alışkanlıkları kapsayan karmaşık bir bütündür.” (E:B: Tylor) 


Bir kültürün yaptığı en önemli fonksiyon o toplumda bir yaşama deseni veya yaşama şeması oluşturmaktır. Kültür o toplumdaki bireylerin sosyal davranışlarını biçimlendirir. Çünkü oluşan kültür bir sonraki nesle koşullanma yoluyla öğretilir. İnsanlar dünyaya gözlerini açtıkları toplumun değerlerini, davranış kalıplarını, neyi sevip hatta neye düşman olmaları gerektiğini atalarından miras olarak gelen kültürle öğrenirler. 


İnsanlar kültür yoluyla sosyal ve bireysel yaşamın anlamını keşfederler. Bir kültür kendi değerlerine o kadar çok sıkı bir sadakat oluşturur ki diğerlerini öteki olarak algılama eğilimi gösterir. Hatta kültürün, o toplum için sosyal dayanışmanın bir temelini oluşturduğunu da söyleyebiliriz. 


Her kültür sosyal kişiliğin oluşmasında en başta gelen bir faktördür. Kişiden kişiye değişen bireysel farklılıklar ve gruptan gruba değişen davranış örüntüleri üzerinde, hiç kimsenin kaçınamayacağı kültürel bir damga vardır.
Kuşkusuz kendini yöneten birey özgür görünmektedir. Hiç kimse bir başkasıyla özdeş de değildir. Ama her sosyal kişilik bir kültürün sonucudur. Toplumun oluşturduğu, değerlerin ve davranış kalıplarının düşünme, tartışma ve değerlendirmelerden uzak olarak koşullanma yoluyla bir sonraki nesle aktarıldığını görmekteyiz.
Bu olgunun toplumsal dokunun oluşmasında çok önemli bir fonksiyonu olduğu kuşkusuzdur. Bense şimdilik şuna dikkat çekmek istiyorum; Bu olgunun yararları yanı sıra zararları da vardır. Özden uzak, temel bilgiyle hiç alakası olmayan bazı davranış kalıpları ve inanç ritüelleri insanlara göz göre göre zarar vermesine rağmen sırf kültürel miras olarak insanları esir edip bir sonraki nesle de aktarılan öğeler olarak da taşınması… 


Genel olarak da şuna dikkat çekmek istiyorum. Bilimin aydınlık ışığında kültürlerin ayrıştırıcı, zararlı ve çağa uymayan yanları süratle ayıklanmalı ve gelecek nesillere olumsuzluklar aktarılmamalıdır. Hatta tarihin derinliklerinde vuku bulmuş din ve mezhep çatışmaları artık unutulmalıdır. Bu, toplumsal gelişme ve huzur için de gereklidir. Hangi kültür olursa olsun… 


Sonuç olarak çağımız koşullanmalara dikkat etme ve kişiliğini bularak bireyselliğini yakalama çağıdır. Toplumlar da ancak böyle bireyleriyle kişilikli toplum olurlar. Aksi takdirde kullanıma açık öğeleri barındırmaya devam edip giderler... 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 82
Toplam yorum
: 14
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 1015
Kayıt tarihi
: 24.05.11
 
 

TED Ankara Koleji ve ODTÜ Kamu Yönetimi mezunuyum. Asıl mesleğim bankacılık. Çeşitli kuruluşlarda..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster