Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Nisan '12

 
Kategori
Kent Yaşamı
Okunma Sayısı
1437
 

Ne ‘Lustral’ ne de ‘Prozac’, sadece birazcık “G. Perec”

Ne ‘Lustral’ ne de ‘Prozac’, sadece birazcık “G. Perec”
 

Sağduyu, vicdan, iyi niyet, özveri, dürüstlük hatta yurtseverlik gibi temel değerlerimizin, köşe dönmecilik, kurnazlık, sırf kendi işini bilmek, sırf kişisel çıkarını kollamak gibi değerlerle yer değiştirdiği, hatta insanı insan yapan değerlerin, ‘Vatan, millet, Sakarya’ diye ti'ye alındığı, kahramanlığın ve fedakârlığın ‘Niyazilik’ tanımlamasıyla küçümsendiği günlerdeyiz ve bu durumu artık oldukça kanıksadık bile!

Kişisel çıkarların, vicdanların önüne geçmesinin erdem sanıldığı zamanlardayız maalesef. Bu yüzden ruhumuz öyle derin kuyularda ki; Ne geniş mega-kent bulvarları, ne dağlar, ne yüksekler, ne de kıyılar nefesimizi daraltan bu durumu bir türlü kes(e)miyor.

İnsanların zamanlarının çoğunda yönlendirilmiş kişisel çıkar kümeleri etrafında civa taneleri gibi yapayalnız yuvarlandıkları, yalnız hissettikleri... Bir araya gelmelerin, sivil toplum hareketi denilen oluşumların bile bu bireysel hedeflere topluca -önce göz, ardından da- el koyma girişimlerinden başka bir anlam taşımadığı, toplum yararını ön planda tutan bir neslin nefesinin daraldığı zor günlerdeyiz.

Diğer taraftan insanın doğasında gizli olan iyilik, yardımseverlik, dayanışma ve paylaşma duyguları ile buna dayalı refleksleri aslında son derece temel, saygın, korunması ve destek görmesi gereken eylemlerdir. Yüzyıllardır yaşadığımız bu coğrafyanın evladı, tarihin derinliklerinden çağlar boyu bize seslenen ünlü felsefi deha Mevlana’nın da belirttiği gibi “…İnsanın bakır yaratılışını altına dönüştürmesi…” mücadelesinin de üzerinde yükseldiği zemindir bu! Birlikte, bir arada olarak kendini de geliştirme, hayatı başarma, yaratma ve mutlu kılma arzusu…

Fakat bu duyguyu aynı zorlu yolda ilerleyenleri itip kakarak, çelmeleyerek ya da ayaklarına, omuzlarına basarak gayri ahlaki bir tarzda (“insanın altın oluşumunu bakıra dönüştürerek”) yaşayarak eyleme koymak var… Bir de bilginin, iyilik, dayanışma, paylaşma ve yardımlaşmanın güçlü ışığı altında, çalışa çalışa, direne direne, kendi iç savaşını vere vere  onurlu bir şekilde yapmak var.

Bu genel manzaranın gündelik kent hayatına yansıyan, kamusal alanlardaki, basit, temel görünümlerini; trafikte apansız ve tehlikeli hareketlere maruz kalarak... Gürültülü ve hareketli ofis ortamlarında, aralarındaki –adı konulmamış- amansız rekabet ve sataşmaların uğultusunda, günlük kelime hazinesi elli-altmışı geçmeyen insanların boş konuşmaları arasında kalarak… Bankamatikten para çekerken -sanki evinde bilgisayarı ile oynuyormuşçasına- dakikalarca oyalananları sıkıntıyla bekleyerek, ortak kullanım araçlarına ya da mekânlarına girerken omuz atıp öne geçip girenlerin karanlık gölgeleriyle ( ki çoğunluğu da maalesef -sözde- kent sakini)  hafta içi bunalıp sıkılarak -sizler gibi ben de- hafta boyunca bir kez daha yaşadım.  Bu nedenle sıkıntılı bir ruh haline büründüğüm anlar oldu... Ve G. Perec yetişti yardımıma…

George Perec" adını duyardım ama ünlü eseri "Yaşam Kullanma Kılavuzu” nu apansız bir yanılsamayla -"Sırlar/Secret" türü- sabun köpüğü kitaplardan biri sanır, uzak dururdum (1). Değerli bir arkadaş sayesinde, ondan alıntılar okuyunca araştırma ihtiyacı duydum (2) . Hem son derece ilginç yaşam öyküsü, hem de yazıp/çizdikleri, idealleri ve hayata dair eleştirileri bana çok yakın ve anlamlı göründü. Ayrıca, edebiyat-matematik ilişkisine, dil oyunlarına verdiği özel önem, bu konudaki çalışma ve denemeleri de son derece dikkate değer… 

İşte, 46 yaşında, o amansız hastalığa yenik düşerek hayata veda eden romancı, film yapımcısı, belgeselci ve araştırmacı yazarın henüz 29 yaşında iken, 1965’te ‘Prix Renaudolt Ödülü’nü alarak edebiyat dünyasına güçlü bir giriş yaptığı ‘Şeyler’ (‘Les Choses’)den bir alıntı: (3)

“…Daireleri pek seyrek düzenli olacaktı. Ama düzensizliğinin bile çok büyük çekiciliği bulunacaktı. Bunu dert etmeyeceklerdi; yaşayacaklardı orada. Çevrenin konforu onlara kazanılmış bir olgu, temel veri, doğalarının bir hali gibi gelecekti. Dikkatleri, ilgileri başka yerde, açtıkları kitapta, yazacakları metinde, dinleyecekleri plakta, her gün yeniden başlayan karşılıklı konuşmalarında olacaktı. Sinirlenmeden, acele etmeden, suratlarını buruşturmadan uzun zaman çalışacaklardı. Ardından da akşam yemeğini yiyecekler ya da akşam yemeği için dışarı çıkacaklardı; arkadaşlarıyla bir araya gelecekler, birlikte gezeceklerdi.

Zaman zaman, kitaplarla dolu bu duvarların, tümüyle eve uydurulmuş, öyle ki sonunda kendi kullanımları için yaratıldıklarına inandıkları bu eşyaların, bu güzel, yalın, tatlı, ışık saçan nesnelerin arasında tüm bir yaşam uyum içinde geçebilirmiş gibi gelecekti onlara. Yine de buraya zincirle bağlı gibi hissetmeyeceklerdi kendilerini; bazı günler serüvene gideceklerdi. Hiçbir tasarı olanaksız gelmeyecekti onlara. Ne hınç, ne acı, ne de çekememezlik duyacaklardı. Çünkü olanakları ve arzuları her zaman, her noktada uyuşacaktı. Bu dengeye mutluluk adını verecekler ve özgürlükleriyle, sağduyularıyla, kültürleriyle, ortak yaşamlarının her anında onu keşfetmesini, korumasını bileceklerdi.

Zengin olmayı isterlerdi. Zengin olmayı bileceklerini sanıyorlardı. Zengin insanlar gibi giyinmeyi, gülümsemeyi, bakmayı bileceklerdi. Gerekli inceliklere, ölçülülüğe sahip olacaklardı. Zenginliklerini unutacaklardı, bileceklerdi zenginlikleriyle gösteriş yapmamayı. Övünmeyeceklerdi bununla. Soluyacaklardı zenginliği. Zevkleri yoğun olacaktı. Zevk alacaklardı yürümekten, gezmekten, seçmekten, değerlendirmekten. Yaşamaktan zevk alacaklardı. Bir yaşama sanatı olacaktı yaşamları… Bu işler hiç de kolay değildir oysa…”.(4)

Oldukça iyi geliyor değil mi?

Aradan bir süre geçip de arkamızı dönüp baktığımızda çoğunun anlamsız, biteviye, amaçsız ve sıkıntı odağı olduğunu farkettiğimiz mega-kent koşuşturmaları karşısında meşhur anti-depresanlardan ne Lustral ne de Prozac diyorum ki iyi gelen sadece birkaç sayfa G.Perec! 

İ.Ersin K.

15 Nisan 2012, Ankara

Blog/ Notlar:

(1) Bir de Enis Batur’un “Georges Perec'i kullanma kılavuzu” adlı eseri var ki; derin/ derya konuların yazı(n) erbabı Enis Batur sayesinde bu aymazlığımdan çok daha önceleri ayılmam gerekirdi!

(2) O değerli, Mülkiyeli, edebiyat ve sinemasever genç arkadaşa, Selin Hakkani’ye teşekkürlerimle.

 (3) Yazarın öz yaşam öyküsü ve eserleri için bkz. http://www.biyografi.info/kisi/georges-perec 

(4) Georges Perec, ‘Şeyler’, Metis Yayınları, İst. 2007, 112 sayfa. Çev. Sevgi Tamgüç.

(*) Bloğuma yönelik Facebook'taki "beğen"ileri için Muhammet Kalkan, Berk Erman, Zafer Bitti ve ibrahim Tiftikçi'ye - 'Facebook' üyesi olmadığım için- buradan teşekkürlerimle... 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Okyanustan seçilen ve bir kuyum ustasının elinde itina ile işlenen değerli taşlar gibi seçkin kelimelerle hayat bulan bloğunuz, yaşamın girintilerini, çıkıntılarını, abazalıklarını öyle güzel açık etmiş ki, kaçamamış hiç bir çirkinlik ya da güzellik. Elinize, kolunuza, bilincinize sağlık. Saygılar

Ayrıntıda gezinmek 
 01.06.2012 11:21
Cevap :
Çoğu denetim alanımızın dışında kalan dış dünyanın sürprizleri, duyarsızlıkları ve acımasızlıklarıyla iç dünyalarımızın narin ve derin duyarlılığı arasındaki yüklü gerilim," Uçuruma yuvarlanmadan ne kadar dayanabilirim" meselesi -daraltılan özgür yaşam alanları da hesaba katılınca-"sözcük" işliğine daha bir yüklenmeye yöneltiyor insanı. Bunu siz de -değerli bloglara imza atan bir yazarımız olarak- çok iyi bilirsiniz. Bu türden hislerle bazen -naçizane- değerli övgülerinize mazhar olabilecek bloglar da çıkıyor ortaya. Sonrasında da gizli-saklı kalmasın, gençlerimize, çocuklarımıza bir parça da olsa yol göstersin isteği de ağır basıyor. Bu -oldukça- nezih ve nitelikli yazı ortamımızın sevilen ve okunan bir yazarı olarak sizden gelen bu değerli "övgü"yü de o sözcüklerimizin yanına koyduk. Yürekten teşekkürler, dost selamlarımla...   01.06.2012 12:17
 

Sayenizde, Perec'le ve E. Batur'un sözünü ettiğiniz kitabıyla tanışacağım galiba. "Bu ülkede yaşarken ne denesek nafile" noktasına gelmemize karşın, salt siz önerdiğiniz için okumaya çalışacağım. Çünkü şu sıralar, okuma edimi de işe yaramaz halde. Kişisel sorunlarınızın altından kalksanız, kıyıya bucağa da kaçsanız, dahası ülke dışına bile çıksanız, bu topraklar beyninizle birlikte gidiyor her yere. Ya da bazı insanlarda böyle oluyor, diyelim. Haydi bir de Perec'i deneyelim... Selamlar, sevgiler...

Vildan Sevil 
 22.04.2012 7:53
Cevap :
Yorumunuzda belirttiğiniz duygusal ve düşünsel dalgalanmaları bire bir hisseden biri olarak söylediklerinize aynen katılıyorum değerli Vildan Hanım. "Sözün bittiği yer"e mi yaklaşmaktayız yine... Ama yazılı olan sözleri (okumalar) hiç bitmez, bitmemeli de! Konuşmalar, yazmalar bitse bile... Selamlar, sevgiler...   24.04.2012 12:24
 

Tarzlarınız birbirine benziyor, değerli dostum :) Benzer, benzeri bulurmuş... Kalemine sağlık :)

Emine Supçin 
 17.04.2012 19:10
Cevap :
"Tarz" ortak paydası ile G.Perec'i kastediyorsan, bu yaşıma başıma rağmen oldukça amatör sularda seyretsem de, bunu değerli bir iltifat olarak kabul ederim. Oldukça da geç buluştuk maalesef :) İçten teşekkürlerim ve dost selamlarımla...  17.04.2012 21:42
 

Merhaba ERSİN Bey, öyle güzel şeyler okuyorsun, düşünüyorsun, yazıyorsun, bizlere de güzelce sunuyorsun ki sağ olasın. İlaçların tek başına çare olmadığını mesleğimden gözlemlediğim kadarıyla biliyorum...İnsan önce candan iyileşmeyi istemeli. Uyuşturmamalı beynini. Ayakları yere basmalı... Hayatın, sanatın herhangi bi dalınla ilgilenmeli, güzelce sarhoş olmalı...Senin de attığın başlıkla aynı yöndeyiz.... Önerdiğin kitabı; " alıp okuyacaklarım" listeme aldım...Tekrar çok teşekkürler AYDINLIK BEYNİNE, İNCE KALBİNE ...İnsanca sevgi selamlarımla ....

Nil ALAZ 
 17.04.2012 8:03
Cevap :
Değerli ve daimi ilgin, onur, şevk ve güç veren sözlerin için içten teşekkürler sevgideğer Nil! Evet, insanın iç isteği, öz arzuları her türden sağaltım için çok önemli. Her şey gelip buna dayanmakta! "öz-sağaltım"a... Bilim, sanat ve din üçlüsü -günlük biteviye uğraşılar dışında- insanı ayakta tutan üç temel sütun! Özellikle de, Maslow'un ünlü "İhtiyaçlar Hiyerarşisi"nin en üst -'öz gerçekleştirim'- aşamasındaki insanlar için... Bu aşamada özellikle ilk iki sütun çok daha belirgin bir önem taşımakta! Sevgiler ve dost selamlarımla...  17.04.2012 12:18
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 356
Toplam yorum
: 3314
Toplam mesaj
: 251
Ort. okunma sayısı
: 2347
Kayıt tarihi
: 05.10.07
 
 

Samsun/Ladik doğumluyum. Çocukluğum ve ilk gençlik yıllarım babamın görevi gereği ülkemizin Orta ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster