Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Şubat '18

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
114
 

Milliyetimiz, Felsefî Geleneğimizdir

Milliyetimiz, Felsefî Geleneğimizdir
 

Toprak, kendi başına ele alındığında coğrafya gibi bilimlerin konusudur. Soy, kendi başına ele alındığında biyoloji gibi bir bilimin konusu olabilir. İnsan doğası gereği toprak üzerinde yaşamaya zorunludur, bu o toprağın vatan olmasına dair hiçbir şey anlatmaz; tıpkı her insanın bir soydan gelmek zorunda olmasının olağanüstü bir hadise olmaması gibi…

Toprak, üzerinde yaşamaya yazgılı olan insanlar tarafından vatan haline getirilir. Bu vatanlaştırma, üremeye yazgılı insanın soyları üzerinden bir gelenekle güncele taşınır. Burada taşınan kültürden başkası değildir. Kültür, insanın doğa karşısındaki düşünsel yani felsefi tutumudur. Toprak ve soy, doğal unsurlar olarak, insanın elinde felsefe ile vatan ve geleneğe dönüşür.

Hızlı bir geçiş olması pahasına hemen şunu söyleyelim: Bugün “insanın düşünen bir varlık olması” tözsel gerçekliği yerini insanın ilineksel sıfatlarına terk etti, insan eğlenen varlıktır gibi. Bu durum, onun doğa karşısındaki konumuna hatta daha genel olarak evrendeki konumuna dair bir belirsizliğe neden oldu. Bu belirsizlik, soy-sop araştırması gibi saçmalıkların rağbet görmesi ile sonuçlandı. Bir türlü vatan olamayan toprak parçası üzerinde, aidiyetsiz ve kişiliksiz insanlar güruhu bir “kutsal” köken arayışına yöneldi.

Evrendeki konumunun belirsizliği insanlara endişe vermeye başladı. Bu çağın bir adı olacaksa bu endişe ya da kaygı olmalı. İnsan, varoluşunun anlamını düşünmeyi terk ettiği için kendini kaybetti. İnsanların çoğunluğunun arası düşünmeyle iyi olmadığı için dinler inanç üzerinden bir reçete sundu insanlara. Hakikatin peşinde olmaya, yani düşünmeye güç yetiremeyen kitleler için hakikate iman, düşünmeyle elde edilecek emniyeti sağladı. İman, emniyet; İslam, selamet kelimelerin aynı kökten türemesi bunu anlatır. Ancak felsefi düşünce kadar dinî inanç da modern dönemde gündemden düşürüldü.

İnsan; kendi haliyle, kadim felsefenin deyişiyle söylersek, kendi doğası ile baş başa bırakıldı.

İnsanın nereden gelip nereye gittiği; soyu ile ilgili bir araştırma değildir. Gelip gittiği yer değil de durduğu yere bakarsak bu da coğrafya ile ilgili bir soruşturma değildir. Geçmiş-Şimdi ve Gelecek ve bu zamanlarda insanın nerede bulunduğu; zaman ve mekanın fiziksel niteliğine (niceliğine?) dair bir mesele değildir. Bu konularda “insanın bilincinin bilincinde bir varlık olması” soruşturmanın niteliğini değiştirir. Zaman ve mekanın fiziksel-cisimsel nitelikleri, insanın bilincinde onun felsefesi ile şekillenir. Somutlaştırmak adına bir örnek verecek olursak, kadim düşüncelerin dairesel zaman anlayışı modern zamanlarda doğrusal zaman anlayışına yerini bıraktı. Ya da kadim dönemin yer-merkezli evren anlayışı güneş merkezli evren anlayışına bıraktı.

Bir toprak parçası üzerinde yaşayan insanların bir düşünce geleneği oluşturamaması durumunda sürü olmaktan kurtulamayacağı açıktır. Sürüler için toprak, imar ve iskan edilebilir bir yer değildir. Zaman aksa da sürü için bir tarih mevcut olmayacaktır. Sürünün milletleşmesi, toprağın vatan olması, soyun düşünsel geleneğe aidiyet ile tanımlanması ya da akıp giden zamanın tarih olması ancak ve ancak insanın düşünmesi ile mümkündür.

Düşünmek, insanın hayata düş-mesi ile başladığından, düş-mek ve düş-ünmek aynı kökten gelir. İnsan, evrendeki endişesine düşünmekten başka bir çare bulamamıştır. Tanrıya, doğaya ve düşünce geleneği oluşturduğu zamandan sonra diğer insan topluluklarına karşı kendini hep düşünmeyle emniyete almıştır. Milliyet gerçeği işte tam burada doğmuştur. Bir topluluğun Tanrıya, evrene, doğaya, diğer topluluklara karşı -burada ‘karşı’ ifadesi konumsal durumu anlatır sadece- bizzat o topluluğun geliştirdiği düşünce o topluluğun milliyetini anlatır. Üstad Yahya Kemâl’in Fuat Köprülü’ye Ahmed Yesevî için söylediği “Milliyetimizin aslını onda bulacaksınız.” sözü bunu en çarpıcı biçimde ortaya koyar.

Milliyetimizin aslı, soyumuzun kime dayandığı değil ya da doğduğumuz topraklarla ilgili bir husus değil. Milliyetimiz, felsefî geleneğimizdir. Düşünmeyen insanların milliyeti yoktur. İnsan mecburen düşündüğü için mecburen bir milliyeti vardır. Atsız’ın Ruh Adam’da dediği gibi “ Sadece hayvanların milliyeti yoktur.”

Bugün Türkiye topraklarındaki insanların düşüncelerinden hangi milliyete mensup olduğu anlaşılmıyor. Acı gerçek budur. Başka milletlerin “tatlı sözlerine, yumuşak ipeklerine” aldanan Türk milleti, geleneği kaybetti. “Türk milleti öldün, öleceksin!” diye çağlar öncesinden ikaz edilen milletin evladları soy-sop araştırmasını bırakıp, düşünce geleneğini güncellemekle meşgul olmalı…

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 60
Toplam yorum
: 2
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 315
Kayıt tarihi
: 07.09.16
 
 

SBF-Mülkiye mezunu, TCDD'de Memur. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster