Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Temmuz '06

 
Kategori
Beslenme / Diyet
Okunma Sayısı
1203
 

Ne yiyoruz?

Ne yiyoruz?
 

Artan kanserler, kalp hastalıkları daha niceleri, hele ellerimizden kayıp giden incecik fidanlar çocuklarımız. Nede çoklar artık. Nede çok duyar olduk lösemiyi... peki neden?

Yanıt kısa ve öz tarladan soframıza gelen gıda ve çevre kirliliği. Hal böyle olunca gıdayı çevreden, topraktan ve temiz sudan ayrı düşünemeyiz. Yoksa sorunu da çözemeyiz. O nedenle soruna bütünlüklü bakıp kalıcı çözümler üretmeliyiz. Sorun sadece bizim değil tüm dünyanı sorunu. Hatta biz bu konuda ABD ve Avrupa Birliğinden şanslı bile sayılabiliriz. En azından topraklarımız ve sularımız o kadarda kimyasal kirliliğe maruz değil. Tabiki süreci durdurabilirsek yani kirletmeye devam etmezsek.

Hayatımıza eskisi gibi devam edeceğiz. Var olan gıdaları tüketeceğiz. Panik yapmayacağız, kuş gribinde olduğu gibi. (O işten birileri nemalandı biz yine ürünleri bir şekilde tükettik.) Amaç panik yaratmak değil. Yada soframızdaki her gıdaya kuşkuyla yaklaşmak değil elbette. Bu süreçlerdeki hataları ve hataların düzeltilmesine yönelik bir bilinçlendirme, kamuoyu oluşturma ve çözüm önerileri geliştirmektir. Kaldı ki diğer ülkelerde aynı sorunlar farklı boyutlarda vardır. Fakat üretimden tüketime kadar olan sürecin kontrolü gerekmektedir.

Peki soframıza gelen gıdalar ne kadar güvenli ülkemizde?

Antibiyotikli tavuk, et-süt’ ten başlasam, yoksa hormonlu gıdalardanmı, ilaç kalıntılı gıdalarmı, aşırı gübreli meyve sebzelerdenmi GDO’lu (genetik olarak değiştirilmiş ornanizma veya genetiği değiştirilmiş ürünler diyebiliriz) , yada televizyon kanallarında gözümüze sokulan pislik içindeki, haşere ve farelerin cirit attığı mekanlardan sofraya gelen ürünlerimi, dahada olmadı soğuk zinciri bozulmuş dondurulmuş gıdalardanmı bahsetsem önce...

Yukarıda saydığım tüm sorunlar kimi zaman gazetelerde, kimi zaman televizyonda yada internetten her gün artık rutin haline gelmiş sorunlar olarak durmaktadır. Sorunların üretici boyutu var, depolama, işleme, dağıtım ve pazarlama aşamaları vardır. Her aşamada farkılı sorunlar vardır. Tabiki bu aşamaları denetleyen kurumlar vardır. Peki neden ve ne yapmalıyız? Günlük çözümlerle bu sorunlar aşılabilirmi. Peki açmı kalacağız. Yada ne yapmalıyız tüketici olarak.
Evet ne yapmalıyız tüketici olarak.

Öncelikle alış veriş yaptığımız mekanın koşullarına bakmak lazım. Yani en son ürünü aldığımız ve ürünü almakla yüz yüze olduğumuz alışveriş mekanından başlayabiliriz. (Zincirin en kolay çözülecek halkası)

1-işletme temizmi , haşere ve kemirgenlere karşı periyodik olarak sağlık bakanlığından ruhsatlı bir firmadan hizmet alıyormu ? temizlik konusunda gözlem yapabilirsiniz. Haşere ve kemirgen kontrolü konusunda hizmet veren pest-kontrol firmasının duvarda asılı belgesi olmalı. Ayrıca konuyla ilgili raporları isteyebilirsiniz.

2-Satılan gıda ürünlerin üretim izni olup olmadığını bakmalısınız. (Tarım bakanlığınca verilmektedir bu izin.) izin onayının etiketlerde bulunması zorunludur.

3-Etiket bilgilerine analiz raporları eklenebilir. Kullanılan antibiyotikler, tarım ilaçları ve hormonlarla ve GDO’lu olup olmadığına dair ilgili bilgiler istenebilir. Ancak bu konuda yasal bir düzenleme yok. Bu konuda tüketici dernekleri veya biz tüketiciler bu konuda taleplerimizi yetkili kurumlara iletmeliyiz. Şimdilik bu hususta yapacağımız bir şey bulunmuyor .

4-Hormonsuz ve organik yazan etiketleri gördüğünüzde mutlaka belgesini isteyiniz. Gösteremiyorsa yasal suç oluşturmaktadır. Tarım il Müdürlüklerine şikayette bulunabilirsiniz.

5-Tüketici derneklerinin zaman zaman denetim yapmaları ürünlerle ilgili üretim izinleri ve verilen izinlerin doğrulanması konusunda (koşulları uymadığı halde izin alan yerlerin olup olmadığı, yani kriterlere uygunluklar denetlenebilir) yapabileceği çok katkılar olabilir.

GDO’lu ürünlerle ilgili olarak kısa bir not: GDO’lu ürünlerin sağlığımız üzerindeki sonuçları kesin olarak bilinmiyor. ABD’de 3 yaşın altındaki çocukların GDO’lu ürünlerle beslenmeleri yasak.!!! Biz neden çocuklarımıza yedirelim. Ülkemize ne kadar GDO’lu ürün girmiş bilen yok. Dahada önemlisi GDO’lu ürünleri tespit edecek laboratuvarımız yok. Soya ve mısır en fazla üretilen GDO’lu üründür. Mısır şurubu, şekerleme, gazlı içecek, pasta, biskivü, reçel vb. Bir çok üründe kullanılmaktadır. Ülkemizde kullanılan mısırın büyük bölümü yurtdışı kaynaklıdır. Ne kadarı GDO’lu bilinmiyor. (bu konuya ilgili sivil toplum kuruluşları özellikle ilgi göstermeli) en fazla üretim yapan 4 ülke, ABD, Arjantin, Kanada, Çin.

Yukarıda sorunlar sırasıyla irdelenecek ve birlikte çözüm önerileri üzerinde duracağız. Hepinize sağlıklı ve mutlu bir yaşam diliyorum.

Ürün bazında transgenetik bitki ekilişleri. 2002 yılı
Kaynak:TAGEM (genetik olarak değiştirilmiş organizmalar ve biogüvenlik)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 147
Toplam yorum
: 383
Toplam mesaj
: 116
Ort. okunma sayısı
: 2638
Kayıt tarihi
: 01.07.06
 
 

Ziraat mühendisi ve iktisatçıyım. yatırım danışmanlığı ve kişisel gelişim konularında  Simurg Con..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster