Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Aralık '06

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
27043
 

Mutsuz dünyanın çirkini: Ahmet Haşim

Mutsuz dünyanın çirkini: Ahmet Haşim
 

Ahmet Haşim yakışıklı bir erkek değilmiş. Yanağında bir şark çıbanının büyükçe bir izi varmış. Ancak yakından bakanların anlayabildiği koyu mavi gözlere sahipmiş. Gözlerinden fırlayan zeka kıvılcımları, güzelleştirirmiş O'nu. Fakat kendini çok çirkin sanır ve bunun acısını taşırmış. Yakup Kadri'nin "Ağzıyla değil, gözlerinin ucundan gülümser ve çekici bir hal alır Haşim" demesi bile ikna etmezmiş. 

Altı yaşındayken annesini yitirmiş ve bu hüzün ömür boyu üzerinden eksik olmamıştır. İki ay süren bir evlilik geçirmiş. Ancak öldüğü yıl boşanabilmiştir. Bu durumda olduğu halde bile zaman zaman evlilik maceralarına kalkmakta sakınca görmemiştir. Fakat huysuz bir insan olduğu için olumsuz sonuçlanmıştır attığı her adım. 

Bir gün yine böyle bir kız isteme macerasında, aşık olduğu kızın evine ziyarete gider ahbaplarıyla. Annesiyle oturan kız bu evliliğe çok hevesli. Fakat Haşim eve ayak basar basmaz pişman olup geri dönmüş. Kapıdan çıkar çıkmaz şöyle bağırmış: "Gördüm, kızın kırk yaşında, annesine tıpkı benzeyip nasıl olacağını gördüm. Ben o kızı istemem!" 

Geçimsiz bir insanmış Ahmet Haşim. En yakın arkadaşlarını bile, bir başkasına çekiştirmekten rahatsızlık duymazmış. Erken saçta dökülen saçlarından rahatsızlık duyar, kel olduğu için kadınlar tarafından beğenilmediğini düşünürmüş. "Kellik yalnızca benim başımda beladır "dermiş. 

Midesine çok düşkünmüş. Gurme diye nitelendirilebilecek kadar, yemek kültürüne sahip. Lezzetten çok iyi anlayan. Güzel yemeklerden zevk almayı bilen bir insanmış. Galatasaray Lisesi mezunu olması sebebiyle mükemmel bir Fransızcası varmış. Çeşitli işlerle uğraşırken, yaptığı öğretmenlikte, hep olağanüstü anlatılırmış. 

Hayatının son günlerinde hasta yatağında yatarken, uzun süredir tanıdığı ve tedaviye gittiği Almanya'dan "Yanımda olmayışın beni harap ediyor" diyerek aşk mektupları yazdığı kadınla, ölmeden üç hafta önce nikahlanmış. Emekli maaşının sevdiği kadına mutlaka kalmasını istiyormuş. 

Haşim edebiyat dünyasıyla kavgalıymış hasta olduğu sıralar. Fakat ölmeden önce herkesle kırgınlığını düzeltmiş. Son günlerinde dostları yalnız bırakmamış O'nu. Öldüğü zaman Eyüp Mezarlığı'na defnedilmiş. 

Sembol dünyasının sessiz efendisi. Bir şeyle birçok şeyi resmetti şiirleriyle. Yaşamın yanında; aşk, ölüm, idealizm, kadın, simgeler aleminin içinde, mutsuzluğunu yansıttı devamlı. Elinin tersiyle itti hayatı mutlu yaşamayı. Küçük yaşlardaki öksüzlüğünün acısını dizelerde sakladı. Çirkin olduğu bile kelimelerin aynasında takılı kaldı. 

Nasıl istersen öyle dinle, bakın,  

Dalların zirvesindeyiz ancak,  

Yarı yoldan ziyade yerden uzak. 

Yarı yoldan ziyade maha yakın. 

diyerek; uzak yerlerden, yakın yerlere bir selam gönderiyor sessizce.... 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 432
Toplam yorum
: 2300
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 6048
Kayıt tarihi
: 08.10.06
 
 

Med cezir içinde kafasına estiği gibi yaşayan bir havva kızı birazcık kağıt kalem aşinalığı olmas..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster