Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Mayıs '10

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
1167
 

Nazım'ın Bursa yılları

Nazım'ın Bursa yılları
 

NÂZIM’IN BURSA YILLARI GÜNEY ÖZKILINÇ


Şaban Akbaba NÂZIM’IN BURSA YILLARI§ “Nâzım’a Bursa’da Yer Açın!” Böyle bitiriyor kitabını Güney Özkılınç. Sanki koca bir kitabı salt bunu diyebilmek için yazmış. İyi de etmiş.

Yaşamının beşte birini bir kentin hapishanesine vermiş, bütün dünya dillerine çevrilen şiirlerini, “Memleketimden İnsan Manzaraları” gibi dünya bilincinde bile değerli kitaplarını orada yazmış Nâzım gibi bir insana, o kentte yer açmak, kentlilik sorumluluğunun gereği olduğu kadar insan olmanın; sanata, şiire inanmanın da gereğidir. Örneğin Prag için Kafka neyse ve Prag Kafka için neler yapmışsa ya da Salzburg için Mozart neyse ve Salzburg Mozart için neler yapmışsa Bursa da Nâzım için öyle yapmalıdır. Ataol Behramoğlu’nun bilgece sözlerle, önermelerle donattığı önsözüyle başlıyor kitabına. “Nâzım’ın Bursa Yılları” diyor adına. “Anılar, Tanıklar, Fotoğraflar, Bilinmeyenler” altbaşlığıyla sunuyor okuruna. “Yeşil Bursa’da konuk bir garip kuş/ Otur demiş oracıkta oturmuş…” dediği için Cahit Sıtkı’ya kızan, ona yanıt olarak yazdığı şiirinde, kendisine “garip” demesini, otur dendiğinde buyruğa uyarak, itirazsız oturmuş algısı yaratan dizesini öfkeyle reddeden Nâzım, “sevdalınız komünisttir/…/yatar Bursa kalesinde” diyerek çıkışır.

Gerçekten de Nâzım Bursa Kalesi’nde yalnızca bir “mapus” değil; dizeleriyle birlikte adı duvarları, Bursa’yı, Türkiye’yi bile aşarak dünya ülkelerinin alanlarına, dünya insanlığının yüreğine akan bir şair, yazar, ressam, entelektüel, atölye şefi, sevdalı bir yiğittir. Daha da öte bütün bu nitelikleri özünde toplayabilmiş, en büyük başarıyla topluma sunabilmiş, erki özünde devrim sanatçısıdır. Onun için insan en büyük değerdir, bu yüzden her şey insan içindir. Güney Özkılınç’ın bu kitabı aynı zamanda başından sonuna acıklı, yakıcı, düşündürücü; dikbaşlı, onurlu, sevdalı bir öyküdür, başlıklarını kaldırıp baktığımızda da Nâzım şiirleriyle süslü bir destandır. Edebiyat öğretmenliğini anlatımında, dilinde, kurgusunda, sunumunda yansıtabildiği bir başarı örneğidir. Nâzım Bursa’ya ilk kez 31 Mayıs 1933’te getirilir ve Piraye’ye ilk Bursa mektubunu 1 Haziran’da yazar. Başlamak o başlamak yazar da yazar… O kadar ki bir mektubunda, “Karıcığım, ” der. “Bu, sensiz geçen yirmi ikinci bayram….”(s.159) Nasıl bir ayrılık, nasıl bir özlem, nasıl bir zulümdür bu? Zulümdür, çünkü Nâzım, on yıldan fazlası Bursa’da olmak üzere, on üç yıla varan hapisliğinin tümünü haksız yere yatmıştır. Üstelik o gün bile biline bir doğrudur bu. Bu yüzden, Güney Özkılınç’ın bu kitabının önermelerinden biri de Nâzım’ın yeniden yargılanması gerektiğine dairdir. İşte de Nâzım’ı yargılayan Hâkim’in somut, düşündürücü, Enternasyonal Bildirisini bir insanmış gibi düşünebilecek denli trajikomik cehaletinin eseri bir tümce:”…müteakip celseye enternasyonalin celbine…”(s.16).

Trajikomik fıkralara bile konu olan benzeri hukuk komedilerinin bugün de sıklıkla yaşandığını düşündüğümüzde, Nâzım’ın yeniden yargılanmasıyla toplumumuzun bu anlamda da önünün açılabileceğini; Sabahattin Ali’nin, Aziz Nesin’in ve diğer birçok devrimcinin, komünistin, vatanseverin yeniden yargılanmasının gündeme geleceğini düşünebiliriz. “Senaryosunu Nâzım Hikmet’in, yazdığı Aysel Bataklı Damın Kızı” adlı ilk köy filmi, 1935 yılında Bursa’nın Çalı köyünde çekilir”(s.25). Nâzım’ın Bursa’ya ilk gelişi de, filmin çekiminden bir yıl sonra gerçekleşir. 1936’da… Akşam Gazetesi’nin muhabiridir ve Cemal Nadir’in açtığı sergiyi izleyecektir. “Nâzım’ın Bursa Yılları”ndan öğreniyoruz ki, o yalnızca bu kez Bursa’ya kelepçesiz gelebilmiştir. 1940 yılında Çankırı Cezaevinden Bursa Cezaevine, romatizması nedeniyle kaplıca tedavisini öneren raporuyla (naklen) gelen Nâzım, bu cezaevinde tamı tamına 9 yıl 4 ay yatar. (s.31) Cezaevini resim atölyesine, halı-kilim fabrikasına çeviren Nâzım, bütün bu çabaları nedeniyle cezaevindekiler tarafından çok sevilir ve kendisine “baba” lakabı takılır. Babalık öylesine yer eder ki Nâzım o süreyi tamamlayıp cezaevinde ayrıldığında hükümlü ve tutuklular hüngür hüngür ağlarlar. Onun cezaevindeki varlığı “mahkûm Balaban’dan Ressam Balaban’ı (s.35), Bursa’da ilk yemeğini onun elinden yediği ve o sıralar şiir yazmaya çalışan Orhan Kemal’den öykü, roman yazarı Orhan Kemal’i(s.42), iki köylüden Nâzım’ın vasiyetini yerine getirmek amacıyla, onun adına çınar ağacı dikme cesaretini gösterebilecek iki sosyalist insanı, yani Fevzi Kavuk ve İsmail Başaran’ı(s.54) yaratmıştır. Bir insanın insan ve vatan sevgisinin en büyük kanıtı bu ve benzeri başarılardır. Öğretmenlik mesleğinin yüzakı, çağdaş abidesi sayılabilecek Şevki Bey, Nebahat Sütunç ve Fakihe Odman adlı öğretmenlerin ne büyük bilinç sahibi olduklarını okurken heyecandan içi titriyor insanın. 1944 yılında komünistlikle suçlanarak içeri atılan Nâzım’ı on kişilik bir grupla ziyaret edebilmek yürek işidir gerçekten ve onlar bunu gerçekleştiriyorlar(s.61-66). 7 Mayıs 1945: Nâzım, Hitler’in yenildiğini radyodan duyduğu an “Yaşasın! Dünya kurtuldu!”(s.67) diye çığlık atarak faşizmin insanlık için, kurtulunması gereken, nemenem bir bela olduğunun altını çizmiştir. Güney Özkılınç “Nâzım’ın Bursa Yılları”nı yazmak için yollara düştüğünde (ki sanıyorum ilk tanığı, ilk yüreklendirenlerinden biri de benim) Bursa’da Nâzım’a dair ne gibi bilinmeyenlerle, bulunmayanlarla, unutulmuş, unutturulmuş insanlarla, anılarla karşılaşacağını bilemezdi elbet. Yürüdükçe yolu genişledi, uzadı, dönemeçlerde burgaçlaştı…

Ama bu serüven ona birbirinden değerli sürprizler, ipuçları getirdi. Nâzım’ın akrabası Ali Fuat Cebesoy’un yaveri ve Nâzım yıllarının ünlü cezaevi Müdürü Hasan Tahsin Akıncı’nın aynı adlı torununu, cezaevi başgardiyan Yardımcısı Hasan Basri Acar’ın oğlu Necmettin Acar’ı, cezaevine mal götüren Ömer Faruk Aydınlar’ı, Galip Uzunca’yı, Özhan Oral’ı, Fevzi Kavuk’u, Bursalı Gazeteci Necati Akgün ağabeyimizi, Nâzım’ın da yıllarca onun yaptığı yemeklerden yediği cezaevi aşçısı Yakup Yıldırım’ın oğlu Semiha Çakmak’ı ve daha birçok Nâzım tanığı insanların oğullarını, kızlarını, torunlarını tanıdı. Bursa’da Nazım’ın ellerinin, ayaklarının, bedeninin değdiği, ondan izler barındıran Çelik Palas ve Servinaz adlı otellerine, Kozahan, Tuzpazarı, Kapalıçarşı gibi mekânlara dair anılarını öğrendi. Örneğin aralarından Necati Akgün’ün de olduğu Nâzım ve Orhan Kemal’li fotoğrafları, Memleketimden İnsan Manzaraları’nda adı geçen Sarı Seyfettin’in, Yakup Yıldırım’ın Nâzım imzalı portrelerini keşfetti.(s.81-124). Bütün bu insanları, Nâzım kalıtlarını, bulgularını M.Sadık Aslankara’yla buluşturdu; filme alınmasını, belgelenmesini sağladı. Bu mekânların içinde Servinaz Kaplıca Oteli’nin çok özel bir yerinin, öneminin olduğunu saptadı. Çünkü Nâzım kaplıca tedavisi için sıklıkla bu otele geliyor, eşi Piraye ve oğlu Memet Fuat’la bu otelde buluşuyordu. Bu gerçeğin canlı tanığı da, halen Bursa’da yaşayan Galip Uzunca. O günlerden birini “şöyle anlatıyor:…dayımın işlettiği otelde her zamanki işlerimi yapıyordum. Dışarıda bir fayton sesi işittim. Yanında üç çocuğuyla bir hanım faytondan indi ve bana otelde boş oda bulunup bulunmadığını sordu…. Meğer bu hanım meşhur Nâzım Hikmet’in eşi Piraye imiş. Bavullar odaya taşınır taşınmaz kapıda bir taksi durdu…kıvırcık saçlı, mavi gözlü, oldukça yakışıklı, kırk yaşlarında bir zat…’Ben Nâzım Hikmet’ dedi“…hüviyetlerini kaydettikten sonra otelin 4 No’lu odasına girdiler”(s.83). İki katlı, küçük otel hâlâ ayakta ve arazisiyle birlikte Bursalı bir işadamı tarafından satın alınmış durumda. Umulur ki bu işadamı şanına yakışır bir yüreklilik göstererek Servinaz Otelini bir biçimde Nâzım adıyla özdeşleştirerek Bursa kent kültürüne kazandırır. Alnına da şöyle yazdırabilir örneğin: “……

Ailesi Nâzım Hikmet Müzesi.” “Bursa’dan yazılan mektuplar”(s.129) diyerek bir dizi mektuba yer veriyor Güney Özkılınç ve sürdürüyor: “Piraye’ye Mektuplar”(s.130-141), “Kemal Tahir’e Yazılan Mektuplar”(s.141-145), “Vâ-Nû’lara Mektuplar”(s.145-155)… “Celile Hanımın Bursa’da oturduğu kiralık evini(156), zamanın Bursa Valisi Haşim İşcan’ın işgüzarlık yaparak Nâzım’ın kooperatif üyeliğini engellemeye çalıştığını (s.160), Nâzım için dünya sanat kamuoyunun istediği affın öyküsünü (s.161); Nâzım’ın Bursa’daki son günlerini, son tanıklarını ve açlık grevini, ona bu grevinde dünyanın, Garip şairlerinin, Yaşar Kemal’in nasıl destek verdiğini, ama örneğin o günlerin Genel Kurmay Başkanı Fevzi Çakmak’ın da nasıl köstek olmaya çalıştığını anlatıyor. İbret olsun diye buraya da alıyorum: “Dönemin Cumhurbaşkanı İnönü, Ali Fuat Cebesoy’la yaptığı görüşmelerde Nâzım Hikmet için çıkarılacak bir affın Mareşal’i incitebileceğini söyler, bu konuyu ertelerdi… Fevzi Çakmak da basına şu demeci verecekti: “Nâzım Hikmet’i askeri mahkemelerde verdiğim emirlerle otuz yıla mahkûm ettirdim”(s.170) Özellikle bu konuyla ilgili olarak dünyanın gözü, kulağı Bursa’ya çevrilmişti. Bursa için büyük bir şanstı, ama bu ilgi (bugüne varıncaya) en az altmış yıl ertelendi. Bu süre içinde Nâzım karşıtlığı, gerici, tutucu ideoloji boş durmadı; oluşan Bursa-Nâzım kültürünü ve bilincini unutturabilmek için elinden geleni yaptı. Yetinmedi, üstüne üstlük; Nâzım’ın yaşamının beşte birini içinde geçirdiği cezaevini yerle bir etti. Dahası da var. 2002 yılında Bursa Barosu’nun aldığı iki maddelik (bir caddeye adının verilmesi ve bir alana heykelinin dikilmesi), alçakgönüllü kararlarını da, Ankara’dan açtırdığı bir geceyarısı telefonuyla uygulatmadı.(s.177) Daha sonra Türkiye PEN’inin “Nâzım Şiirleri Etkinliği” ve Bursa Yazın ve Sanat Derneği (BUYAZ)’nin “Yedi Dilde Nâzım Etkinliği” gerçekleştirildi. (s.179) Güney Özkılınç’ın isim babalığını yaptığı, bu yapıtında da başlık olarak vererek aslında çok önemli bir katkı sunduğu(s.179), ama içerik olarak unuttuğu önemli bir Bursa kampanyasını da yeri gelmişken eklemeliyim: Bursa Yazın ve Sanat Derneği’nin, 2008 Kasım Genel Kurulu’nda aldığı bir kararla başlattığı ve otuz kadar demokratik kitle örgütünün desteklediği “Nâzım’a Bursa’da Yer Açın!” başlıklı kampanyadır bu. Kampanya yeni etkinliklerle, oluşumlarla sürümektedir. Son olarak Nilüfer Belediyesi’nin kampanyaya “Nâzım Ormanı”, “Nâzım Odası” ve “Nâzım Şiirleri Etkinliği”yle daha anlamlı katkı vereceği muştusunu aldık. Ayrıca, Bursa 8. Kitap Fuar’ında, Edebiyatçılar Derneği’yle Bursa Yazın ve Sanat Derneği’nin ortaklaşa düzenlediği “Nâzım’a Bursa’da Yer Açın!” başlıklı etkinlik var ve bu şimdilik kampanyanın son halkası olarak tarihteki yerini alıyor. Bu adımların her biri çok önemli. Çünkü kampanya gerekçesinde belirtildiği gibi; Bursa’nın, “Dünya Şiirinin Ziyaretgâhı” haline gelmesi Bursa için olduğu kadar ülkemiz ve insanlık için de onur kaynağı olacaktır. Dünya’nın altmış yıl önce Nâzım’a çevirdiği o saygın bakış yeniden Bursa’ya çevrilebilir. Nasıl mı? Bursa’nın altmış yıldır yaşayageldiği iki karayazgısını tersine döndürerek… Bu iki karayazgıdan biri Nâzım’ın yıllarını verdiği Bursa Cezaevi, diğeri de yargılandığı Bursa Adliyesiyle ilgilidir. Şöyle ki: Şimdilerde cezaevinin yerini, yine cezaevine benzeyen mimarisiyle Bursa Adliye Sarayı, yargılandığı adliyenin yerini de Bursa Kent Müzesi almıştır. Güney Özkılınç’ın kitabının ikinci ve hatta üçüncü önermeleri de bu iki unsur içinde saklı. Şu söylenebilir: Bir, adliye sarayı yıkılmalı (ki zaten Belediyece yıkılmak istendiği duyuluyor), yerine Nazım’ın yattığı cezaevinin aslı (taşları herneredeyse bulunup getirilerek) yeniden inşa edilmeli; iki, Bursa Kent Müzesi’nde Nâzım’a önemli bir bölüm ayrılmalı, o bölüme adı verilmeli, giriş kapısına da “Nâzım Hikmet ziyaretçin vaaar!”(s.175) diye yazılmalıdır. Güney Özkılınç’ın “Nâzım’ın Bursa Yılları” adlı yapıtı çok daha büyük bir kampanyanın, “Yalnızca Bursa, ’da değil, Türkiye’de, hatta dünyada Nâzım’a yer açın!” kampanyasının başlangıcı olsun diliyorum.

§ NÂZIM’IN BURSA YILLARI, Güney Özkılınç, anı-biyografi, Evrensel Basım Yayın, 2010, 184 sayfa.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 69
Toplam yorum
: 17
Toplam mesaj
: 5
Ort. okunma sayısı
: 530
Kayıt tarihi
: 11.03.10
 
 

1954 yılında Kars’ın Arpaçay ilçesine bağlı Bardaklı köyünde doğdu. Türkiye’nin çeşitli yörel..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster