Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Eylül '09

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
1502
 

Modüler yaşamak, sakız sardunya modu, Kopuk

Modüler yaşamak, sakız sardunya modu, Kopuk
 

Bildiklerimin yanıldıklarıma yetmediğini kavradığımdan beri, penceremdeki sakız sardunya modunda yaşamak…her günümü öpüp başıma koymak…

Hayatı rölantiye almak…ne gaz ne fren ihtiyacı hissetmeden. “Kimi zaman yüreğim baz gaza, durma hiçbir kırmızı ışıkta” dese de durmak gerektiğini biliyorum…en azından hayatına yeşil ışık yananları ezmemek adına durmak gerektiğinin farkındayım.

Bugün bir dergide “modüler evlilikler” anlatılmış… “İkea tipi” evlilikler. Son yıllarda boşanmalar arttığı için, “neden” sorusuna de böyle bir benzetme ile yanıt verilmiş…”…pratik, kullanışlı, ucuz!...olmadı değiştir. Fonksiyonellik ve estetik bir arada olmalı. Otururken , kullanırken ruhu yormamalı…modüler olmalı, mobilya gibi evlilikler!

Değişim şart, tebdil-i mekanda ferahlık vardır …ancak 28 seneden sonra söyleyebiliyorum bunu. Eski eşim, çocuklarım, biz halen bir aileyiz…aile olabilmekse amaç, aileyiz…hem de pek çok bir arada bulunulan, aynı çatı altında yaşanılan örneklerinden daha çok aileyiz…en azından her modül tek başına iken bile bir anlam ifade ediyor, illaki de modüllerin bir araya gelmesi gerekmiyormuş… dedim ya “kimi zaman bildiklerimin yanıldıklarıma yetmediğini” yeni yeni algılıyabiliyorum.

Okuma eylemine epeydir ara verdim…okuma dedimse edebi eserlerden bahsediyorum. Bir kitabı tam okumayalı epey bir zaman oldu, yarım yamalak kaldı tüm kitaplar. En son Zülfü Livaneli’nin “Son Ada” yı elime aldım…martılarda takıldım kaldım. Okuduğum her cümle, beni değişime zorluyor…sorguluyorum, insanı ve yaşamı, halen!

Beynimde veya hatıramda, okuduklarımdan çok yaşadıklarım, gördüklerim yer etmiş…kimi zaman bir bir diziliyorlar. Iquazu şelalerindeki 2 günlük çadır kampı, yağmur ormanlarındaki yürüyüş, Bangkok’ta ki seks köleleri, Eyfel kulesinin tam tepesinde kutlanan bir doğum günüm...Kenya’da bir safari turundaki Afrikalı’nın medeniyet dersi:), Küba’daki hayal kırıklığım, Moskova metrosunda porno dergi satmaya çalışan yaşlı kadın, Washington üzerindeki uçakta 45 dakika ölüm kalım mücadelesi ve daha niceleri…hepsi insana dair, “ne çok şey öğrendin bak yaşamdan, gördüklerinden, insanlardan” diyor, kitaplardan ön plana geçiyorlar…yaşam anıları “sıradaki gelsin" diye sesleniyorlar birbirlerine.

Bu yüzden kıyamıyorum “insana”…bana çok şey öğrettiklerinden olsa gerek çok değerliler benim için. Okudukların mı yoksa , yaşadıkların veya gördüklerin mi diye sorsalar…kesinlikle ikincisi. Gördüğün zaman da duramıyorsun yerinde, “bak bunlar da var” diye haykırmak geliyor içimden…”bak ey insan kızı, ey insan oğlu, bak, gör, yaşa, neler var dünyada…sen hala neyin peşindesin, gittiğin yön doğru değil, insanlık ve dünya farklı bir yönde, farklı bir boyutda...sen ne tarafa gittiğinin bile farkında değilsin!” …işte o zaman ideoloji, siyaset, ekonomi devreye giriyor…sesimi böyle duyursam diyorum, yazarak.

Dün gece, epey bir yürüdüm…insanları izledim yine…yanımda “Kopuk”…o bir sokak köpeği ben de bir sokak insanı…yürüdük, yürüdük, çimenlerde koştuk, boğuştuk…döndük geldik evimize…gözümün içine bakıyor, “klimayı aç ve ne olur beni balkona koyma” diye…lükse ne çabuk da alıştı. Yendi beni, o kazandı…o da benim diğer modüler parçam, şimdilik bir arada uyumluyuz…zaman ne gösterir bilinmez, belki bireysel modülerliğini tercih eder o da…saygı duyarım.

Yalnız yaşamak da güzel, penceremdeki sakız sardunya modunda tutunmak hayata…kavuşulabilecek özlemlerle yaşamak, nefes almak ve aldığın nefesin hiç bir şeyle ölçülemeyecek kadar değerli olduğunu hissedebilmek, bilmek…

Ha Ayşe, ha Beran, ha Pınar…ne farkeder? İnsan olmak, vicdan sahibi olmak, yaşamış ve görebilmiş olmanın gururu ve tatmini…“Penceremdeki sakız sardunya modu" nda takılıyorum…rengarenk. Ben bunu epeydir yapıyorum.

Bir Pazar günüm de böyle geçiyor işte…yarın iş günü, halen çalışarak üretebiliyor olmak da şahane…“Şahaneyim” diyebilmek için ne çok nedenim var…karınca kararınca tutunuyorum bir tarafından!

Hemen altta önerdiğim yazılar bölümünde bir yazı var. Bir blogdaşım “Yaş kemale erdi” demiş…

Ben de her günümü öpüp başıma koyuyorum…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Penceremden bakıyorum da gelip geçen insanlara, kimse zamanın bu kadar hızlı aktığının farkında değil. Ne güzel bir yazıymış bu. Öyle sıcak bir günde ılık bir rüzgar gibiydi. Cama vuran yağmur taneleriydi kelimeler. Dalıp gittim... Klavyeden de geçermiş duygular. Tşk.ler yüreğine, içine, ruhuna sağolsunlar.

Ahmet KARAKAYAN 
 17.03.2010 4:28
Cevap :
bir pazat sabahının rehavetinde, yalnızlığın arkındalığında ve şahaneliğinde içimden kopup gelenlerdi...ne güzel hissettirebildiysem, yaşatabildiysem, sakız sardunya modunun güzelliğini...sevgiyle  17.03.2010 19:42
 

nihavent bestesi gibi olmuş yazınız. Şikayet etmeden yalnızlıktan, soyutlayarak kendini belki de değiştiremediği, değiştiremeyeceği karmaşadan, akıp giden hayatı pencereden izleme isteği gibi... Bazılarınca yorgunluk belirtisi, bazılarınca mola isteği, bazılarınca da içine dönme, arınma, temizlenme süreci olarak da yorumlanan bir nekahat süresi sanki...

Ayrıntıda gezinmek 
 11.09.2009 2:42
Cevap :
Bilirsin...Antalya'nın pencerelerinden baktığında akşamları bir kızıl mavilik görürsün...dersin ki hadi yeniden!...işte öyle bir gündü:)...sevgiler  11.09.2009 20:14
 

güzel bir günlük sayfası...İçten ve doğal olarak dürüstçe ve de gerçekçe ,yağmur taneleri misali, beyaz cama vuran... Epeyce gün görmüş, yer görmüş, insan görmüş, tanımış ve hep bütünde kalmış; gereğince de paylaşmış bir günlük... Sakız sardunyalarının coşkusunu kıskanmadım desem yalan olur ki bana,bir mayıs ayına yaklaşırken yazdığım, ''Sardunya'nın doğum günü...'' adlı şiirimi anımsattı... Ancak,sıcak ve güneşli gün görmüş seninkisi ve de bol şefkat!... Ne güzel,ne güzel...Sevgiyle ve dostça selamlarımla.

zeki etferat 
 08.09.2009 0:49
Cevap :
:) Tam da işte o yorumlarınızdakileri hissederek yazmıştım...bir kendini temize çekme gününde ve yüreğimden çıkagelenlerdi...ne güzel anlatmış ve de anlamışsınız beni...teşekkür ediyorum...sevgiler  08.09.2009 20:33
 

Allah'a çok şükür, bereket versin der gibi olmuş. Eskiden beri de insanlar doğaya kendilerine sunduğu nimetler için kurban verirler ve dua ederlermiş. Sonra daha sistemli dinler ortaya çıkınca doğanın yerini tanrılar ve giderek de Tanrı almış. Ama insanların hayatı bir armağan ve aslında kendilerinin haketmedikleri halde ellerinde olan bir mucize gibi görmeleri bugüne kadar gelmiş. Belki de bu din kavramının varolabilmesi için gerekli olan mantıktır. İnsan kendini herşeye layık görse, inanç ve dua ihtiyacı hissetmez. Tıpkı dünyada olan bunca adaletsizliğe rağmen insanların doğmatik dini düşüncelerini (dünyanın durumundan şikayet etseler de) sürdürmeleri gibi, senin de yazında çok memnun olunmasada yaşamak bu der gibi bir hava var. Evet herşey müthiş değil, evet eksikler çok, evet çok mutluluk yok ama yaşam var. Bu tek şans. Öldün mü geri gelmek de yok. İnsan hayatı öpüp başına koymalı, bunu da kaybetmek var. Yani ölmek. Saygılarımla

ahmet (hoşçakalın-artık yazmayacağım) 
 07.09.2009 18:24
Cevap :
Anlamlı bir felsefe ile bütünleştirmişsin.Aslında insan herşeyin en iyisine layık olmalı...ancak inan ki layığını iyiden kötüye güdümleyen de yine insanın kendisi...elbette her nefese şükür...ama benimkisi biraz da artık yavaş yaşama isteminden kaynaklı bir sakız sardunya modu...yavaş ama özgürce, yavaş ama rengarenk, önce kendisi ile barışık,keşkeleri az ama etkisi büyük olan bir geçmişten alınan dersle hayata yeniden bakış...insanı yeniden yorumlama...az olun ama öz bir yaşam olsun...yeter...çok teşekkürler, sevgiler  07.09.2009 19:43
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 476
Toplam yorum
: 2871
Toplam mesaj
: 123
Ort. okunma sayısı
: 2311
Kayıt tarihi
: 10.07.08
 
 

Çok eskidendi ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster