Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Ocak '15

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
1795
 

Nakşibendilerin yedi yüz yıllık siyaset savaşımı

Yazan :Uçar Demirkan

Tarihçi ve yazar Murat Bardakçı’nın bir makalesinde “Osmanlı Devleti ve Türkiye Cumhuriyeti  tarihi demek, Nakşibendilerin Alevi -Bektaşilerle iktidar savaşımı demektir” biçiminde bir söylemi vardı. Bunun üzerine bu konuyu incelemekte yarar bulunduğunu düşündüm.

Türkler İslamı kabul ettikten sonra eski görenek ve geleneklerini korumuşlar ve Ahmet Yesevi adlı bir şeyhin başkanlığında Horasan Erleri diye anılan bir grup ortaya çıkmıştır. Bunlar; zamanla Anadolu’ya yayılıp Babailik ve Ahilik diye iki tarikat oluşturmuşlardır. Babailik sonradan Bektaşilik olarak anılmıştır. Gerek Bektaşilik ve gerekse Alevilik Rumelinin fethi sırasında oralara yerleştirilen Türkmenler yoluyla Balkanlar'da da yayılmıştır.

1319 yılından itibaren Bahauddin Nakşibend tarafından Nakşibendilik tarikatı kurulmuş ve bu tarikat ile Alevi-Bektaşiler arasında siyasi çekişme başlamıştır.

Bunun yanında şöyle bir söylem daha vardır. Atatürk’ün ”Bu milletin başına ne geldiyse  keçi sakallılarla(Masonlar) sakallı keçilerden (Aşırı dinciler) gelmiştir” dediği rivayet edilir.

Nitekim; Atatürk cumhuriyeti kurduktan sonra halifeliği kaldırmış, tekke ve zaviyeleri kapatmış, dinsel kıyafetleri yasaklamıştır. Mason derneklerini ise 1934 yılında kapattırmıştır. Böylece, bu gruplar yeraltına inmişler ve gizlice savaşımlarını sürdürmüşlerdir. Dinciler ise, birkaç ayaklanma ile yine başkaldırmışlardır.

Son olarak; 28 Şubat postmodern darbesinden sonra Fethullah Gülen hocaya atfedilen bir söylem vardır. Ona göre “Devleti ele geçirmek istiyorsanız isyanlar düzenlemeyeceksiniz. Devleti gizlice ele geçireceksiniz. Önce dahiliyeyi, maliyeyi ve adliyeyi ele geçireceksiniz. Sonunda da orduyu”.

Türkiye’nin siyasi tarihinde bu üç yaklaşım açık olarak gözlenmektedir.

Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Bey bir Ahi şeyhinin kızıyla evlenmiştir. Devletin temelinde Alevi-Bektaşi görüşü vardır. Yeniçerilik; Orhan Gazi ve I.Murat zamanında kurulmuş olup yeniçeriler ve yeniçeri ocağı; Hacı Bektaşı Veli’ye bağlıdırlar.

Görüldüğü gibi; Osmanlı Devleti’nde Alevi-Bektaşi egemenliği vardır.

Bektaşiler; Osmanlı Devleti’nin zayıf düştüğü Fetret Devri’nde 1415-1416 yıllarında iktidara el koymak için ayaklanmışlardır. Simavnalı Şeyh Bedrettin’in müridleri olan Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal isyan çıkarmışlar ve fakat fetret devri kapanınca isyanlar bastırılmıştır. Şeyh Bedrettin Sinop’tan  Rumeli’ye kaçar ve 1908 yılındaki Yıldırım Ordularının temelini Rumeli’nde atar.

Muhteşem Yüzyıl dizisinde de izlediğimiz gibi; Alevi-Bektaşi grubu Şehzade Mustafa’nın padişah olması için savaşım verir. Buna karşılık; Nakşibendiler Mustafa’nın yükselmesini önlemek için savaşım verenleri finanse ederler. Nakşibendi tarikatından olan şeyhülislamın fetvası ile Alevi-Bektaşi grubu ilk yenilgisini alır ve Şehzade  Mustafa bizzat Nakşibendi olan babası  tarafından boğdurularak öldürülür.

Bundan sonra  28 Eylül 1730 da Patrona(Amiral) Halil isyanı baş gösterir. Bu isyancıları kışkırtan ve finanse edenler yine Nakşibendilerdir. Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa asılır. III.Ahmet tahttan indirilir ve yerine I.Mahmut getirilir.

Alevi-Bektaşi grubunun tepkisi gecikmez ve 25 Kasım 1730 da Patrona Halil ve adamları yok edilir.

Bundan sonra;1808 yılında ilerici padişah olarak anılan III.Selim’e karşı Kabakçı Mustafa isyanı olur.

Sonra; 1908 de tekerrür edeceği gibi; Rumeli’ den Alemdar Mustafa Paşa komutasındaki birlikler gelir ve Kabakçı Mustafa emrindeki isyancıları kırar geçirir. Alemder;  III.Selim’i tekrar padişah yapmak ister. Ancak; Kabakçı’nın padişah yaptığı IV.Mustafa Üçüncü Selimi öldürtür. Onun kardeşini de öldürecekken Alemdar işe karışır ve Alemdar, şehzadeyi II.Mahmut olarak padişah yapar. Alemdar Mustafa Paşa da sadrazamı olur.

Alemdar Mustafa Paşa Anadolu ve Rumeli ayanları ile “Senedi İttİfak” adlı bir belge imzalar. Bu belgenin Osmanlı Devletinin ilk Anayasası(Magna Cartası) olduğu ileri sürülür.

Yeniçeriler; 16 ncı yüzyıldan itibaren siyasete doğrudan karışmaya başlarlar. Bu arada, aralarına Müslüman olanlar da alınmaya başlar. Yeniçerilik düzeni bozulur ve sonunda 15 Haziran 1826 da Vakayi Hayriye diye anılan olayla sultan II.Mahmut yeniçeri ocağını ortadan kaldırır.

Ancak; Bektaşilik Rumelinde yaygınlaşır ve beraberinde İstanbul yönetimine(Padişaha)karşı çıkma  eğilimleri artar.

31 Mart vakası diye anılan başkaldırı ile Nakşibendiler mektepli subayları öldürüp İstanbul’da iktidara el koymak isterler. Bunun üzerine Rumeli’ndeki Alevi-Bektaşi grupları İstanbul’a yürürler ve padişah Abdülhamidi tahttan indirip Meşrutiyet ilan ederler.

Siyaset yapmak için de İttihat ve Terakki Partisi’ni kurarlar. Buna karşılık Nakşibendiler de Prens Sebahattin ile Hürriyet ve İtilaf partisini kurarlar. İttihatçılar Almancı, İtilafçılar İngilizcidir.

Bu iki partinin çekişmesi günümüzde de sürmektedir.

Görüldüğü gibi; Osmanlı Devletinde Vakayi Hayriyeye-yeniçeriliğin kaldırılması- kadarAlevi- Bektaşi egemenliği vardır. Çünkü, yeniçeriler Bektaşi tarikatındandır. Ancak; bu dönemde Anadolu’da Alevi ve  Melemilik gibi diğer tarikatlara yapılan kıyımlar vardır. Pir Sultan Abdal, Simavna kadısı Burhanettin gibi ayaklanmalar vardır.

Bundan sonra sürekli olarak Nakşibendi şeyhlerinin yönettiği ayaklanmalar olmuştur. Bunlar; Otuz bir mart vakası, İstanbul’daki “İngiliz Muhibbanı Cemiyeti”ni kuran Nakşibendi şeyhi nin kışkırtmaları ve finansmanı ile Anadoludaki Düzce, Bozkır ayaklanmaları olmuştur. Bunlar; İstanbul’daki Nakşibendi şeyhlerinin yönettiği ayaklanmalar olmaktadır. Boğazlayan kaymakamı bu arada öldürülmüştür.

Cumhuriyetin ilk yıllarında da Şeyh Sait İsyanı, Menemen ayaklanması ve Kubilay olayı, Dersim isyanı gibi Nakşibendi Şeyhlerinin çıkardığı ayaklanmalar vardır.

Nakşibendilerin siyasetteki etkisi 1950 yılında Demokrat Parti’nin iktidara gelmesi ile iyice belirginleşmiştir.

Cumhuriyet döneminde Hilafet kaldırılmış, tekke ve zaviyeler kapatılmış(Camiler kapatılmamıştır)  dinsel ve tarikat kıyafetlerinin sokakta giyilmesi yasaklanmıştır.

Devletin din işlerini denetlemesi için Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmuştur.

Kur’anı Kerim’in Türkçeleştirilmesi; ezanın Türkçe okunması, namaz dualarının Türkçe okunması gibi İslamda reform sayılacak girişimler olmuştur.

Ancak;1950 seçimlerinden önce tek parti döneminde ilk İmam Hatip Lisesi de açılmıştır.

Köy Enstitüleri, köylüyü yerinde eğitmek için uygulamalı okullar olarak açılmıştır. Birçok ülkede eğitimde çığır açan uygulamalar olarak görülmüştür. Birçok ülkenin eğiticileri; Türkiye’ye gelip sistemi yerinde incelemişler ve Türkleri bu uygulamalarından dolayı alkışlamışlardır.

Demokrat Parti iktidarında bir yandan Köy Enstitüleri kaldırılmış, diğer yandan imam hatip liselerinin sayısı  arttırılmıştır.

Bu liselerde, laik liselerde okutulan ve öğretilen pozitif bilimlerin tam tersi öğretilmeğe başlanmıştır.

Bu Dönemde ülke bir yandan Marshal Yardımları ;  diğer yandan Türkiye’nin Nato’ya üye yapılması ile Anglo-Amerikan grubunun etkisine girmiştir.

1934 ylında başlayan Türkçe ezan uygulaması, Demokrat Parti’nin ilk eylemi olarak kaldırılmıştır.

Bundan sonra; Demokrat Parti Nakşibendiler tarafından desteklenmiş ve üç dönem seçimleri kazanıp iktidarını korumuştur. Bundan güç alan Başbakan Adnan Menderes’in parti grubunda  “Sizler isterseniz Hilafeti bile geri getirebilirsiniz” demesi bardağı taşırmış ve 1908 de olduğu gibi, Alevi-Bektaşi grubunun temsilcisi olan ordu 27 Mayıs 1960 da askeri darbe ile iktidara el koymuştur.

Askerler; Türkiye için en iyi olacak Anayasa’yı yapmıştır.

Bundan sonra ittihatçıların(Alevi-Bektaşilerin)denetlediği koalisyon hükümetleri olmuştur.

Süleyman Demirel’in Adalet Partisi ile seçime girmesi sonucu iktidar yine Nakşibendilere geçmiştir. Her ne kadar Süleyman Demirel’in Nurcu olduğu söylenmekte ise de Saidi Nursi’nin Nakşibendi Şeyhi olduğu bilinmektedir.

Nitekim; Süleyman Demirel Tekirdağ mitinginde Kur’anı üç kez öpüp başına koyarak gösteri yapmıştır. 5000 dolayında imam ve vaizi kadrolu memur yapmıştır. İki kez Anglo-Sakson yararları ile ters düştüğünden askeri darbe ilke iktidardan uzaklaştırılmıştır.

Süleyman Demirel’den sonra tarih sahnesine Nakşibendi olan Turgut Özal çıkmış ve bundan sonra iktidarlar hep Nakşibendilerin elinde kalmıştır.

Nakşibendi şeyhi Mehmet Zait Kotku’nun diğer bir talebesi olan Necmettin Erbakan'da Türkiyeyi “Kadayıfın dibi pişti” noktasına getirmiş; fakat 28 Şubat postmodern darbesi ile gitmiştir.

Halen Türkiye’yi yönetmiş ve yönetmekte olan Abdullah Gül ve Recep Tayyip Erdoğan'da Nakşibendi tarikatına bağlıdırlar ve iktidarlarını daha da güçlendirmeye çabalamaktadırlar.

Bu yakın dönemlerde Türkiye’de Nakşibendilerin kışkırtması sonunda; Maraş ve Çorum katliamları, Sıvas’ta Madımak oteli katliamları yaşanmıştır. Fethullah Gülen hoca bunlardan sonra o ünlü önerisini getirmiştir. Son Nakşibendi iktidarı Fethullah Gülen Hocanın dediklerine uymuş ve İçişlerini, Maliyeyi, Adliyeyi ve Milli Eğitimi ele geçirmiş ve orduyu etkisiz duruma getirmiştir.

Bu nedenle, bir iktidar partisi milletvekili 1923 de kurulmuş olan Kemalist Cumhuriyeti filimlerdeki  “reklam arası” na benzetmiştir. Bunun tersine bir durum da söz konusu olabilir. Belki de on üç yıllık Nakşibendi iktidarı dönemi “Reklam arası” dır.

Sonucu 17 Haziran 2015 de yapılacak genel seçimlerde öğreneceğiz. Filim geri sarılıp 28 Şubat'tan mı başlanacak yoksa film kaldığı yerden devem edecek ve ileri sürülen “Yeni Türkiye” mi  kurulacaktır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 135
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 508
Kayıt tarihi
: 04.09.13
 
 

1940 yılında İzmir'de doğdum İzmir Atatürk Lisesi'ni bitirdim 1961 yılında Mülkiye(Siyasa..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster