Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Kasım '13

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
1327
 

Namık Kemal'in Paris izlenimleri

Namık Kemal'in Paris izlenimleri
 

Tanzimat aydını Namık Kemal (1840-1888) toplam 3,5 yıl Paris, Londra ve Brüksel'de kalmış. Genç (Yeni) Osmanlılar hareketi içinde gazeteler çıkarmıştır. Padişaha ve yönetimine muhalif hareket etmişlerdir. Yazının konusu Namık Kemal'in Paris'teki (1867-69 yılları) izlenimleridir. Paris'te gördüğü ve yaşadığı bazı olaylar kendisine ilginç gelmiş ve bunları sorgulamıştır.

Yeni Osmanlıları ilk şaşırtan şey bugünkü otobüslerin büyüklüğünde OMNİBÜS denilen yaylı atlı arabalar oldu. Omnibüsü iki ya da üç at çekiyordu. Atları da otobüs vagonunun dışında oturan bir arabacı kullanıyordu. Arabacının altında bir pedal bulunuyor ve pedala basınca körüklü bir borudan sesler geliyordu. Bu bir çeşit kornaydı. Arabacılar atları öyle acımasızca kamçılıyorlardı ki insanın içi sızlıyordu.

Caddelerde izmarit toplayan insanlar vardı. Bunları yapanlar saçı sakalı birbirine karışmış, üstü başı perişan, yoksul yaşlılardı. Ellerinde ucu iğneli bastonla dolaşıyorlar izmaritleri iğneleyerek torbaya atıyorlardı. Daha sonra izmarit pazarında, içindeki tütünleri gazete kağıdına yayarak satıyorlardı. Satın alanlar akıllarına tütünlerin pislikler içinde toplandığı gelmiyordu.

Paris'teki şimdiki bulvarlar o zamanlar açılmış, çağdaş yapılarla donanmıştı. Burjuvazinin görkemli makikaneleri bazı bulvarları kaplamıştı. Varlıklı insanlar fayton denen gösterişli arabalarla dolaşıyordu. Yeni Osmanlılar ilk sokak saatlerini, ilk sokak lambalarını orada gördüler.

Ara sokaklarda ise gezici satıcıların sesleri geliyordu. Tenekerle su satanlar, hurdacılar, eski giysi ve şapka satanlar, balıkçılar, bileyiciler, camcılar, muslukçular, sebzeciler çığlıklarla sokakları dolduruyordu.

Bizimkileri büyük bulvarlardaki gazete kulübeleri de şaşıttı. Bunlara KÖŞK deniyordu. Sokaklarda zaman zaman gitarlı, akerdeonlu çalgıcılara, çoluk çocuk hep birlikte şarkılar söyleyerek dilenen çingenelere, laterna çalanlara da rastlanıyordu.

Çöp arabaları çöp toplarken sokakları keskin bir koku kaplıyor ve insanlar burunlarını tıkıyordu.

Paris zaman zaman fare salgınına da uğruyordu. Fareler bazen bodrumları, bazen nehir kıyılarını bazen de mezarlıkları basıyordu. Hatta bazı mezarlıklarda farelerin cesetleri mezardan çıkartarak parça parça sürükledikleri de söyleniyordu. Farelerle savaşmak için ilaçlar satılıyordu. En yaygın zehir arsenikti. Zehri yiyen koca koca farelerin leşleri bazen günlerce kaldırımlarda kalıyor ve katlanılmaz kokular saçıyorlardı. Zehir satıcıları bazen de ellerindeki uzun bir değneğe fare leşlerini asarak müşteri çekmeye çalışıyorlardı.

Sen nehri üzerinde şimdiki köprüler yapılıyordu. Nehirde teknelerde yaz kış yaşayan aileler mevcuttu. Kadınlar nehir kıyısında çamaşır yıkıyorlardı. Bazı yerler plaja dönüşmüştü. Uzun donlu mayolarla denize giriliyordu.

Kentin varoşlarında çingenelerin yaşadığı büyük arabalara da rastlanıyordu. Çingene kadınlar sokak sokak dolaşarak fal bakıyor, erkekler de pazarda el işleri satıyordu. En ilginç olanı da sülük satıcılarıydı. Sülük satanlar Namık Kemal'e şunları anlatıyordu :

" Sülük kan emerek hastalara iyi gelir. Sülüğün zararı yoktur. Hastalar bunların nasıl yapıştırılacağını bilmezler, bu bizim işimizdir. Sülükler hastaların kanını emerken hastanın başında bekleriz. Sülük şişer de şişer, adam korkar, biz onu avuturuz. Sonra sülüğü hastanın bacağından çeker, kanlı kanlı yere atarız. Hasta kendisiyle uğraşırken sülükleri torbaya doldururuz." Sülükcü devam ediyor :

" Sülükleri eve getirince bir bezin yada kağıdın üzerine yerleştirir üzerine de bir avuç tuz dökeriz. Hayvanlar tuzu yiyince kan kusmaya başlarlar. Sonra biz o sülükleri bir kevgire koyar bol suyla yıkarız. Sülükler yavaş yavaş kendilerine gelirler. Kurutur satışa çıkartırız."

(Doğubayazıtta görev yaparken, Iğdır yolu üzerinde bir köyde çocuklar da yoldan geçen araçlara tanesi bir liradan sülük satıyorlardı. Sülüklerin kozmetik alanında kullanıldığı söyleniyordu.)

Yeni Osmanlıların şaşkınlıkla izledikleri bir olay da gazla şişirilip gökyüzüne yükselen balonlar oldu. Çapı doksan metreydi, yirmibin metre ipek kumaştan yapılmıştı. İçine de altıbin beş yüz metre küp gaz doldurulmuştu. Gazeteler balonun ilk uçuşunu yüzbin kişi tarafından izlendiğini yazmıştı.

Namık Kemal ve Yeni Osmanlılar Avrupa'nın hem olumlu hem olumsuz yanlarını görerek kendilerini geliştirmişlerdir. Avrupa'daki (Paris, Londra, Brüksel) tecrübeleri hayata bakışlarına, gazete yazılarına, şiirlerine ve romanlarına esin kaynağı olmuştur.

Namık Kemal ve arkadaşlarının çalışmaları, Atatürk'ün düşünce dünyasına ve Cumhuriyetin İlkelerine de yansımıştır. Işıklar içinde yatsınlar.

Kaynak : Hıfzı Topuz, Vatanı Sattık Bir Pula, Remzi Kitabev 

Gülden Kahraman bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 46
Toplam yorum
: 28
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 3994
Kayıt tarihi
: 28.08.12
 
 

Kamudan emekliyim. Yaşam felsefem "hayatın içinde her olayın sorgulanması gerektiği" yönündedir. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster