Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Mayıs '14

 
Kategori
Ekolojik Yaşam
Okunma Sayısı
105
 

Kurtlar

Kurtlar
 

İnsanın insanca yaşaması.


DEĞİNİLECEK KONULAR :

Mazlum. İnsanın insanca yaşaması.

Benim anam ağlayacağına onun anası kan ağlasın veya ölsün.

Rakibimin yok olması benim nihai amacımdır.

Mümkünse yok et veya oyundan at. Bir daha oyunda olmasın. Bu amacıma ulaşmam için her türlü yol mubahtır, sevabı bile vardır. Sevabı maddi çıkar, kariyer veya arzularımın tatminidir. Bu acımasız rekabet ortamı insanların ve özelliklede mazlumların yaşama şanslarını ellerinden almaktadır. Büyük balık küçük balılğı yutar. Ne yapalım tabiatın kanunu böyle. Benim yapacak herhangi bir şeyim yok. Bende buralara dişimle tırnağımla rakiplerimi eleyerek, oyundan atarak veya onları sonsuza uğurlayarak geldim. Oyunun kuralı bu. Ya bu kurallara uyarsın yada tabiattan silinirsin. Evet, insanlığın geldiği son durak. Son durak; insanın yaşama habitatını yine zeki yaratık olan insanın öldürmesidir. 1900’lü yılların sonları ile 2000 yıllarının başlarında gelinen medeniyet işte bu. İnsanların DNA’larına kodlanan ölümüne rekabet insanı insan olmaktan çıkarmaktadır.

 

 

“İnsan insanın kurdudur.”

 

İnsan ise bu kurt olma mevzuunda o kadar ilerlemiş ki grup olmayı bile unutarak şahsi çıkarları için tek başına saldırmayı benimsemiş. Beklide kurtlarda tek başlarına avlanabilselerdi onlarda avlarını paylaşmak istemezlerdi. İnsanın zekâsı toplu hareket etmeyi bu noktada engelliyor ama avlanacak hayvan büyük olunca, kazanç büyük olunca ve birden fazla kurda ihtiyaç olunca insan oğlu da tıpkı doğadaki kurtlar gibi organize oluyorlar. Bu sadece ve sadece çıkar amaçlı suç örgütlerinde olmuyor aynı zamanda toplumun kurumsal olarak kendisine oluşturduğu kurumlarda da kurtlar legal örtü altında organize oluyor. Böylesi daha rahat, daha fazla karlı, güvenli ve onurlu bir kisve altında icra edilebiliniyor.

 

Yazmak çok kolaydır ama zor olan ana konunun doğru seçimi ve bu konuyu anlatmanın anatomik yapısının kurgulanarak yaşar hale getirilmesidir zor olan şey. Düşündüm, düşündüm, düşündüm ve beni en çok rahatsız eden şeyi yazmaya karar verdim. Bencil insanın nasıl kendi çıkarları uğruna bir yola girerek insanlığını hayvanlığa tercih edişini yazmaya karar verdim. Dünya üzerindeki tüm canlılara en fazla zarar veren insanın bu bencilliğidir.

 

Bencillikte ustalığa ermiş ihtisas yapmış insan, bu özelliğini tekâmülde ettirmiştir. Kendisine bencil dedirmemek için sahte bir ifade ve maske kullanarak gizlemiş, iyi bir kişilik olarak toplum içerisinde yer bulmuştur. Sonra sıra merdivenin basamaklarını ağır ağır tecrübelerine tecrübe katarak yükseklere ulaşmıştır. Çevresindekilerin kanlarını emerek ve onları istismar ederek. Çevresini yaşayan bir ölü haline getirerek onları birer tuğla gibi örerek bulutlara ulaşmış orada da güneşe ulaşmayı hayal etmiştir. Onun hayallerinde bulutlara ulaşmak tek olmak yalnız olmaktır. Bulutları paylaşmamaktır. Rakip tanımamaktır. İşte son dünya insanlığının geldiği yüce nokta. Bireysel yükseliş.

 

 

“Yaşasın Serbest Piyasa…”

 

Bir sermaye sahibi bu varlığı korumayı insanların mutluluğunun da ötesinde düşünüyorsa bu sistemde bir virüs var demektir. Bu evren canlıların yaşama ortamı olması için var. Sermaye bikrimi inçin değil. Kim sermayesini diğer tarafa havale edebilmiş. Kime ne kalmış. Gök kubbede hoş bir sedanın ötesinde hiçbir şey kalmıyor. Herkes bir gün geldiği yere geri dönüyor. Hayatta budur işte. Uzun gelen yaşam aslında adı anılmayacak kadar kısa ve önemsiz.

 

İşletmelerin amacı işletmeleri yaşatmak ama neye mal olursa olsun yaşatmak. Neye mal olursa olsun kimi ve neyi yok ederse etsin umursamamadan çılgınca daha çok, daha da çok kazanmak. Her şey bir rant uğruna. Peki insanın olmadığı yerde ne olabiliyor? Olduysa da insanın olmadığı yer insan inçin ne ifade ediyor? Hiç. Koca bir hiç bile değil, ismi dahi anılmayacak mikron düzeyinde bir hiç.

 

Firmalar gibi insanlarda birer sermayedar gibi olmuşlar. Herkes işi artık acımasız bir profesyonelliğe dökmüş. Bu konuda ihtisas yapmış. Yıllardır poker oynayan oyuncular vardır. Bunlar karşısındakinden çıkar sağlamak için hiç tavır, tutum ve davranışlarında bir renk vermezler. Her zaman kazanmayı ve diğerlerinin kaybetmesini isterler. Sermayedar kendi gelirini azaltacak ama çevresindeki insanların yaşamına katkıda bulunacak bir sermayeyi yanında istemiyor. Amansız bir rekabet. Var ol, geliş veya durakla gerile. Savaşım bu. Rekabet dahi asil değil.

 

Fırsatçı bir zihniyet yakaladığı imkânları son damlasına kadar sömürüp posasını savurup atmakta gram tereddüt etmiyor.

 

Yılmış, yıkılmış ve insanlığından utandırılmış nefes alıp-veren insan yığınlarının başta kendisine, çevresine ve bu evrene ne katkısı olabilir? “Sadece benim olsun başkasının olmasın. Küçük olsun ama sadece benim olsun.” “Az olup herkesin olacağına sadece benim olsun geri kalana ne olursa olsun.” Bu anlayış ve bakış tarzı şeytanın yönettiği bir felsefenin ürünü olmaktan öteye gitmeyen bir sistematiktir. Varacağı son ise çok acı ve hüsrandır.

 

Bu bahsedilen dünyevi görüşün sonu gelmiştir. Bu çıkarcı zihniyetin can çekiştiğini bakanlar görmektedir. Bu zihniyetin sahipleri de bunun farkındalar ve konumlarının korunması sistemlerinin tekrar düzenlenerek yeniden rayına oturarak önlenemez yükselişlerine geri dönmek için ellerinden gelen düzeltici işlemleri gerçekleştire bilmek için var güçleri ile çaba göstermektedirler. Dünya ekonomik krizler ile sarsıla sarsıla bu varması gereken nihai sona gelmiştir. Artık yeni bir söz söylemenin tam zamanıdır. Bu yeni söz elbette eskisinin tam zıttı olmalıdır. Aldatmadan, saldırmadan, uyum göstererek bir geçiş sürecinin neticesinde yeni bir dünya oluşturulmalıdır. İnsanın kendisinden sonra gelen evlatlarına ve soyuna güven içerisinde yaşaya bilecekleri bir dünya bırakmalıdır. Biz insanların olgunlaşanları tekamül ede ede en son hayattan bunu umarlar.

 

Burada sadece makro bir üst çıkarcılıktan bahsetmiyoruz. Burada sadece mikro (kişisel düzeyde) bir çıkarcılıktan da bahsetmiyoruz. Her unsuruyla mikrodan makroya ve başından sonuna en ücra yerlere kadar sirayet etmiş bozuk, hastalıklı artık sistematik hale gelmiş bir olgudan bahsediyoruz. Toplumun belki de adını koyamadığı ve de net olarak görerek tanımlayamadığı örtülü bir çıkar operasyonlarının yapıldığı sistemden bahsediyoruz. Bu durumu görerek kendisine menfaat sağlayabilen, gerçek yüzünü saklayarak böyle bir menfaat sistemine adapte olabilenlerin bilinçli ve de bilinçsizce üyesi olduğu kulüpten bahsediyoruz.

 

Bu toplumsal olgu haline gelen bir olgu. Bu sistematikten faydalananların ziyadesiyle memnun olduğu ama geride kalan, bu sistemin tabanı olarak görülen manen ve madden sömürülenlerin ise son derece muzdarip olduğu reel bir olgu. Bir yönüyle insanı tanrılaştıran diğer taban yönüyle ise insanı ucubeleştiren rezil, ucube, çıkarcı bir sistem. Ezen ve ezilenler. Ezenler haliyle hallerinden son derece memnunken, ezilenlerin, teamül altında yaşayanların ise hayatlarının cehennem olduğu sistematik bir olgudur bu.

 

Savaşların gerçek sebebi; menfaat, aç gözlülük ve başkasını düşman veya yok saymak. Olması gerekenden, yaşam için gerekli olandan çok fazlasını başkalarının haklarını gasp ederek genleşen bir zihniyet.

 

 

“Silik Direniş…”

 

Sistemin temellerine veya tepeden tırnağa başkaldıranların ise şeytan olarak isimlendirilip, yaftalanarak avlanıldığı bir düzen. Başkaldıranın, direnenin başından oldu, acınmadığı, merhamet edilmediği adil düzen.

 

Güçlerini, olmaması gereken bu direnç odaklarına yönelterek bertaraf ettiler. Çevrelerini kendilerinden korkan veya kırıntıları ile geçimlerini sağlamak isteyen ufak insanlar ile doldurarak kendilerine kullanabilecekleri bir tampon oluşturdular. İşte bu garibanları o diğer garibanlar ile acımasızca çarpıştırdılar. En fazla üzüldüğüm ise bunlardan korkarak bu çıkar çevrelerinde tozdan uydu kuşağı oluşturan silik kişilikli insancıklardır. Bunlar düzenin mimarları tarafından çok sevilirler ama işleri bittimi en çok direnişçiler hatırlanırlar. İçlerinde direnişçilere gizliden derin bir sevgi ve yara beslerken, gönülleri burkulurken, akıllarına bu direnen bu insan geldiğinde kendilerinden nefret ederken, beyinlerinin ve kalplerinin silik yerlerinde yerlerini alır bu silik insancıklar. Adı üstünde silik. Sadece bir yerde değil onlar her yerde siliktir. Bence öbür tarafta bile silik bir yıldız olacaklar. Parıltıları olmayan kara yıldızcıklar. Ne kadar elemlidir o. Onuruyla mücadele ederek savaşmış, direnmiş ama malum güç veya güçlerce paramparça edilerek adeta yok edilmişlerden daha acıklıdır benim nazarımda siliklerin durumu. Allah kulunu böyle bir silik olmaktan binlerce kere korusun. Daha onlar hakkında söylenebilecek binlerce cümle var. Yazılabilecek binlerce düşünce ama insan bunları yazmaya dayanamaz. Yazdıkça onları daha iyi anlar, anladıkça da onların bu hallerine yanarak kendini tüketir. Vicdandır bunun adı.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 72
Toplam yorum
: 5
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 856
Kayıt tarihi
: 29.06.08
 
 

1971 İzmir doğumluyum. Strateji, Taktik Felsefe, İşletme, Liderlik, Kalite Güvence Sistemleri, El..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster