Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Temmuz '18

 
Kategori
Yolculuk
Okunma Sayısı
636
 

Menekşelenen Sular, Köprü Üstü Aşıkları ve Toulouse …

Menekşelenen Sular, Köprü Üstü Aşıkları ve Toulouse …
 

Âşıklar, şehrin iki yakasını eski bir mücevher gibi süsleyen köprünün üstünde buluştular. Köprü Üstü Aşıkları’ydı onlar… Ellerindeki “Cherbourg Şemsiyeleri”, aşkı ve çiselemeye başlayan yağmuru içlerinde hissetmelerine engel olamayacaktı…Garonne Nehri, pembe kiremitli tarihi yapıları, dantel gibi işlenmiş ferforje balkonları, başları bulutlara uzanan asırlık çınar ağaçlarını, uzaklardan duyulan lâterna sesini, kuş cıvıltılarını, bisikletli gençlerin kahkahalarındaki yaşama sevincini, uzak geçmişindeki bir anıya gülümseyen adamın kadehindeki birkaç damlayı, hafif rüzgârın kanatlandırdığı leylâk kokusunu içine çekiyordu…  İki sevgili, Pont Neuf’ün taş ayaklarına Aragon’dan bir şiir bırakıp öpüşerek ayrıldılar; “Mutlu Aşk Yoktur!

Dilinden, müziğine, edebiyatından sinemasına kadar romantizmin beşiği olan Fransa’da olunca insan kendine sormadan edemiyor, bu coğrafyayı böylesine kalp ayarında tutan insanı mı, coğrafyası mı, hepsinin birleşmesinden doğan kültürü mü? “Chanson” dinleyip, en “bordeaux” şaraplarını ağır ağır yudumladıkları için mi Fransızlar bu kadar aşkla iç içeler? Yoksa zaten Fransızlar, aşktan başlarını kaldıramadıkları için mi Fransa bir Aşk ülkesi? Üstelik odağınızı romantizmin başkenti Paris’ten farklı bölgelere kaydırsanız da sonuç değişmiyor. Aşk’ın kalp atışı ülkenin başka şehirlerden de oldukça net duyulabiliyor. İşte onlardan birinde, Toulouse’dayız bugün.

Fransızlar “La Ville Rose” diye anıyorlar ama pembeden çok leylâk rengi bir şehir burası…Günün farklı saatlerine göre adeta rengi değişiyor; sabahları pembeleşiyor, öğleye doğru somon rengi ile kiremit rengi arasında gidip geliyor, gün batarken ise leylâk rengine bürünüyor.

Burada 13. Yüzyıldan önce Katar’lar yaşamışlar. Paris’teki hükümdarı reddeden kontların, tarih boyunca merkezden bağımsız hüküm sürdüğü, uzun yıllar oksitan dilinin konuşulduğu bu eski coğrafya “Oksitanya” olarak bilinirmiş. En güzel aşk şiirleri burada oksitanca yazılmış.  Şairlerin “Çiçek Bayramı” olarak adlandırdıkları “aşk ve gül” günleri o yüzden hâlâ burada kutlanıyor ve “Altın Menekşe” şiir ödülleri veriliyor. Katalanca’ya benzeyen İspanyolca ve Fransızca karışımı oksitan dili burada hâlâ konuşuluyor, Toulouse sokaklarını dolaşırken gördüğümüz sokak tabelalarının hepsi hem oksitan dili ile hem Fransızca. Metroda anonslar da öyle yapılıyor.

Yaklaşık 461.200 nüfusu ile ülkenin dördüncü büyük şehri Toulouse, 118,30 km, Pireneler malûm, Güneybatı Avrupa'da Fransa ile İspanya sınırını da oluşturan dağ silsilesi. Toulouse da Güney Fransa’daOrta Pirene Bölgesi'nde yer alıyor.  Ayaklarınızı yerden kesebilecek bir şehir. Haftanın her günü THY’nın buraya seferi var. Biz mayıs sonu Haziran başı gidiş dönüş yaklaşık kişi başı 950 liraya gittik. Yaz sezonunda fiyatlar ve kalabalık artıyordur. Önce İstanbul’dan 3,5 saatlik bir uçuş sonunda Blagnac Havalimanı’na, oradan da alandan kalkan otobüslerle yaklaşık 20 km sonra Matabiau Tren Garı’na yani şehir merkezine ulaşabiliyorsunuz. Otobüsün içinde şoförden bilet alabiliyorsunuz tek kişi yaklaşık, 2,5 euro. Tramvay ve metro biletleri bizdeki gibi makinelerden alınıyor. Tek bilet 1,60 euro. Aynı bileti otobüs, metro veya tramvay için de belli bir süreye kadar kullanabiliyorsunuz.

Şehir bir yandan oldukça romantik, öte yandan Airbus uçaklarının üretildiği, dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen pilotların eğitildiği özel bir havacılık merkezi. Yarım saat önce şansonların yankılandığı kafeler arasında Capitole Meydanı’nda dolaşırken, yarım saat sonra kendinizi   uzay mekikleri arasında, ay yürüyüşü yaparken bulabilirsiniz.  Uzay ve astronomi bilimleri ile ilgilenen, yaşlı genç herkesin ilgisini çekebilecek bir cennet burası; “Cité de i’Espace-Uzay Merkezi” sayesinde sadece yeryüzü ile sınırlı kalmayan, gökyüzüne uzanan zevkli bir gezinin de parçası oluyor, yıldızlara göz kırpıyorsunuz. Giriş yetişkinler için 25, çocuklar için 18 euro. Biz öğleye doğru geldik ama ne kadar erken gelmiş olursanız olun tüm alanı gezmeyi bir günde saat 18:00’e kadar koşuşturmadan bitirmeniz zor. Az kalsın üstümüze de kapıyı kilitleyip gideceklerdi, içerde kalacaktık. Gerçi şikâyetimiz olur muydu bilmiyorum, planetaryum başta olmak üzere, sanal bir tercümanın olduğu uzay ve havacılık müzesinde ve çocuk oyun alanında hiç sıkılmadan sabaha kadar vakit geçirebilirdik. 3 D uzay belgeseli ve IMAX filmi burada dâhil olabileceğiniz etkinliklerden sadece bir kısmı. Biz IMAX’te, Fransızlar’ın gurur duydukları astronot Thomas Pesquet belgeselini seyrettik. Avrupa Uzay Ajansının (ESA) astronotu olan Pesquet, 1978 doğumlu Fransız pilot ve mühendis.  19 Kasım 2016’da Uluslararası Uzay İstasyonuna çıkan Pesquet, 196 gün süren uzay gezisinin ardından geçen yılın Haziran’ında Kazakistan’daki Baykonur Uzay üssüne indi.  Bu olağan dışı galaktik geziden bilgiye doymuş ama karnınız kurt gibi acıkmış halde döndüğünüz zaman parkın bahçeye nazır restoranında 12 euroya kendinize bir astronot menü ısmarlayabilirsiniz. Bildiğiniz hamburger menü canım, öyle bilimkurgu filmlerinde izlediğiniz tablete sıkıştırılmış yiyecekler yok tabii.  Özellikle çocuklar için ilham verici tematik bir park alanı burası. Keşke bizde de benzerleri olsa… Sovyet Mir uzay istasyonunun, European Ariene 5 roketinin gerçek boyutlu replikalarını gezerken kendinizi astronot gibi hissedebilirsiniz. Sanırım iki sentti, çıkarken bir de hatıra uzay parası aldık, sakız makinesi gibi bir kutudan. Hatıra paralarımın baş tacı şimdi o.

Neyse bu küçük uzay turundan sonra otobüse atlayıp üç beş durak sonra yeniden şehir merkezindeyiz. Fransa'nın en saygın üniversitelerinden  Toulouse Üniversitesi 1229 yılında kurulmuş, üniversite öğrencileri şehre ayrı bir canlılık katıyor. 72 milletten insanla karşılaşabileceğiniz birkaç günde yerlisi olabileceğiniz sevimli, sıcak, dost canlısı bu şehirde ulaşım çok rahat, otobüs, tramvay, tren ve tabii ki bisiklet. Her köşede belediyeye ait kiosklarda kiralık bisikletler sizi bekliyor. Pasaport bilgilerinizle birkaç euro karşılığı kiralayabiliyorsunuz bisikletleri. Tek şart belirttiğiniz saatte iade etmeniz yoksa pasaportunuza tuzlu bir ceza kesiliyor.  Yürüyerek de şehrin büyük kısmını, en azından Capitole Meydanı çevresini gezip görmeniz mümkün. Bizim otelimiz şehir merkezinde ve tren garına yürüme mesafesinde olduğundan pek çok yere yürüyerek gittik zaten. Kalan yerler içinse neredeyse tüm ulaşım araçlarını kullanarak şehri gezdik.

Toulouse gezilecek yerler listemizin ilk sırasında tarihçesi 11. Yüzyıl’a uzanan kırmızı tuğlalı görkemli St.  Sernin Bazilikası var. Unesco Kültür Mirasları listesinde de yer alan bazilika Romanesk mimari stilinin eşsiz örneklerinden biri olarak kabul ediliyor. Sekizgen şeklinde çan kulesi olan bazilikanın yapımı  1100 yılında durdurulmuş, ardından 1300 yılında yeniden devam edilmiş, kemerlerin birleşme yerinden yapımın nerede durup yeniden başladığını anlayabiliyorsunuz. Güney Avrupa stili gotik mimarisinden etkilenerek yapılan, muhteşem tavanlı Jakoben Dominik Manastırı da oldukça ünlü. Dışı ne kadar sade ise içi o kadar süslü. St. Etien Katetrali’de yaklaşık 800 yıllık ve tamamlanması çok uzun sürdüğünden mimari olarak farklı dönemlere ait izler taşıyor üstünde. Yürüyüşlerinizde mola vereceğiniz küçük meydanlar, süs havuzları ve atlıkarıncalar,  zaten bir Fransız klasiği. Soluklanmak için bire bir.

Toulouse, içinden tüm nehir geçen şehirler gibi yeşili bol bir şehir, en azından Eski Toulues. Kuzey İspanya'da Pireneler'den doğan Garonne Nehri,Bordeaux yakınlarında Dordogne Nehri birleşip ta Atlas Okyanusu'na uzanıyor ve Biskay Körfezi’ne dökülüyor. Yolu Toulouse’dan da geçiyor. Şehrin Pont Neuf(Yeni Köprü) adıyla anılan köprüsü ve hemen az ötede onu selamlayan St. Pierre Köprüsü nehrin kolyeleri gibi. Atlas Okyanusu ile Akdeniz’i birbirine bağlamak için 1667 yılında tasarlanan ve yapımı 10 yıl süren ve inşaatında 12 bin işçinin çalıştığı Midi Kanalı’nın uzunluğu Marsilya’dan Toulouse’a 240 kilometre. Burada gezi teknelerinin yanında yük taşıyan kanal tekneleri de bulunuyor. 103 kilitli bu yapay kanal 1996'dan beri UNESCO miraslarıarasında.Kanal kenarında yayalar ve bisikletliler için gezinme ve piknik alanları bulunuyor.  Dünya mirasları arasında olan Midi Kanalı’nın üstündeki  “La Maison de la Violette”  isimli meşhur teknede menekşeden elde edilen parfümden şekerlemeye aklınıza gelen her şeyi bulabilir, suların nasıl menekşelendiğini görebilirsiniz.

Toulouse kadar gidip vakit kalmadığı için göremediğime hayıflandığım tek yer komşu belde Carcassonne. Avrupa’nın en büyük ortaçağ şatosu burada, aklınıza gelebilecek pek çok dönem filmine ev sahipliği yapmış bir ortaçağ kale şehri Carcassone. Burası da Unesco kültürel mirası.  Gare de Matabiau’dan yavaş tren 1 saat 20 dakika hızlı tren 45 dakikada gidiyor.

Müze ve sanat merkezi cenneti burası. Augustin Güzel sanatlar Müzesi, Saint Raymond Müzesi,  Modern sanatlar Müzesi bunlardan yalnızca birkaçı. Tablolarında Paris’in bohem hayatını çizen ünlü ressam Henri de Toulouse-Lautrec için şehrin yakınlarında Albi Kasabası’nda kurulmuş bir Toulouse Lautrec müzesi bile var.Toulouse’un ünlü Rönesans Mimari Nicolas Bachelier elinden çıkan Fondation Bemberg Binası’nın içinde bronz heykellerin, nadide sanat eserlerinin sergilendiği müze şimdi otel olarak işletilen binanın içinde yer alıyor.

 Toulouse'nin simgesi olan Menekşe Festivali, 4-5 Şubat tarihlerinde şehrin kalbi olan Capitole Meydanı'nda düzenleniyor. Zaten her yol bu meydana çıkıyor. 1190’da inşa edilmiş gösterişli belediye sarayının etrafı cıvıl cıvıl kafelerle çevrili, ortadaki alan ise sanat etkinlikleri ve küçük bir Pazar alanı var. Şehrin buluşma alanı burası, bu noktadan yürüyerek eski şehrin gezilecek neredeyse tüm tarihi eserlerine yürüyerek gidebilirsiniz. Bu bir “yediğin içtiğin senin olsun gezip gördüğün yerleri anlat” isteğine cevap yazısı olduğundan peynir, şarap ya da kaz ciğeri gibi detaylardan bahsetmeyeceğim zaten. Şimdi dönüp tüm Toulouse gezimi gözden geçiriyorum da sanırım benim için en tatlı saatler Jardin des Plantes’de geçti. Cennet bile pek çok dini metinde yeşillikler, akan sular birbirinden güzel çiçekler, kuşlar, kelebekler diye anlatılmıyor mu? Burası işte gündelik hayatın gürültüsünden sonra, ruhunuzu dinlendirmek isteyeceğiniz, dizlerinizde sevgilinizi uyutacağınız, kulağına aşk şarkıları fısıldayacağınız, öyle bir cennetti işte… Parkın içindeki zarif heykeller yeşilliğin kenar süsleri gibiydi. Yine de biliyorum ki cennet bu dünyada ve nerede olduğunuzdan çok kiminle olduğunuzla ilgili. O halde huzuru daima içinizde, yüreğinizin derinliklerinde bir yerde taşıyın ki gittiğiniz her yer cennet olsun. Unutmadan, Toulouse’a giderseniz Pont Neuf üstünden Garonne Nehri’ne,  Köprü Üstü Âşıkları için birkaç mor menekşe bırakmayı unutmayın, olmaz mı? Aşk ve huzurla kalın.

 

Salih ERDAGI bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 77
Toplam yorum
: 58
Toplam mesaj
: 14
Ort. okunma sayısı
: 1134
Kayıt tarihi
: 28.03.07
 
 

 Hacettepe Üniversitesi mezunu, nörobilimden psikolojiye disiplinlerarası eğitime hevesli bir Tür..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster