Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Mayıs '09

 
Kategori
Ben Bildiriyorum
Okunma Sayısı
280
 

Nöbetçi palamut

Nöbetçi palamut
 

Diyelim MB'de, bloglardan birinde bir yazı var.

Okuyorsunuz, tanıdık geliyor.

Çünkü daha önce internette okumuşsunuz.

Ama karşınızdaki yazı, yazarın başından geçmiş gibi, birinci tekil şahıs ile yazılmış.

Biraz kafanız karışıyor, haliyle...

Eğer yorumları okursanız, yazarın, sonradan yapılan yorumlardan birine verdiği cevaptan anlıyorsunuz ki; o yazı gerçekten internette dönmüş meğer. Blog sahibi internette okumuş onu, çok hoşlanmış. Okumayanlar da okusun, keyiflensin diye blogda yazmış.

İnternetten aldığını, kendisi yaşamış gibi yazmış ama.

Bunu şaka olarak yapmak istemiş. Başlığı da konu içeriği ile birleştirmiş ve bir taşla iki kuş vurmuş.

Sevdiği bir arkadaşı yazıya yorum yapmış. O da, 'bunu okuyunca, hemen 'ben bilirim'ciler çıkacak, 'ama bu internette vardı' diyecekler, bozma keyfini, onlar hayatın tuzu biberi' diye cevap vermiş. Yukarıda bahsi geçen, okuyucu olarak bizim de neyin ne olduğunu anladığımız cevap, bu.

Yani, 'bakalım kimler nöbetçi palamutluk yapıp atlayacaklar, hi ha ho!' gibi bir şeyler yazıp, pusuya yatıp beklemek gibi bir durum var ortada...

Halbuki; bir blogu okuduğumzaman ben, bir okuyucu olarak bana oyun hazırlanmış olmasını beklemiyorum. Çok basit ve net bir istek bu.

Bunun farkındalık seviyesi ile hiç bir ilgisi yok. Bu bir tercih.

Ama nedir; aynı zamanda yazarın da kendi tercihi tabi. Hatta öncelikle onun tercihi. Nasıl isterse öyle yazar, okuyucunun beklentisine göre değil. İster oyun hazırlar, ister hazırlamaz; ister şaka yapar, ister yapmaz... Okuyucu da ister okur, ister okumaz.

Ancak, pusuya yatıp bekledikten ve okuyucu tuzağa düştükten sonra, okuyucunun 'ince ince hakaret' ile cevaplandırılması ne kadar hoş bir durumdur?

Bana göre büyük bir 'ayıp'tan başka bir şey değildir. 'İyi niyet'i sorgulatır bana. 'Farkındalık'tan bahsediyor halbuki blog sahibi!

Yazarın, okuyucunun farkındalığı ile ilgili inceden işlenmiş kaba yorumlar yapmadan ve akıl vermeden önce, bu konuda 'kendi farkındalığını' mı sorgulaması gerekir, ya da?

Ayrıca,
alttaki yorumlara bakmadan ve yazının başlığının altındaki anlamları tekrar tekrar değerlendirmeye almadan önce yazı ile ilgili doğrudan fikir edinmek ve bunu dile getirmek, saflık/farkındalık yoksunluğu mu oluyor yoksa bir zamanlama seçimi mi?

****

Yazının altındaki yorumlarda dört grup var;

1. Bu iletiyi daha önce internette görmüş olanların yorumları.
2. Bu iletiyi daha önce internette görmemiş olanların yorumları.
3. Ne olup bittiğini yorumları okudukları için anlayanların yorumları.
4. Ne olup bittiğini, blog sahibini tanıdıkları ve/veya yorumları okudukları için anlayanların yorumları.

Birinci gruba girenler, blog sahibi tarafından 'saf' ilan ediliyor, neredeyse aptal yerine konuyor, hatta maalesef blog yazarının hitap tarzı biraz kabalaşıyor.

İkinci gruba girenler, bütün bunlardan habersiz. Yazar onları saf yerine koymuyor ama, o kişiler, yazının yazar tarafından kaleme alındığını düşündükleri için, 'ne güzel yazmışsın' dedikleri için ve yazarın sonradan yazdığı 'internetten alıntıydı, bakalım kimler takılacak oltaya' yorumunu görememiş oldukları için, zaten yazar tarafından kandırılmış ve saf yerine konmuş oluyorlar.

Üçüncü gruptakilere laf yok. Yazardan 'aferin' alıyorlar sanırım.

Dördüncü gruptakiler, kendi aralarında eğlenen ve grubun liderinin, dışladığı çocuklarla alay etmesini seyreden (veya bunun farkında olmayan) yakın arkadaş grubu oluyorlar.

Bu ne karmaşa !

Bunun yanında, yazarın kendisine ait olmayan ve hiç yaşamadığı bir şeyi, kendisi yaşamış gibi yazması yerine, nereden alıntı olduğunu bize aynı yazıda söylemesini arzu etmek, yanlış mı acaba ?




*****

Bakıyorsunuz sonradan, o kişiyi anlamaya çalışıyorsunuz; bu şekilde olmasa, karşınızda, belki bir şeyler öğrenebileceğiniz ve saygı duyabileceğiniz bir yazar var... Onun neden saygısız davrandığını ve bunu kendinde hak gördüğünü düşünüyorsunuz bu sefer... Ne yaşla, ne ortamdaki kıdemle alakası var oysa ki 'saygı' kavramının... 'Sürüden ayrı olmak', bundan belli ki gurur duyuyor olmak, kendine güveniyor olmak, saygılı davranmayı ve saygılı yazmayı engeller mi?

Herşeyin üzerine de, 'Açıkça söyleyeyim; cevabım ile seni mat edip, birilerince “ helal olsun amma tokatlamışsın haa” diye övgü almak, yani alkışlanmak istemek benim isteğim. Seninki de o, eminim' diye bir cümle edebilmek için, ciddi ciddi narsist olmak gerektiğini düşünüyorum.

****


Bu karmaşa hiç hoş değil. Huzursuz bir durum. Hiç de gerekli olmadığı halde, 3 satırlık cevaptan sonra bu yazıyı yazma ihtiyacına girdiğime göre, ne kendime, ne de o yazara yakıştırabilmişim bu durumu ve kullanılan kelimelerle, yazılanların tarzını. Rahatsız olmuşum. Halbuki zaman kaybı, ne gerek var?

En sevmediğim ve hiç beceremediğim şeylerden biri olan 'polemik' içine girmek üzere değilimdir umarım. En iyisi susmak.

*****

Not: Yaptığı alıntıyı aynı yazıda söylemek hiç de o kadar zor değil aslında. Mesela, sevgili Pirmete'nin bir yazısı geldi aklıma; oyun kurmamış, okuyucuyu yormamış... http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=176962 - izinsiz alıntı yapıyorum, umarım bir mahsuru yoktur.


*****

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 61
Toplam yorum
: 162
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 927
Kayıt tarihi
: 20.09.08
 
 

Yazmak sorumluluk istiyor. Zor iş, başka bir alem. Yaşamın ta kendisi gibi. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster