Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Ocak '20

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
156
 

Neyi Arıyoruz?

     İnsan olarak en çok neye ihtiyacımız var? Kariyer, para, statünün dahi doyurucu olamadığı bir dönemde insanın en öncelikli '' psikolojik'' ihtiyaçları neler ya da neler olmalı? Moda, mimari, dekorasyon, tatil, alışveriş, seyahat vs. bir yerde tık eden nokta. Toplumca en çok neyi özlediğimizle mi alakalı bu sorunun cevabı; geçmişi mi...Aslında geçmiş, şimdi ve gelecek zaman diliminin ortak bir düzleminde devinim edip duruyoruz. Değişim hiçbir zaman dilimini tam olarak değiştirmiyor sadece boyutlandırıyor, formlandırıyor diyelim. İnsan en çok sevgiye mi, anlaşılmaya mı, paylaşmaya mı, değere mi açtır? Hepsinden bir parça belki, zannımca tüm bunların ortak paydası, '' bilme ihtiyacında'' düğümleniyor. İlişkiler arası belirleyici, değerler ve sınırlar ise bu bilince ulaşmadan yani '' bilme bilincine'' sağlıklı olamıyor dengeler. 

    Nasıl ve ne kadar sağlıklı sevebiliriz ya da bu bir ihtiyaç mıdır? Maneviyat gittikçe en büyük ihtiyacımız olmaya başladı. Yükselen trendler, mistik ya da sipürütüel konularda gelişimi öngörüyor. Artık modern bilim; psikiyatri, psikoloji bile yetmiyor insanımıza. Yaşam, eğitim, ilişki koçları, sipürütüel danışmanlar, şifacılar, terapıstler vs. bir sürü sıfat hayatımızda. Elbette yadsımıyoruz yararlanılabilir ölçüde olabildikleri dahilinde. Fakat ne diyor Yunus: İlim, ilim bilmek; ilim, '' kendin bilmek'' ... Aynı Yunus,  kendinden öte bir benin hatta benlerin varlığını da ne güzel söylüyor...'' beni bende demen''... diyerek. Hayat yolculuğu insanın kendini bulma arayışı kısaca, hepimiz ve yaşadıklarımız da birbirimizle olan sınanmamız. Yaşamın amacı ve anlamı bir nevi. Acımasız değil aslında adil. Sınanmak sözünü algılamaya göre değişir bu döngü ve denge. Ekmek, biçmek de ister, ister ''karma'' de, ister ''aura'' de, ister ''çakra'' de...her şey dengede gizli. En çok bunu tutturmakta zorlanıyoruz. Dengede kalabilmek... 

    En büyük stabil huzur ve başarı belki de; üretmek, yaratmak ama sağlıklı sevmek, sağlıklı vazgeçmek, sağlıklı muhakeme ve mukayese etmek hatta sağlıklı paylaşmak. Peki bu denli iletişim sorunu niye yaşanıyor? İlişkiler; özel,genel, iş yaşamında niye bu denli zorlayıcı hal alıyor? Tolerans mı kalmadı, tahammül mü, anlayış mı? Empatiyi de mi yanlış öğrendik ya da öğrettiler bize? Kendini tanımasıyla ilgili bireylerin karşılıklı olarak önce diye düşünüyorum. Benim beklentilerim ne ve en sağlıklı şekilde bu beklentiler nasıl karşılanabilir belirli çerçevelerde? Asıl soru bu olmalı bence. Her türlü imkan var, bazen huzur yok; huzur var, bazen mutluluk yok. Peki mutluluk bir zorunluluk mu değil. Bu kavramdan ne algıladığınızla ilgili. Aslında tekdüze mutluluk insan doğasına aykırı, kalıcı ve sürdürülebilir değil. Huzur sıradanlığın dinginliğine uyum sağlamak, alışkanlık haline getirmek belki de. Peki arayış... işte o da üretmek ve paylaşmak. Sağlıklı severek belli değerler ve sınırlarla... Sevmek bile kısır döngü halini aldı toplumda, o da yanlış öğrenilmiş. Tıpkı '' çaresiz seveceksin '' der gibi. Oysa ayakta tutan önceliklerimiz; emek, güven ve hak sınırları olmalı sevginin doğru süsleri bunlar. Hayatı siyah da, beyaz da ve hatta gri de yaşayamıyoruz bazen.  Grinin bin tonu, benden içeri benler ve o benleri bilmek. Hayata geliş amacı var hepimizin; görevi, misyonu her ruhun. Her ruh ayrı bir değer özde. Ben size ''kendi suretimden üfledim'' diyen yaradan, ben ''sizin rabbiniz değil miyim'' diyor, bezm i elestte ve ruhlar ''kal u bela''  diyor,

   İşte yaratılıştan bu yana inançlar sisteminde, mitolojide, tarihte, medeniyetlerde hep kendini arayışı var insanoğlunun... ve ''en yüce dosta'' dönüş yolu... ''Kah inerim yeryüzüne seyreder alem beni, kah çıkarım gökyüzüne seyrederim alemi''... Hepimiz aynı bütün enerjinin damıtılmış tohumları gibiyiz. Hiçken bir ve birken yine hiç olan...ve  birliğe yuvaya dönecek olan. ''Yoktunuz var ettik, yok edeceğiz yine var olacaksınız'' döngüsü... Yokluk yeni bir doğuş, yeni bir form ve boyut. Her ruhun bir ilahi programı var, '' levh i mahfuz'' dediğimiz. ve o kadar müthiş bir yazılım ki bu. Ruhların üçüncü gözü alınyazısı adeta.. Her şey sizin dışınızda da zaten biliniyor, ne müthiş bir sır ve mucize. Roller dağıtılmış, oyunculara hata yapma şansı verilmiş fakat hata yaparsan yine ben buradayım diyor. Unutursan da hissettiririm diyor... Bu yüce programa inanmak ve güvenmek dolayısıyla özüne güvenmek. Yaratılışın mucizesine teslim olmak. Yer ve gök, siyah ve beyaz, erkek ve dişi, sevgi ve nefret, öfke ve sükunet... hepsi bizim dengemiz için var. Hayatı ve ilişkileri araç sürücülüğüne benzetirim; az gaz, az fren... Ne diyor Sadi i Şirazi: Ateşle münasebet gibi; ne yanacak kadar yakın, ne donacak kadar uzak...

 

   

Kemal Alkan bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 91
Toplam yorum
: 42
Toplam mesaj
: 9
Ort. okunma sayısı
: 353
Kayıt tarihi
: 20.11.08
 
 

Yaz dostum ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster