Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Ocak '18

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
238
 

Melodram…

Melodram…
 

Bu sözcüğün, Fransızca kökenli olduğunu belirten Milli Eğitim Bakanlığı'nın sözlüğü, üç tarif yapmış…
- Yunan trajedilerinde koro başı ile bir oyuncu arasında geçen şarklı konuşma.
- Oyuncuların sahneye müzikle girip çıktıkları bir oyun çeşidi.
- Çağdaş tiyatroda, konularını hissî ve acıklı olaylardan seçen bir oyun türü.
 

Melodram ve Melânkoli…

İlk üç harfin dışında hiçbir yakınlığı olmayan bu iki sözcük çağlar boyu birlikte hareket etmiş, kolkola girip öyle gelişmelere sebep olmuşlardır ki saymakla bitmez.

Meselâ, İngiltere’de Mezarlık Şairleri, 18. yüzyılda -tam da melodramın bir halk tiyatrosu türü olarak ortaya çıktığı sıralar- melânkoliyle yüklü dizeler kaleme almışlar; karanlığı, acıyı, ölümü, öbür dünyayı ürkütücü imgelerle dile getirmişlerdir.

Bu kadar da değil, Mezarlık Şairleri hüzün ay ışığı ve diğer melankolik yaklaşımlardan yararlanarak Romantizmi hazırlamışlardır… Mezarlık şairlerinin gotik öyküyü ve romanı da yönlendirdikleri bir gerçektir.

19. yüzyıl romantik edebiyatının en önemli konularından biri de veremdir. Yani karasevdadır

Verem o sıralar, bir soyluluk, incelik belirtisi olarak değerlendirilmiş; solgun ve halsiz görünmek, sanatçı olmanın göstergesi sayılmıştır...

Bu, yoruma hiç ihtiyaç duyulmayan melankolik ve melodramatik bir durumdur.

Zaman içinde melodram, küçümsenen bir kavrama dönüşmüş; dahası, yazarlar sanatçılar melodrama kaçmakla suçlanır olmuştur.

Günümüzde, melodram, yazara tuzaklar kuran, edebiyata zarar veren, uzak durulması gereken ‘şey’ olarak - da - görülmekte; sözcük anlamı ve tür tanımı dışında algılanıp dudak bükülmektedir.

Şu satırlar bir ansiklopediden: “Edebi değeri olmamakla birlikte bu tür; olay ve tarihi konu zevkini getirmesi, türleri karıştırması, üç birlik kuralını yıkması bakımından romantik dramı hazırladı. Romantizmin de ötesinde, sadece modern tiyatroyu değil, çeşitli dramatik etkilerle sinema sanatını da zenginleştirdi.”

Post - modern dönemde melodramın tuzağına düşmemek bir sanatçının başarısı olarak değerlendirilebilir mi?
Sınırlar bu denli kesin olabilir mi?
Bilmiyorum!
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Romantizm akımına bağlı eserlerin aşktan ve acıdan oluştuğunu düşünmek maalesef ki büyük ve yaygın bir yanılgıdır. Hele ki dayanağınin Fransız İhtilali olduğu bilinirse. Fakat elbette aşktan veremden bahsedenler de vardır. Bahsettiginiz "aşırı" durumu karşılayan terim olarak sentimentalizmi de düşünebiliriz.Bizde Recaizade şiirleri örnektir, malum acılarından ve cılız ifadesinden dolayı. Hani şu "vıcık vıcık aşk, ayrılık,ölüm ve gözyaşı" olan şiirler ve zayıf, cılız ifadeler... Tuhaf ergen yalnizliklarina benzeyen haller. Oysa acının, ölümün ve aşkın ne onurlu sade ve yüce anlatımları vardır ki bizi alir götürür kendisi baki kalır. Son olarak Haşim'in dedigi gibi:Melali anlamayan nesle aşina degiliz, diyeyim. Elinize sağlık, selamlar, saygılar Sayın Menkıbe Dede...

Retor 
 05.02.2018 12:06
Cevap :
Çok teşekkür ederim... Değerli yorum ve katkılarınız yazıyı zenginleştirdi... Saygıyla selamlıyorum...  05.02.2018 17:38
 

Yaşamın içinde olan her şey,adı ne olursa olsun,hayat var oldukça sürer gider.Çağımız da zaten üzüntü,kaygı ve acı üretiyorsa durmadan.Kim bilir,belki melodram çok iyi de gelebilir bir sanatçıya,özellikle şaire...Selamlar.

Abbas Oğuz 
 04.02.2018 22:13
Cevap :
Belki de haklısınız... Biz okuyucular sadece bize yansıyanı ya da kapasitemiz ölçüsünde anlayabiliyoruz... O eserlerin ardında ne acılar ve ödenmiş bedeller olduğunu asla bilemeyiz... Teşekkür ederim efendim...  05.02.2018 18:17
 

"aman ha! Melodramın tuzağına düşmeyelim!.." diye düşüne düşüne...yok be yaa kim böyle yazar ki:)))...hele de içinden geleni yazıyorsa...:)))

nedim üstün 
 28.01.2018 7:52
Cevap :
Elbette haklısınız :) Önemli olan içtenlik ve sahicilik... Çok teşekkürler...  30.01.2018 18:03
 

“Tavuk-Yumurta Hikâyesi.” misali, oldukça çok irdelenmiştir bu konu: Solgun ve hâlsiz görünmek mi şairliğin, yazarlığın nedenidir, yoksa çekilen acılar mı insanı edebiyata itelemektedir! Naçizane, kitaplarımı ve şiirlerimi yazdığım dönemler hep de psikolojik olarak tükendiğim, hayattan koptuğum dönemlerdir! Hani, “Mutlu insan yazamaz!” derler ya doğru aslında, artık ne salgılanıyorsa vücutta! Günümüzde verem kalmasa da saçın, sakalın birbirine girmesi, elde rakı bardağıyla Türkçenin içine edilip farklı görünme peşinde olunması “edebiyatçı” izlenimi yaratabilmektedir! Rahmetli Can Yücel sinekkaydı tıraşını olduktan sonra lacileri çekip de elinde meyve suyuyla yazmadı tabii ki “Seke Seke” şiirini. Melodram, ilişki yumaklarının çözülme evrelerinin anlatımı sanki. Melodramdan uzak durmak, yaşamın akışından çıkmak bence. Ve sanatçıya başarıyı getiren de melodram olamaz mı sizce? Selam ve sevgiyle.

Ata Kemal Şahin 
 28.01.2018 7:24
Cevap :
Bir edebiyat eleştirmeni olmadığım için kesin bir yargıya varamıyorum doğrusu bu konuda… Ama -sizin sözlerinizi teyit anlamında- bir anektod geldi aklıma :) Yıllar önce, o dönemin popüler yazarlarının birinin ruhsal dengesinden şüphe etmiş ve Yaradana sığınıp açıkça sormuştum. “Evet” dedi; “Benim sorunlarım var; kendimle, insanlıkla, dünya ile sorunlarım var… Bu sorunlarım sayesinde yazıyorum zaten. Edebiyat sorunlu insanların işidir” … Kelimesi kelimesine olmasa da bu minvalde cevaplamıştı içtenlikle… Katkılarınız için çok teşekkür ederim… Saygıyla selamlıyorum…  30.01.2018 18:14
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 5
Toplam yorum
: 21
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 332
Kayıt tarihi
: 09.11.17
 
 

Okur, düşünür, sever, yorulur, arasıra yazar... Sıradan bir adam; ama önsıradan... ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster