Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Mayıs '07

 
Kategori
Ruh Sağlığı
Okunma Sayısı
266
 

Mesele

Mesele
 

Evet, şüpheye yer bırakmayacak kadar eminim bazı şeylerden.
Yazık ki, çok ta küçüğüm; eğer bakarsam kendime herhangi başka bir köşeden.
Ve bence de haklısın; zaman zaman bakmalı da zaten.

Derinliğini seviyorum Nietzsche'nin; dolambaçlı yollarını; baskın yaparcasına, keskin bir bıçak gibi saplanan sözlerini; muammasını, kavgasını, arayışını, buluşunu, bilmecesini, bilmemecesini... Bununla beraber onu zavallı da buluyorum bazen. Hayatını neredeyse hep zihninde yaşamış göründüğü ve bende, belki de kaçınılmaz yalnızlığını kendi bütünlüğüyle kucaklayamadığı hissini yarattığı için. Bu, bir satranç oyuncusunun hayatın yerine satrancı daha gerçek bulması gibi bir şey ve o kadar usta bir oyuncu ki dişli bir oyun arkadaşı bulma şansı da neredeyse yok zaten.

Olmak ya da olmamak değil benim meselem. Olmuşsam, olmama şansım kalmadı zaten. Hiç olmamışsam, olmam mümkün mü? Bir kadının kendiliğindenliği ya da bir erkeğin devinimi peşinde de değilim. Çünkü ancak elmanın bir yarısı öteki yarısının peşinde olabilir. Ve zaten elmanın bu ya da öbür yarısı hiç olmamışsam elma olduğumu düşünerek aranmak yorardı beni. Nietzsche'nin ya da başka düşünce cambazlarının kutuplarıyla işim yok. Ölmenin derdindeyim ben; kendimi tamamen öldürmenin. Var etmek değil meselem; yok etmek. Ben olduğum ne varsa silmek; tüm kabuklarımdan arınmak. Varsam varlığımla yoksam yokluğumla kalmak. Bir orada bir burada olmak ve bir yere varamamak istemiyorum hayatımda; kendi kendimle elim sende oynamak ve sonsuza dek hem kovalayıp hem kovalanmak da istemiyorum. Eksiksem eksiğimi, tamamsam tamamımı istiyorum. İçimde; sahteliğimin içinde; sahte bir başkasını daha var etmek istemiyorum. İçimde, sade ve her daim orada olanı yaşamak meselem. Derinlik korkutmuyor beni. Dibin dibine razıyım. Tüm o tehlikeli, korkutucu yollara hazırım. Geçtiklerim az mı korkutucuydular ki?

Yolum basit ve düz benim. Kendime kendimi soruyor, kendimden kendime akan cevabı kulak kabartıp dinliyor ve an geliyor; yakalıyorum ben. Tam da o anda ilginçtir yazmakta oluyorum. O yüzden aslında ben de ne dediğimi hiç bilmiyorum. Sadece gelenin bir hediye olduğundan eminim, çünkü zihinden değil gönülden akıp geliyor; aşkın bir halet-i ruhiyede, aşkla geliyor.

Zihnin oyunlarından sıkıldım ben. Zihnimin uydurduğu ya da araya karıştığı cevaplardan tat almaz oldum. Çünkü zihin bir şeyi açıklamaya çabalarken onun şiirselliğini, derinliğini, güzelliğini ayakta tutmaya yetmiyor. Zihin, bütünü didik didik ediyor; parçalara bölüyor ve oraya buraya tıkıştırıyor. Oysa olağanüstü olanın olağanüstülüğü; ne eksik ne fazla, büsbütün, tastamam oluşunda. Eğer sözde bu sağlamlık, tamlık var ise üzerine eklenen her ses, her sözcük onu olağanüstülükten koparacaktır. Yazanın, yazmakta iken gittiği kaynağa erişip konuşmuyorsan tabii; gönül diliyle hasbıhal etmiyorsan? O kaynağa gittiysen, o vakit de, o ve sen zaten aynı yerdesin; hatta belki aynı kişisin artık ve başka ne söylenebilir ki?!

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 79
Toplam yorum
: 66
Toplam mesaj
: 16
Ort. okunma sayısı
: 1509
Kayıt tarihi
: 30.04.07
 
 

1970 Mersin doğumluyum. 1988 yılında Kuleli Askeri Lisesi'nden, 1994 yılında da Ortadoğu Teknik Ü..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster