Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Ocak '13

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
1105
 

Öcalan faktörü ve Kürt sorunu

Öcalan faktörü ve Kürt sorunu
 

Dün itibari ile artık Kürt sorununda ilginç ve ilginç olduğu kadar da anlamlı bir sürece girmiş olduk.

Malumunuz Kürt siyasetinin iki önemli ismi İmralı’da Öcalan ile 1 saate yakın bir görüşme yaptılar, bu görüşme PKK ve Devlet’in ilk olmazsa da en ciddi diyalogudur desek yanılmış olmayız.

Bağımsız Mardin Milletvekili Ahmet Türk ve BDP’nin hukukçu Batman Milletvekili Ayla Akat Ata’nın İmralı’da Öcalan ile başlayan müzakere ve barış sürecinin bu ilk adımı 30 yıldır süregelen kanlı bir savaşın artık son bulması adına önemsenmesi gereken çok ciddi bir hamledir.

Aslında kamuoyunda birkaç gün önce bizatihi Başbakan’ın Öcalan ile MİT müsteşarı Hakan Fidan üzerinden birtakım görüşmeler yapıldığını kamuoyuna açıklamış olması dün yaşananların habercisi gibiydi.

Öte yandan daha önce Oslo’da yapılan gizli görüşmelerin sonradan deşifre olup fiyasko ile sonuçlanmış olması o zamanlar muhalefetin iki partisi CHP ve MHP kanadında büyük reaksiyon görüp : “hükümet kapalı kapılar arkasında terör örgütü ile pazarlık yapıyor” tarzında suçlamalarda bulunmuştular, çok kuvvetle muhtemel Başbakan böyle bir suçlama ile tekrar karşılaşmamak için yapılan görüşmeleri kamu oyu ile paylaşma gereği duydu, ki en makulü de buydu zaten.

Hükümetin bu çok ciddi adımını önemserken öteden beri BDP’nin Kürt sorunun çözümünde çok önemli ve çok ciddi bir aktör olduğunu hep vurgulamış olduk, iktidar kandının bunu geç de olsa fark etmiş olması ayrıca anlamlı.

Bugün gelinen noktanın zeminini sanırım Öcalan’ın PKK ve KCK tutuklularının iki aydan fazla süren ölüm oruçlarının giderek Türkiye’yi hem içte ve hem de dışta çok güç durumda bıraktığı bir dönemde deyim yerinde ise adeta ateşin içinden çekip alması, yani ölüm oruçlarının son bulması için tek bir talimatının yeterli olması işte bugün geldiğimiz noktanın mihenk taşını oluşturuyor.

Kuşkusuz bu hassas ve nazik sürecin sabote edilmeye çok müsait olduğunu 30 yıllık kanlı savaşın belirli dönemlerinde barışa doğru atılan adımların nasıl da karanlık güçlerce sabote edildiğini hatırlarsak anlamış oluruz bu hassasiyeti.

Özal’ın barış ve Kürt sorununun çözümü adına attığı adımların ertesinde Türkiye’nin yakın tarihine “derin devlet ve jitem” kavramlarının nasıl girdiğini, bu iki kavramın geride ne kadar karanlık ve korkunç izler bıraktığını bilmeyen yok.

Özal, Eşref Bitlis, Gaffar Okan ve Musa Anter’in ölümlerinin arkasındaki sis perdeleri aralansa Türkiye’ye kan kaybettiren odakların deşifre olması çok daha kolay olacak.

Aynı şekilde Reşadiye ve Silvan olayları da bu bu karanlık sürecin bir farklı katmanıdır denilebilir.

Bu yeni sürecin sağlıklı işleyebilmesi için silahların susması, iki taraflı çatışmanın son bulması çok önemli, zira herhangi bir tarafın karşı tarafı tahrik etmesi herşeyin son bulmasına ve taraflar arasında güven sorununu doğuracağını bilmek lazım, özellikle Oslo sürecinden  bu anlamda bir ders çıkartmak gerekir diye düşünüyorum.

Tarafların teslim almak, taviz koparmak ve yenmek gibi argümanlardan uzak durmasının gerekliliğinin bilinci ile hareket edeceklerini umarak barışın bir an önce bu coğrafyada artık hakim olmasını dilemekten başka da şuan için yapacak fazla da bir şeyimiz yok. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 166
Toplam yorum
: 82
Toplam mesaj
: 11
Ort. okunma sayısı
: 528
Kayıt tarihi
: 02.09.09
 
 

Batmanın Beşiri ilçesinde doğdum, Mersinde yaşıyorum, edebiyata ilgi duyuyorum, yerel ve ulusal d..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster