Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Ocak '11

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
7839
 

Kuyucaklı Yusuf / Sabahattin Ali

Kuyucaklı Yusuf / Sabahattin Ali
 

Kuyucaklı Yusuf / Sabahattin Ali


Kitapla ilgili düşüncelerimi paylaşmadan önce, Sabahattin Ali’yi sevenler ve kitaplarını okuyanlar için, önemli gördüğüm bir konuyu belirtmek istedim. 

Sabahattin Ali’nin, Kürk Mantolu Madonna’sını okuyanlar, Ali’nin diğer tüm romanlarını ve öykülerini bu roman ile kıyaslar ve tamamına yakını da, yazarın Kürk Mantolu Madonna adlı romanının daha güzel olduğunu söylerler. 

Başlarda ben de yaptım bu hatayı, ancak çok pişmanım. Şu anda, bu düşünce ile yazara büyük haksızlık yapıldığı kanaatindeyim. 

Zira, Sabahattin Ali’nin tüm öykülerinin, tüm romanlarının rengi ve tadı çok farklı, her birinin zihinlerimizde bıraktığı izler bambaşka. Hepsi de birbirinden özel ve değerli. Her bir öykünün ve romanın topluma vermek istediği mesaj bambaşka. 

<><><><> 

Evet, gelelim, Kuyucaklı Yusuf’a… 

Yusuf, Selahattin Bey, Şahinde Hanım ve güzeller güzeli Muazzez… 

Romanımızın başkahramanları. 

1903 yılı sonbaharında eşkıyalar bir evi basıp bir karı kocayı öldürürler. Cinayeti, yani anne ve babasının öldürüldüğünü gören 9 yaşındaki Yusuf’u, kaymakam evlatlık alır. 

Kaymakam Selahattin Bey’in, Şahinde adında bir karısı ve Muazzez adında bir kızı vardır. Mutsuz bir evliliktir bu. Yusuf’un gelmesiyle birlikte bu durumdan fazlasıyla rahatsız olan Şahinde Hanım çaresiz, olayı kabul etmek zorunda kalır ve Yusuf bu ailenin yanında büyür. 

Evet, romanın çok özet olmak kaydıyla konusu budur. 

Daha fazla anlatmak, detaya girmek, romanın büyüsünü bozacak düşüncesi ile, özeti bir paragraf ile sınırlandırdım. 

Bu arada kitabı okumak isteyenler, - mümkünse - YKY (Yapı Kredi Yayınları) tarafından yayınlanan bu kitabın, ÖN SÖZÜNÜ ve arka kapaktaki TANITIM yazısını özellikle okumamalıdırlar. 

<><><><> 

Kitaptan bazı alıntılar; 

“Bizim küçük Anadolu şehirlerimizde bu müzmin evlenme hastalığı daima hüküm sürmektedir. En kuvvetliler bile bir iki sene dayanabildikten sonra bu umarsız mikroptan yakalarını kurtaramazlar ve kör gibi, önlerine ilk çıkanla evleniverirler. 

Tabii bu evlenmede herhangi bir müşterek hayattan ziyade, erkek için evde bir kadın bulunması; kız için de "münasipçe bir kısmet" varken kaçırılmaması, düşünülmüştür. Bu izdivaç mikrobu, evlendikten sonra faaliyetine baslar: Evvelce birtakım emelleri olan, yükselmek, kendini göstermek, eser vermek isteyen adamlara bir kalenderlik, bir lakaytlık gelir. Evde meram anlatmaya asla imkân olmayan, seviyesi, ahlak telakkisi, dünya görüsü ve ihtiyatları büsbütün ayrı olan bir mahlûkla daimi bir beraberlik insani dış hayatta da bedbin yapar ve bütün insanlardan şüpheye düşürür." 

"işte böyle Yusuf, ömür bu, geçip gidiyor!" diye mırıldandı. İhtiyarlara mahsus bir eda ile söylenen bu sözler Yusuf’u güldüreceği yerde düşündürdü. Çayiçi'nden Bayramyeri'ne sapan yolun köşesine gelince durup birbirlerinin yüzüne baktılar ve ayrıldılar. İkisinin içinde de hem uzun zaman sonra tekrar görüşmenin verdiği bir memnuniyet, hem de belki bir daha görüşmeyeceklerini sezmekten doğan bir hüzün vardı. Hayat, birbirinden ayırdıklarını, kısa bir müddet için tekrar yaklaştırır gibi olsa bile, uzun zaman yan yana bırakmıyordu. Geçen günleri bir daha geri getirmek mümkün değildi ve sadece hatıralar, iki insanı birbirine bağlayacak kadar kuvvetli değildi.” 

“Hayat, birbirinden ayırdıklarını, kısa bir müddet için tekrar yaklaştırır gibi olsa bile, uzun zaman yan yana bırakmıyordu. Geçen günleri bir daha geri getirmek mümkün değildi ve sadece hatıralar, iki insanı birbirine bağlayacak kadar kuvvetli değildi.” 

''içindeki bütün yıkıntılara bütün kederlere rağmen başını yere eğmek istemiyordu. Matemini ortaya vurmadan tek başına yüklenecek ve yeni bir hayata doğru yürüyecekti.'' 

“Yeniden başlamak için gerekli olan umutla biter. Nice umut da işkenceyi uzatır, ama Yusuf’un işkencesi umudunu elleriyle gömmektir zaten.” 

"Bu sefer ay sol taraftan vuruyor ve Yusuf’un dizginleri tutan ellerini aydınlatıyordu. Hayvanların koşumlarındaki, pirinç kısımlar, kıymetli birer mücevher gibi temiz parıltılar saçıyordu. Arabanın ağzını yarı yarıya kapayan Yusuf başını biraz sağa eğmişti. Muazzez bu şekilde onun yüzünü adamakıllı görüyordu: Kulağı ve saçları karanlıkta kalmış, sol yanağı, alnının bir kısmı ve burnu mermer gibi beyaz bir ışığa bürünmüştü. Ancak ucunu görebildiği kaşlar hafif ürpermelerle kımıldıyordu. Muazzez onu hiç bu kadar güzel görmemişti. Uzun uzun baktı ve sonra sessiz sessiz ağlamaya başladı. Elini yüzüne kapatıyor ve yaşlarını avuçlarına akıtıyordu. Yusuf onun ağladığını görmemeliydi. Bu kadar büyük bir saadeti onu verene göstermek doğru değildi. Bunu, kendine izah edemeyerek, hissediyordu." 

<><><><> 

Ölümsüz yazar Sabahattin Ali’nin Kuyucaklı Yusuf adlı romanı zihnimde – okuduğum diğer bütün romanları ve öyküleri gibi – benzersiz tatlar ve izler bıraktı. Betimlemelerdeki kusursuzluk, psikolojik çözümlemeler her zamanki gibi muhteşemdi. 

Empoze edilmeye çalışıldığı gibi – bence – kitap bir “aşk” romanı değil. Yazar dönemin sosyal ve toplumsal olaylarını, bir kurgu eşliğinde, okuyana göstermeyi hedeflemiş ve son derece başarılı olmuş. 

Kitap biterken, bir tamamlanmama duygusu hâkim oluyor. Nedeni, Sabahattin Ali, bu kitabı bir üçleme olarak düşünmüş, ancak çok erken yaşta öldürüldüğü için, kitap yarım kalmış. 

Zevkle okuyacağınıza eminim, muhteşem bir Sabahattin Ali kitabı. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Nilgün Hanım, şu vakit darlığı ve okunacak şeylerin günümüze, ayımıza, yılımıza hatta ömrümüze sığamayacak kadar çok oluşu yüzünden ben hep "nokta atışlı okuma"lar yapmak zorunda kalıyor ve önerilen kitapları alıp okumaya vaktim olmuyor. Bu da öyle olacak sanıyorum. Okumaya daha fazla vakit ayırabilenlere ve size ne mutlu. Emeğinize sağlık, selamla, saygıyla... MS (Yaramazlık yapıp okumayın dediğiniz yerleri okudum bile, hatta kitabın bir özetini ve Muazzez'in Yusuf'un hayatındaki önemini...)

Mehmet Sağlam 
 17.01.2011 23:48
Cevap :
Günaydın Mehmet Bey, okuma konusundaki tercihleriniz, öncelikleriniz elbette sizin tasarrufunuzda... Ama Türk Edebiyatı'nın bu gelmiş geçmiş en büyük yazarlarından biri olan Sabahattin Ali'nin en azından "Kürk Mantolu Madonna"sını mutlaka ama mutlaka okumanızı ve isteğim o dur ki, bloğunuzda tanıtmanızı rica ediyorum.... Sustum :) Teşekkürlerimi, saygı ve sevgilerimi sunuyorum.  18.01.2011 8:42
 

aklıma Yusuf düştü; ah Yusuf, ah!...

Şahin Yamaner 
 17.01.2011 23:38
Cevap :
Merhaba, keşke yazarın ömrü yetseydi ve devamını da yazabilseydi bu ölümsüz eserin değil mi ? Saygılarımı sunarım, teşekkürler yorumunuz için.  18.01.2011 8:43
 

Kürk Mantolu Madonna fanatiği bir Sabahattin Ali okuyucusu olarak Kuyucaklı Yusuf'la ilgili yazımı yakında MB'de paylaşacağım. KMM ile ilgli bir tiyatro oyunu çalışmamız ise, şimdilik çok büyük bir bütçe gerektirmesinden ve de Sayın Filiz Ali'nin konuyla ilgili katı tutumundan ötürü rafa kaldırılmıştır. Çok hoş ve bilgilerdirici metniniz taktire şayan. Bakarsınız Kuyucaklı Yusuf sahnelenir günü birinde tarafıımızdan..

Behram Su 
 17.01.2011 17:02
Cevap :
Merhaba, yazınızı sabırsızlıkla beklediğimi bilmenizi isterim... Benim KMM adlı kitapla ilgili tanıtımımı okumak isterseniz eğer linkini veriyorum.http://blog.milliyet.com.tr/Kurk_Mantolu_Madonna___Sabahattin_Ali/Blog/?BlogNo=271155... Tiyatro çalışmanız için şimdiden sizi tebrik ederim. Ben de bu ölümsüz eser, neden bir "dizi", "film" veya "tiyatro" eseri olarak karşımıza çıkmıyor diye düşünüyordum. Harika düşünmüşsünüz. Filiz Ali hanımefendi'nin katı tutumunu anlamak mümkün değil. Amacı nedir hanımefendinin acaba merak ediyorum ? Yorumunuz için teşekkürlerimi sunuyorum. Kuyucaklı Yusuf'u da sahnede görmek istediğimi bilmenizi isterim. Teşekkürlerimle, en derin sevgi ve saygılarımı sunuyorum.  18.01.2011 8:56
 

Kitabı okuduğumda yirmili yaşlardaydım.Şimdi o yıllara götürdünüz beni.Aslında çok şeyin değişmediğini görüyorum.Tarihte ölümünü kabullenmediğim insandır o. Ve ölene kadar da kabullenmem.Yazık ya! Böyle bir dahinin bu topraklarda dünyaya gelmesi suç mu? Karanlık,aydınlık dolu bir insanı cezasız bırakmayacaktı.Değil mi? Bu yazı onu yaşamak ve yaşatmak amacında olan bizlere ilham verdi,güç verdi. Allah sizden razı olsun. Artık geçmişe dönük hesap sormamız mümkün değil.Ama yeni nesillere onu tanıtıp sevdirebiliriz. Siz de biliyorsunuz ki bedenin ölmesi ile ruh ölmüyor. Onu ölmüş saymıyorum ve hala yaşıyor(inanmayanların kendi kulvarlarında kalmalarını rica ediyorum) Şarkılarıyla ünlenmiş,büyük paralar kazanmış Zülfü Livaneli,Edip Akbayram,Sezen Aksu gibi sanatçıları konserlerinde- bir kez dahi anmadıkları- için kınıyorum. Bari o şarkıları okurken,o sözleri kimin yazdığını söyleyin. Sizi yürekten kutluyor,en derin saygı ve sevgilerimi sunuyorum.

die stimme des mondes 
 17.01.2011 15:28
Cevap :
Merhaba, yorumunuza bire bir katıldığımı söylemek isterim. Sabahattin Ali ile çok geç tanıştım. Onu tanıdığım için çok mutluyum. Şimdi külliyatını okuyorum ve görüyorum ki aslında o benim sandığımdan da "BÜYÜK" ve "ÖZEL" bir yazar(mış) Erken kaybı ve öldürülmesi ise içimi acıtıyor. Böyle olmamalıydı ! Ama şunu biliyorum ki, acıyla yaşayan ve beslenen insanlar (ki bunların çoğu şair ve yazarlardır) bu tip bedbaht sonlara maruz kalıyorlar maalesef.. Çünkü artık sizin de bildiğiniz gibi bu bir "DOĞA YASASI" nasıl yaşar ve HİSSEDERSENİZ, akıbetiniz öyle oluyor... Büyük yazar S.Ali yazdıklarını derinden hissetmeseydi aramızda olacaktı belki, ama bu kadar büyük eserler de ortaya çıkmamış olacaktı... Ne tuhaf bir paradoks değil mi ? Allah rahmet etsin, nurlar içinde yatsın. Biz daima onu yeni nesillere sevdireceğiz, misyonumuz bu. Saygılarımla, teşekkürlerimi sunuyorum.  18.01.2011 12:01
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 562
Toplam yorum
: 1939
Toplam mesaj
: 119
Ort. okunma sayısı
: 8432
Kayıt tarihi
: 30.03.10
 
 

Kişisel gelişim uzmanıyım. Yaşam Koçu, İlişki Koçu, NLP Uzmanı ve Eğitmeni, Kuantum Yaşam Koç..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster