Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Kasım '15

 
Kategori
Engelli Eğitimi
Okunma Sayısı
82
 

Neden, kendimden utandım? (2)

Bu bölümün eğitim dili İngilizce’dir. Bu durum karşısında Halis başlangıçta korkar. Çünkü çok çok çalışmalıdır. Halis bunları göze alır ve tüm cesaretiyle bu bölümü yazar. Böylece altı çocuklu bir ailenin kör ve okuyan tek çocuğu olur. Halis’e göre hayat görmekten ibaret değildir, görmek çok şeydir ama her şey değildir. Kayıt için gerekli evraklar hazırlanır. Babası ve arkadaşı Emrullah ile üniversitenin Bebek sahilindeki kapısından girerler. Tüm işlemler tamamdır artık. Halis Boğaziçi’lidir. Daha sonra kampüsteki yurtta 3 kişilik bir odaya yerleşir. Oda arkadaşları Murat ve Hakan’dır. Murat da görme engellidir. Mütercim tercümanlığı okur. Hakan ise bilgisayar mühendisliği okur. Murat bir yıl önce üniversiteye gelir, hazırlıkta okutulan kitapları kabartma yazıya çevirmek üzere İngiltere’ye gönderir. Kitaplar gelince Murat büyük bir sürprizle karşılaşır. Çünkü, bir sonraki yıl kitaplar değişir. Bu olay karşısında hayal kırıklığı yaşar ama nihayetinde  öyle ya da böyle okula devam eder.
 
Hazırlık okuyan tüm öğrenciler seviye sınavına girer ve gruplara ayrılırlar. Halis hiç bilmeyenler grubuna girer. Bu yüzden çok çalışmalıdır. Burada her şey İngilzce’dir. İngilizce okunur, İngilizce yazılır, İngilizce düşünülür. Sınıfları 20 kişiliktir. Sınıfta her düşünceden insan mevcuttur. Hocalar ise kimseyi dünya görüşü  ile değerlendirmez. Halis bu duruma çok sevinir. Çünkü herkes düşüncelerini istediği şekilde belirtebilmelidir. Halis derslerde not alamaz. Bu yüzden bir süre sonra kendince bir yöntem geliştirir: Halis sınıfta en iyi not tutan kişiye teybi verir, kişi o gün teybi doldurur, ertesi gün onu Halis’e getirir. Halis bir gün gecikmeli olarak derslerine devam eder. Hazırlık sınıfında en çok sevdiği arkadaşı Ahmet’tir. Ahmet Azeri asıllıdır. Ahmet, Halis’in hareket alanını kısıtlamaz, yapabileceği şeyleri yapması için ona fırsatlar verir. Bu çok az insanda bulunan bir özelliktir.
 
Boğaziçi diğer üniversitelere nazaran görme engellilere birçok imkanlar sunar. Onlar için komisyon vardır. Her görme engellinin bir öğrenci yardımcısı vardır. Bu asistanlar her gün görmeyenlere bir saat kitap okurlar. Ama tüm bunlar yeterli değildir. Halis çoğu kez başkalarından da yardım ister. Ama Halis’e göre, insanları sıkmamak gerekir. Ona göre insanların işi olabilir ya da insanlar kitap okumak istemeyebilirler. Halis’e göre burada  görmeyenlere de iş düşer. Görmeyenler temiz, titiz olmalı; sempatik, atik ve rahat ilişki kurabilen kişilikte olmalı; pratik zeka, sağlam bir mantık ve güçlü bir hafızası olmalı; okuyanın psikolojisini anlamalı, onu sıkmamalıdır.
 
Üniversitede, görmeyenler için kütüphanede ayrı bir bölüm mevcuttur. Onların kitapları kabartma yazıyla yazılıdır. Kütüphanede kasetler vardır, bunlar gönüllü insanlarca doldurulur. Burada İngilizce sözlükler İngilizce-İngilizce‘dir. Herkesin İngilizce bildiği düşünülerek hazırlanmıştır. Halis bilemediği kelimelere rastlayınca, uzun bir uğraştan sonra sözlükten anlamını bulur. Bulmak Halis için zordur ama bu şekilde kendi problemini kendisi çözer. Görmeyenler  burada toplanır, burada derslerine çalışırlar. Yardımcıları ve gönüllüler burada onlara kitaplar okur. Halis ders içi ve ders dışı etkinliklere de katılır. Mesela, Hazırlığın son günlerinde Norveç’te her yıl düzenlenen “Dünya özürlüler Kampı” na Türkiye’yi temsil etmek üzere Halis seçilir. Boğaziçi’den Emine isimli bir görme engelliyle birlikte  giderler. Gidecekleri gün uçağa binerler ve herkes etrafı seyrederken, onlar da uçağın konforundan bahsederler. Herkes ulaşabildiği şeyleri konuşur tabi… Uçakta uçarken saatlerini bir saat geri alırlar. Çünkü burası Kopenghag’dır.
 
Orada bir görevli onlarla ilgilenir. Daha sonra vakit gelince uçağa binip Norveç’e varırlar. Orada onları kamp görevlisi karşılar. Farklı ülkelerden gelenlerle dört saatlik yolculukla kamp yerine giderler. Bunun için otobüsle yolculuk yapılır. Otobüste sandviç dağıtılır ama içinde domuz eti olduğunu gören Halis şok olur. Hatta bu yüzden geldiği için pişmanlık bile duyar. Oraya varıp odaya yerleştikten sonra odada bir Japon bir de Polonyalı iki kişiyle kalacağını öğrenir. Polonyalı pek İngilizce bilmediği için  onunla çok da iletişimi ilerletemez ama Japon ile çok samimi olurlar. Japon olan İngilizce öğretmenidir.
 
Herkes  ülkesi ile ilgili aklına geleni birbirine sorar. Halis kısa bir sohbetten sonra namaz kılar. Japon arkadaş namaz esnasında çıkan seslerin ne olduğunu Halis’e sorar. Halis bunun, kendi ibadetleri olduğunu anlatır. Ardından Japon da bir köşeye çekilip kendi meditasyonunu yapar. Böylece on beş günü karşılıklı anlayış içinde geçirirler. Kamptaki herkes birlikte bol bol vakit geçirir, çeşitli etkinliklerde yer alır. Bu etkinliklerin dışında konuşulur. Halis konuşma sırasında dini ile ilgili sorulan sorulara cevap verir, karşıdakine İngilizce dini kitaplar verir. Halis böylece Müslümanlık görevi olan “cihat”ı yapar. Evet Halis kördür ama körler de Allah’ın emirlerini yerine getirmekle yükümlüdür.
 
En çok yemekte çıkan et Halis’i sıkar. Etli yemeğin olduğu günlerde gider aşçılara sorar, inek eti olduğunu öğrenince yemeği yer. Zaten Norveç’te oldukları için balık çoğunlukta tüketilir. Bunların dışında Japon arkadaşıyla sohbeti ilerletirler. Hatta uzun yıllar arkadaşı Halis’e yılbaşı kartları gönderir. Nihayet kamp biter. Halis tüm olumsuzlukları unutup, birçok insanla tanışma imkanına burada sahip olduğu için evine mutlu döner.
 
Nihayet bölümüne başlayan Halis derslerinden arta kalan zamanlarda hem ekonomisine katkıda bulunmak hem de farklı bir uğraşla ilgilenmek niyetiyle işportacılık yapmaya başlar. Aslında bunun yapmasının asıl sebebi hayatı tanımak ve yeni tecrübeler elde etmektir. İlk olarak sabun satmakla işe başlar. Zamanla bu iş maddi kazançtan başka bir şey getirmiyor gerekçesiyle, Halis dini kitaplar satmaya başlar. Bunun için tanıdığı bir yayınevi ile görüşür. Buradakiler önce razı olmazlar ama sonuçta kaybedecekleri bir şey yoktur. Bu yüzden teklifi kabul ederler. Halis işe başlar ve en kısa zamanda pazarlama servisinin en hızlı elemanı olur. İyi niyetiyle ürünleri maliyetinin altındaki fiyata satar ama bu durum çevresini olumsuz etkiler. Bu yüzden Halis daha sonra bundan vazgeçer. İşini yaptığı sırada birçok insanın önyargısıyla, dilenci muamelesi görür. Bu durum Halis’in hoşuna hiç gitmez. Bunların dışında ona çok iyi davrananlar da olur. Halis zamanla bu işten sıkılır. Çünkü ona göre maddi kazançlar manevi kazançları bastırmaya başlar. Bu yorucu ve sıkıntılı geçen pazarlamacılık Halis’e çok şey katar. Halis artık olmadık şeylere moralini bozmaz, insanlarla eskisinden daha rahat iletişim kurar. Kendini bir yöntemle ifade edemezse, hemen farklı bir yöntemle ifade etmeye çalışır. Ayrıca sabrı, mücadeleyi ve en önemlisi de ümit kırıklığının insanın hayatında olmaması gerektiğini öğrenir.
 
Halis, kör dernekleriyle iletişime orta okulda girer. O dönemlerde bu dernekler öğrencilere burs verir, öğrencilerin karton, boş kaset ve baston ihtiyaçlarını karşılar. Üniversitedeyken Halis Himaye Derneği’nin  yönetimine davet edilir. Halis bunu biraz tereddütten sonra kabul eder. Önce sayman yardımcılığı sonra istihdam sekreterliği yapar. Bu işten sonra Halis çoğu işverenin görmeyenlere karşı önyargılı yaklaşımını dile getirir. Bu dernek topluma görme engellileri tanıtmak için “Vurgu” adında bir dergi de çıkarır. 1985-1995 yıllarında Türkiye’deki Kör Dernekleri arasında kutuplaşmalar olur. Boğaziçililer hareketi ortamı az da olsa yumuşatır, ancak sorunu tamamen çözemez.
 
Tüm bunların dışında Halis dini yükümlülüklerini yerine getirme görevinin bilincindedir. Bu sebeple birçok faaliyet gösterir. Halis’e göre Kur’an, tabiri caizse bir kullanım kılavuzudur. Kör de olsa, o kişi  Kur’an okumayı öğrenmelidir. Kur’an’da geçen bir ayete göre engelli kişi, eğer engeli üst düzeyde değilse Allah’ın emir ve yasaklarından sorumludur. İşte bu bilinçle on görme engelli Laleli İlim Yayma Vakfı’nda toplanırlar. Herkes Kur’an okumayı öğrenmek ister. Bu arkadaşlar bu vakıftan bir istekte bulunurlar. Vakıf da onların isteklerini yapar ve onlar için Pakistan’dan kabartmalı Kur’an getirtir. Kur’an’lar kısa bir süre sonra taşınması kolay olsun diye altı cilt halinde getirilir. İki arkadaşın yardımıyla herkes Kur’an’ı kısa bir süre içinde öğrenir. Halis “Kur’an’ı öğrenen, zekatını vermeli başkalarına öğretmelidir,” der.
 
Halis arkadaşlarıyla körler için çalışmalar yapar: “Kur’an öğreniyorum” kasedini bu amaçla Lokman ve Doğan ile çıkarır. Metinler yazarlar, metinler tiyatro tarzında ve herkesin anlayacağı şekildedir. Metinleri yazıp kasede kaydederler. Çalışmalar sonucu kasedi doldururlar. Daha sonra bu kasede müzik de eklenerek kasetler çoğaltılır. Daha sonra bunu kitapçık haline getirirler. Zamanla burs devam etse de katılım pek yoktur. Daha çok kişiye ulaşmak için Kur’an kabartma kursunun resmiyet kazanması gereklidir. Bunun için çalışmalar yapılır. Antalya’da müftülükle yapılan görüşmeden sonra ilk resmi kabartma Kur’an kursu orada açılır. Halis de orada görev yapar. Finalleri biten Halis hemen gidip ders verir. Öyle ki bazı hocalar uzun yıllar ailelerini görmeye gitmez, yazları bu kurslarda geçirirler. Bu kurslar sonraları başka illerde de düzenlenir. Kurslar yalnızca erkeklerle kalmaz, kızlar için de açılır. 2000 yılında Azeri görmeyenlere ders vermek için Azerbaycan’a da gidilir. Ayrıca bu kurslarla büyüyen bir imam hatipli kız öğrenci Düzce Müftülüğü’ne talepte bulunur. 2002 yılının Ekim ayında görmeyenlere yönelik kurs açılır.
 
Beyazay, 1992 yılında kurulan bir dernektir. Diğer derneklerden farkı engellilere dini yükümlülükleri anlatmak gerektiğini düşünen yedi öğrenci tarafından kurulmasıdır. Kurucular Laleli kabartma Kur’an öğrencileridir. Ancak öğrenciler dernek kuramadıklarından tüzük hazırlanır ve yedi kişi bulunup onlara imzalatılır. Hayırsever birinin ecza deposu olarak kullandığı yer onların yeni mekanı olur. Beyazay faaliyetlerine ilk olarak  bilgisayar eğitimi ile başlar. Bu sayede Beyazay kısa sürede adını duyurur. İkinci olarak Kur’an kabartma işi de Beyazay’a verilir. Türkiye’de pek olmayan kabartma Kur’an önceleri yurtdışından getirilir. Üçüncü olarak da burada üniversite sınavına yönelik kurslar düzenlenir. Bu ilklerin dışında ilkokul, ortaokul ve liseyi dışardan bitirme kursları verilir; birçok kişi diploma sahibi olur.
 
Bunların dışında da kurslar verilir; İngilizce, bağımsız hareket, örme, santral operatörlüğü gibi… Bir de bu dernek dergi çıkarır. Ama bu dergi diğer dergilerden farklıdır. Bu dergi sesli dergidir. Dergideki yazılar kasede okunur. Bunun dışında ‘Adım’ dergisi de çıkarır. Halis Beyazay’da birçok faaliyette yer alır. Zamanla Beyazay’a işitme engelliler de katılır. Üniversitede iki yıl Sosyoloji okuyan Halis ilk tercihi olan Psikolojiye transfer olmaya karar verir. Ona göre Psikoloji daha çok iş, imkanına sahiptir. Bu transfer olayı şöyledir: Öğrenciler aile ve çevrenin baskısıyla başladıkları bölümü beğenmeyip istediği bölüme geçme hakkına sahip olur. İki bölüm arasındaki farklı derslerden dolayı Halis’in okulu bir dönem uzar. Bu zaman zarfında kalacak bir yer bulması gerekir. Ayrıca baba parası da ona yetmez. Bu yüzden Halis çalışmaya karar verir. İş aramaya  yakın çevresinden başlasa da pek bir sonuç alamaz. O zamanki adıyla İş ve İşçi Bulma Kurumuna kaydolur.
 
Bu kurumun verdiği birçok adrese başvurur ama olumlu bir sonuç alamaz. Ayrıca Halis’e, telefonda konuştuğu insanlar olumlu cevap verirlerken, oraya gittiğinde kapıdaki görevlinin onu müdürün yanına çıkmadan göndermeye çalışmasından da oldukça şikayet eder. İşsiz geçen koca bir yazın ardından dersler başlar. Tam da bu sırada üniversitede engelli memur kadrosu boşluğu olduğunu öğrenen Halis hemen başvuruda bulunur. Artık orada çalışır ve bu sayede yurtta kalmaya hak kazanır. Mazereti olduğu için de derslerde devamsızlık konusunda sıkıntı çekmez. Ordaki işleri kısa sürede öğrenir, herkes tarafından sevilir. Halis’in işi burada telefonla sorulan sorulara cevap vermek, yabancı öğrencilerle iletişim kurmak, İngilizce yazışmalarını takip etmektir. Koca yazı iş aramaya çalışmakla geçiren Halis, sonunda tevekkül eder ve Allah da işi onun ayağına getirir.
 
Halis okulu bitirir ve iş aramaya başlar. 1992 yılında eğitim formasyonsuz İngilizce öğretmeni atanır. Üniversiteyi İnglizce okuyan Halis de başvuruda bulunur. Ayrıca kendi bölümünde de görüşmelere katılır. Ancak ondan pek olumlu cevaplar alamaz. Öğretmenlik  başvurusuna cevap gelir. Mülakata girer ve olumlu sonuç aldıktan sonra 1993’de şube müdürünün yanına gider. Orada yarım saat İngilizce konuştuktan sonra evrakları imzalanan Halis Kilyos (Kilyos Veysel Vardal Görme Engelliler İlkokulu) yolunu tutar. Oraya varınca orasının eski okulu olduğunu, İstinye’den Kilyos’a taşındığını öğrenir. Müdür odasında eski öğretmenlerinden biri vardır. Müdür yardımcısı da eski öğretmenlerinden biridir. Uzun uzun eski günlerinden konuşurlar.
 
Bu ilkokul beş yıllık bir okul olduğu için burada İngilizce öğretmenliğine ihtiyaç yoktur. Ama Halis Psikoloji mezunu olduğu için Rehber Öğretmen olur. Öğretmenler odasında tüm öğretmen arkadalarıyla tanışır. İlk bir ay gözlem yapar. Bu arada  isteyenlere de gönüllü olarak İngilizce dersleri verir. Ve derslerin sonunda çok güzel sonuçlar alır. Bu sırada okul ve öğrencilere çok alışır. Öğrencilerin sorunlarıyla yakından ilgilenir. Ayrıca okuldaki tüm boş derslere girer. Bu durum zamanla Halis’in sıkılmasına neden olur. Çünkü rehberlik mesleği lüzumsuz gibi görünmeye başlar.
 
Halis müzik derslerinde de öğretmene yardımcı olur. Bu derslerde folklor da öğretilir. Bir gün folklor yarışması düzenlenir. Halis’in okulu da yarışmaya katılmaya karar verir. Başvuruyapılır, başvuru kabul edilir.Yarışma günü okula gittiklerinde görme engelli öğrencilerle görenlerin yarışmasının adil olmayacağı söylenir. Bunu söyleyen de uzun zaman Körler Okulunda çalışan ve engellilere folklor öğreten bir öğretmendir. Bir bilgi yarışmasına da tepkilere rağmen katılırlar ve  sekiz okul arasında üçüncü olurlar. Rehberlikte geçen bir buçuk yıldan sonra okulun ortaokul bölümü açılır ve Halis orada İngilizce ve Türkçe dersi verir. Halis öğrtmenlikten gayet memnundur. Bu dönemde Kilyos’ta ev tutar, burada ailesi ile yaşar. Bir süre sonra babası 66 yaşında rahatsızlanır ve vefat eder. Onu Bayramiç’e götürüp orda gömerler. Evet ölüm hep vardır, bugüne kadar Halis çok kişi uğurlamıştır ama şimdi uğurladığı babasıdır. Mezarlığın içine girer ve biraz inceler. Sanki mezar, artık bu adamın dünya ile işi bitti, der gibidir. Babasını gömer ve eve dönerler.
 
Halis artık evlenmeye karar verir. Evlilik görenler için olduğu kadar görmeyenler için de zordur. Ancak görmeyenler fiziki özelliğinden dolayı çoğu kez dezavantajlara sahiptir. Ama tüm bu önyargılar yıkılmalıdır. Önemli olan kişinin dünyaya bakışı, görüşü değil dünya görüşüdür. Halis 19 Haziran 1995’te evlenir. Eşiyle üniversitede tanışıp evlenmeye karar verirler ama engelli olmasından dolayı eşinin ailesi bu karara karşı çıkar. Bundan dolayı ikili evlilik planlarını iki yıl ertelerler. İki yıl sonra evlenirler.
 
Evde işleri paylaşarak yaparlar. Eşi çoğu kez görmeyen biriyle evlendiği için takdir edilirken, o bu konuda hep mütevazı davranır. Çünkü ona göre, “Herkes Halis’in ona yakışmadığını” söylese de acaba o Halis’e yakışıyor mu?... Ayrıca görenler, gözlerini almak için para vermemiş veya bir uğraş sarf etmemişlerdir. Yani görenler, görmeyenden üstün değildir. Halis gerektiğinde eşine yardım eder, ev işi yapar. Çocukların bakımında eşine destek verir. Faturaları işlerinin yoğunluğundan dolayı çoğu kez eşi öder. Kendi başına giyinir, evdeki eşyaların yerini bildiğinden sadece yerini unuttuklarını bulmada eşinden yardım alır. Ayrıca eşine hiç iş çıkarmaz.
 
Halis kör olduğu halde; çocukluğunda ağabeyine işinde yardım eder;  namaz kılar, sureler ezberler; tüm tepkilere/eleştirilere rağmen okula gider, ailesinden uzakta okur; gören arkadaşları oyun oynarken bir köşeye geçip onları izlemez, o da onlara ile oynar; körler okulunda ayakkabı boyacılığı yapar, enstrüman çalar; kendi çamaşırlarını kendi yıkar; şiir yazar; yüzmeyi öğrenir; televizyon, sinema, tiyatro izler; kendi başına yaralanmadan tıraş olur; Boğaziçi Üniversitesi‘nde eğitim dili İngilizce olarak okur; tek başına şehir dışına Samsun’a, yurtdışına Norveç’e gider ve orada birçok kişi ile tanışır; örneğin Japon bir arkadaşı olur; inandığı dinin emir ve yasaklarını yerine getirir; üniversite yıllarında ek bir işte satıcı olarak çalışır; kör derneklerinde gönüllü olarak faaliyetlere katılır; Kur’an‘ı kabartmalı olarak okumayı öğrenir ve başkalarına da öğretir; arkadaşları ile dernek kurar; devlet memuru olarak çalışır, öğretmenlik yapar; ev işlerinde eşine yardım eder, mesela cam siler…
 
Tüm bunları öğrendikten sonra, savunma mekanizmamı çok geliştirdiğimi ve bahane üretmede çok ileri gittiğimi fark edince, kendimden utandım.
 
 Ya siz?...                                                                                              
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 425
Toplam yorum
: 282
Toplam mesaj
: 98
Ort. okunma sayısı
: 3004
Kayıt tarihi
: 06.12.06
 
 

Gazi Eğitim Fakültesi, Eğitim Bilimleri Bölümü, Eğitim Yönetimi, Teftişi, Planlaması ve Ekonomisi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster