Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Aralık '09

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
1222
 

Mutluluk Mavi Çocuk

Mutluluk Mavi Çocuk
 

mavi ve yeşil diyarın insanları


...Asmalı balkon da karaüzüm yapraklarının gölgesindeyim, öyle hüzünlü bir huzur ve hasretle... Yeşillikler içinde saklı evler, bahçeler, karşı yamaçları kaplayan ormanlar ve arkada heybetli dağlarla sarılı bir doğa parçası, kuzeyde ufukta görünen bir deniz. Uzandım balkondaki el yapımı sedire başımın üstünden kanat çırparak geçen kuşlar kadar özgürüm. Gökyüzünde bir çift atmacanın süzülüşünü seyrinde doğanın gizem dolu sesini dinlemeye koyuldum. Rüzgar yaprakların arasından geçerken ıslık çalar gibiydi, bi an abimi düşündüm eskiden o da ıslık çalardı "mektebin bacaları" ezgisinş, birden bir çıtırtı sanki tilki kümese bir adım daha yaklaşıyordu, karakuş varlığımdan haberdar olduğunu ötüşüyle bildiriyordu ve ağaç dalları arasına saklanmış, müzik ziyafeti sunan kuşlar...

...Doğanın cömertçe sunduğu renkler dünyasında doğup büyümek şans belkide. Alıp götürdükleri kadar verdikleri de var Karadenizin... Sabahları kalkıp başka yerlerde "kuzine" denen fırınlı sobanın harıl harıl ateşinde pişen taze sağılmış sut kokusuyla tertemiz doğanın havasını ciğerlerime çekerken bilirdim ki annem mısır ekmeği doğranmış sütün üstüne serpeceği şekerle en sevdiğim kahvaltıyı hazırlıyordur.. Kendisi yemez "ben süt sevmem" diye bizi doyurmaya çalışırdı. Karadenizin toprağıyla bütünleşmiş elinden çapası hiç düşmemiş, fındığına-çayına-mısırına göz nuru ve emeğini vermiş, ideali aile olmuş elbette sosyaliteyi de yaşamış, tabiyat anaya dört elle sarılmış, tarla da ırgat, ahır da çoban, evde tam bir ev hanımı ve mükemmel bir anne.. Yaşamın gizlerini çözme uğraşındaki didinişi ve yorgunluk bilmeden yarattığı güzelliklere, zorluklara göğüs gerebilmesine hayrandım. Sabahları erkenden kalkıp, inekleri sağmış annemin üzerine çöken kokusunu hala duyumsuyorum...

...Abraham Lincoln "Bana okuduğum en güzel kitap hangisidir? diye soraca olursanız; söyleyeyim Annemdir" demiş.

...Karadenizin dağlarını, pınarlarını, yağmurlu günlerini seviyorum... Karşı dağlarda deniz üstünde küme-küme bulutlar, hafif esen rüzgar yaprakları titreştiriyor bir hışırtı öyle güzel ki, sanki bu seste bir büyü var.. Esen rüzgara bıraktım kendimi anılarıma döndüm... Bahçe kenarında ki kızılağacın tepesindeyim, ağacın her yanını saran kokulu karaüzümleri ağzımda ezip yutuyorum, kabuklarını aşağı atıyorum. Ağacın en tepesine çıkıp bir sağa bir sola salınıyorum karşı mahalledeki ahşap evin yapraklar arasında bir saklanıp bir görünmesine bayılıyorum. Ve ağaç tepesinden kırıldı kırılacak.. Eskiler söyler en kırılgan ağaçtır kızılağaç.. Yüreğim gibi...

...İşte gökyüzünde hazırlık, yağmur yağdı yağacak. Birdenbire içim daralıyor, sanki gökyüzüyle birlikte kararıyor... Yağmur için dualara çıkıldığını duymuştum, bizim buralarda hiç bir zaman dua beklemez yağmur; Birden boşalır gökyüzünden sular , gökyüzü delinmişcesine günlerce yağmur yağar... Ağaçtan bir maymun hızıyla iniyorum, ıslanmak güzel olsada annemin elle yıkayacağı çamaşır demekti...

...Hiç durmadan giden karıncalar gibi; yıllarca sır gibi saklanan, özenle koruduğum, sonsuza yürüyen anılara koşuyor koşuyorum. Karadeniz kıyılarının doğal güzelliği seyiredilmeye değerdi. Hayatımın yirimialtı yılını ve sevdiklerimi emanet ettiğim küçük kasabada büyük bir duygu seline kapılıp gittiğimi biliyorum.. o kadar... Bir gün bir yol boyunca yürürken koparıp atmıştım içimden ve bir minibüse binip gitmiştim, o nu şehirler arası bir otobüs durağının bilet gişesinde bırakıp... Biliyorum zor du.. çok zordu... Kötü kadere sinirlenmiş, kırılmıştım. Neden, neden izin verdim, diye düşünmüştüm.. Sonra ikiyüzlülüğü tanımış iğrenmiştim. Yaşam da ilk kaybedişimdi ve son da olmayacaktı...

...Her anımsayış yoğunlaştırır duygularımı...

...Acılar olgunlaştırırmış insanı.. Keşke direnseydim dediğimde oldu, bu ise böyle olmalıydı diye düşündüğüm de.. Direnemezdim, direnmesini bekledim. Biraz da iyimserlik ya, tedirginlik benimkisi...

...Her şeyin bir öncesi vardı. Onceler hep deneyimsizlikle yaşanır. Küçük sözcüklerle başlayan yaşam, büyük sözlerle tutkuya dönüşür... Kötülükleri yok etmek isteriz... Bazen de yitik tutkularla savrulur benliklerimiz, kabullenmesek bile kötüden yada kötülüklerden yeterince dersler alırız...

...Belki de büyümek olgunlaşmak budur...

...Büyük güvenle düştüm yaşam yollarına.. Yaşam oyundu, oynamaktıonceleri.. Ölümle tanıştığım da sekız yaşında olmalıydım. Cihan amcam ölmüştü.. Kocaman bir adamdı. Koca bir yüreği vardı. Onca acıya rağmen hep tebessüm ederdi. Kirvenin ne olduğunu bilmerzken kirvem olmuştu, soğuk pınardan su istediğinde koşarak gidip getirmiştim bilmesem de ramazandı, gülerek başımı okşar ve oruçlu olduğunu söylerdi ve iftarda ilk o suyu içerdi... Sonra kocaman bir tabutla getirdiler amcamı, babamı ilk o zaman gördüm ağlarken; Yarım asır boyunca hep güzel şeyler söyledi babam ona dair. O günki ağlamalar ve acı çığlıklar hiç kulağımdan gitmedi... Bir mevlidin de abime insanlar neden ölür? diye sormuştum; "Hayat ölüm ile sonuçlanır" demişti. Ama insanın sevdiklerini yitirmesi çok kötü o yüzden ben annemden- babamdan, senden ve ablamdan önce ölsem keşke demiştim...

...O günden sonra hep düşünür oldum ölümü...

...Zaman zaman zorluklara karşı dururken, kötülere ve kötülüklere de cömertçe davranıp aldandığım oldu. Duygusal davranıp çokkez yanılgılara düştüğüm de...

...Her ilkbahar ağaçlar çiçeklenip, çimler yeşerdiğinde sanki içimden birşeyler kopar. Kuşlarla söyleşir, çağlayanın sesini duyarım. Geçmişim çağırı beni... Ağaçlara yapraklara sorarım geçmişi, onlarla dost olurum. Gider çağlayanla ağlar, sevdama kurban olurum... Burcum koç olsa da, gökyüzünden koç inmez ömrümü kurtarmaya...

...Yeşilli mavili bir dünyaya koşarken yaşamı sevdiğimden olsa gerek, ölüm düşüncesi gelir takılır beynime.. Belki bir gece yarısı, belki aydınlığa az kala sabaha ulaşamazsam diye korkuyorum. Uyku da gelen ölümlere güzel ölüm derim. En kötüsü galiba kendine kıymasıdır bir canın, canan yüzünden...

...Güzel ölüm olurmu?

..."Uyudun uyanmadın olacak" diyor şair. Benim de ölümle bitecek açlığım, istemlerim. Böyle düşünür bazen zamansız olümıere takılır kalırım. Zamanlı olursa dahamı çabuk kabul edilir? Adım adım ölüme gidildiğini bilirim oysa zamansızlığı da düşünmeden edemem. Her gün biraz daha ölüme yaklaşırken; Yaşamı sevmeli her zaman sevmeli, anılara sarılarak yeni istemlere tutunmalı... Arasıra geçmişte yaşanan, unutulmayanlara üzülmek ve hüzünlenmek, kahredip acı duymak.. Belkide yaşamak bu...

...Neyi, niçin, nasıl yaşamalı?

...Sık sık "yalnızlıktan, sıkıntıdan ölüyorum" veya "bunalıyorum" deriz demesine de kalabalık yerlerde de sıkıldığımız olur. Şehir özgürce yaşamamıza engeldır. Yüreğimizi ferahlatmak için son sesimizle haykıramayız mesela balkondan. Köylere de sığamaz olduğumuzu biliriz. Kırmızı ışıkta bekler gibi çoğu kez birşeyler bekler, bekler dururuz. Bitimler çabucak anlaşılır. Bir şeyin yavaş yavaş bittiğini anlarız... Bitimlerin ardından gelir ayrılıklar. Ozanlar da "ayrılık yarı ölüm" demişler. Sahi ölümün yarısımıdır ayrılık? Ayrılıklar da ölüm gibi soğuk ve tatsız ama katlanılır... Ayrılık günlerinden sonra yeniden doğuşu, yeniden umudu, yeniden yaşama sevincini keşfedebilirmiyim? Yalnızlığım, yaşam da yitip giden ulaşılması güç düşlerin peşinde sürüp gidecek...

...Yalnızlık düşüncesi beynim de şimşekler gibi çakılı duruyor... Yaşama isteği güzel doğanın her yerin de, her görünümün de var. Rüzgarın şiddetli uğultusu başımı döndür; Savurur beni uzaklara... Her darda kaldığım da geçmişe ve yitirdiklerime döner, düşerim bilinmeyenlerin ardına...

...Yığınlarla sözcükle yine, yeniden coşkularla dans etmeli... Sözcükler dudaklardan dökülür dökülür...Not etmediğimden beynimle dalga geçip, uçuşur dururlar, tutmak isterim onları, avuçlamak isterim...

Yorgunum

Soluğum kesik biliyorum

Coşkulu istemlerime belkide

-hiç gerçekleşmeyecek istemlerime-

günden güne

yarınlara

umutla bir adım

......bir adım daha...

...Geçmiş bir avuç sözle bir çırpıda anlatılabilir mi? Yada geçmişin nekadarı anımsanır, anlatılır? Yaşam bu yüzden bir avuntu öyküsü değilmidir? Bunca yıl geçmesine rağmen umutlu güzel günlerin geri gelmesini bekliyorum... Abimin yaptığı tahta arabayı yamaç toprak yoda sürmeyi, çelikçomak oynadığımız günleri, patlamış olsa da meşin bir topun peşinde koşmayı, patika yoldan aşağıya çalı diken demeden uçar gibi koştuğum o günlerle buluşmak, ırmak boyun da bir kızılağaca yaslanıp maviliklere baktığım günleri geri getirmek isterdim...

...Ama bu gün : Yalnızlık, sessizlik ve doğal güzelliklerle dolu köyümdeki evimin üstünde yayılan mezar suskunluğu tüylerimi ürpertiyor... Sanki asmalı balkondaki sedirde tatlı tatlı kestirmeye başladım, annem üşümemem için üstüme şilte örtüyor...

...Denizin kara denmesine inat kıyıları saran maviliği, yeşil örtüsünün beni çağırması artık yetmiyor. Ne o günler geri gelecek, ne de doğayla bütünleşen çocukluğum... Mutluluk Mavi Çocuk sadece bir düş olarak kalacak.. Yeni başlangıçlarla bir sonbahara daha yürüyorum ve bir gün son kışın geleceğini biliyorum...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

yavaş yavaş sindirerek okudum yazınızı... ve derin bir iç çekerek sonlandırdım.. keşke özlemini duydugumuz o günler geri gelebilse... çok çok güzeldi elinize sağlık, selamlar..

sema öztürk 
 28.02.2010 22:06
Cevap :
yazılanlar kadar gerçek ve ömrüm gibi yavaş yavaş tükendiğim yolculuğun, son iç çekişimin durağına yaklaşırken gözlerinizin izi kaldı... çok çok teşekkür ederim yüreğinize sağlık, selamlar...  02.03.2010 23:27
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 72
Toplam yorum
: 214
Toplam mesaj
: 13
Ort. okunma sayısı
: 477
Kayıt tarihi
: 10.09.08
 
 

27 Ocak 1967 yılında Lüleburgaz'da doğdum. Çocukluğum Samsun, Keşan ve Fındıklı'da gecti.Lise mezunu..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster