Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Mart '13

 
Kategori
Kültür - Sanat
Okunma Sayısı
216
 

Okumak bir Sevdadır

Okumak bir Sevdadır
 

İnsan; görme kabiliyetince,  görüş alanına girebilen kadarını görür. Tıbben bir görüş kaybı var ise de doktorunun önereceği tedavi şekliyle görme kusurunu giderir. Fakat, göz sağlığı yerinde iken kendini kısıtlayan ve sınırlarını daraltanların mantığını bir türlü çözemiyorum. İşte bu noktada, keşke görmek ve bakmak arasındaki o hassas ve ince çizgiyi göz ardı etmesek diyorum her seferinde.

Görme engelli dostlarımızın kabartma kâğıt üzerinden kitap, nota okuma gayretlerine bakınca kitap okumamak için direnen insanlarımıza söyleyecek söz bulamıyorum.  “Çok yoğunum. Sadece yaz tatillerinde zaman ayırabiliyorum” diyenler için de ne yalan söyleyeyim “Koca gün içinde bir sayfacık bile olsa okuyacak zamanınız yok mu?” demek geliyor içimden.  Asıl sitemim ise “Kitap sevgisini yüreğinde taşımayan ve ısrarla ‘ben okumayı hiç sevmiyorum” diyenlere”.

Yaşlılarımızın ağzından sıklıkla duyduğumuz bir sözdür :“Dünya gözüyle bir kez daha görsem”. Gerçi, ölüm gerçeğini hiç unutmayan ve gün be gün kaçınılmaz sona yaklaştığının farkında olan  genç kuşaktan da işitiriz bu söylemi. Hasretini çektiğimiz insanları son bir kez daha görme, kucaklama, teninin kokusunu içimize çekme arzusu gayet doğaldır. Allah herkese de bunu nasip etsin. Ben bu emeli bir de okuyamadığım  kitaplar için hissediyorum. Evet! Bunu tüm samimiyetimle söylüyorum. Gözlerimin, satırlarını okuyarak öpeceği daha o kadar çok kitap var ki sırada! Bu hissi, ikinci adresim olan kütüphanelerde  daha da yoğun hissediyorum. Elimde değil. Raflar dolusu,  özenle sınıflandırılmış, itinayla dizilmiş kitapları her görüşte bu duygu sarıyor bütün benliğimi.  Son nefesime kadar okumak istiyorum.

Konu kitaplar ve okumak olunca cümlelerim bir yaprak daha çeviriyor sessizce. Bu defa geçmişe yolculuk yapıyorum. Dostlarımdan biri gülümseyerek şöyle demişti : “Bizim ufaklığı biliyorsun değil mi?” Nasıl bilmem dercesine başımı sallamıştım. Heyecanla devam etmişti sözlerine : “Babacığım! Sen hep ‘İlim Çin’de de olsa gidip alın’ dersin ya! Ah bunu bir de anneme söylesen. Hadi Çin çok uzakta. Ben evimizin yakınındaki kütüphaneye gitmek istiyorum. Fakat ne mümkün! Annem karşıdan karşıya geçerken araba çarpar diye göndermiyor!” Bu konuşma; zamane çocukları ne kadar akıllı, anneler de ne kadar hassas diye noktalanmıştı. Oysa üzerinde konuşulacak o kadar çok şey vardı ki. Çocuklarımız her şeyimiz. Unutulmamalı ki karşıdan karşıya geçmek bazen okyanusları aşmak ve yeni dünyalara yelken açmak demektir.

Çocukların ruhsal ve zihinsel gelişimi için oyuncaklar kadar yaşına uygun kitaplar da büyük önem arz ediyor. Bildiğiniz gibi pek çok alışkanlıklar gibi okuma alışkanlığı da küçük yaşlarda kazanılıyor. Bunun bilincinde olan anne ve babalar, geleceğin büyükleri çocuklarımız için oldukça hassas ve bilinçli davranıyorlar. Çocuklarının yaşlarına uygun kitapları önce kendileri okuyor, sonra çocuklarına okutuyorlar. Okuma çağında değil iseler bizzat okuyorlar.

Küçükler için kitap seçimi yapmak da önemli bir husus. Bu konuda; öğretmenler ve kütüphane görevlilerinden yardım isteyebiliriz. Hangi yaş için hangi kitapların uygun olabileceği onların ilgi alanları dahilindedir. Zaten kitap okumayı, düşünmeyi, gözlem ve araştırmayı sevmeyen bir kişinin kütüphanecilik mesleğini yapması düşünülemez bile. Onlara rahatlıkla güvenebiliriz. Yeter ki aydın bir toplum için varlığını sürdüren ve daha çağdaş bir gelecek için kapıları açık olan kütüphanelere gidelim. Bilgi deryasında bizler de bir kulaç atalım.

Kütüphaneler her türlü bilgiye rahatça ulaşabileceğimiz alanlar. Eğer üye değilseniz bir an önce olmanızı tavsiye ederim. İstediğiniz kitaplara, bilgi ve belgeye ödünç almak suretiyle kavuşabilirsiniz. Sadece kitap almak ve okumak için değil, ders çalışmak, araştırma yapmak için de en sessiz ve uygun ortamlardır. Ben de bulunduğum şehirdeki bir halk kütüphanesine üyeyim. Kitapçılardan da kitap alıyorum ama kütüphanelerin yeni bambaşkadır benim için. Yirmi günde bir, üç kitap alıyor, okuyor ve teslim edip yeni kitaplar seçiyorum kendime. Bu da mutlu olmamı sağlıyor.

Siz de takdir edersiniz ki bir ülkenin gelişmişliğin ölçüsü sadece parklar, bahçeler, büyük alış veriş merkezleri, neredeyse göklere değecekmiş hissi veren o çok katlı binalar, geniş yollar, kaldırımlar, köprüler vs. değil.  Elbette bu saydıklarım da çok önemli ama sağlık, eğitim, bilim, kültür ve sanatın rolü  de oldukça büyük. Ülkemizi daha iyi bir konumda görmek eminim hepimizi daha çok sevindirip, gururlandıracaktır. Kütüphanelerin sayısı daha da artırılmalı diye düşünüyorum.

Kütüphaneler; geçmişle, bugünün birlikte nefes aldığı ve yarına güçlü nefesler aldıracak nadide eserlerle dolu, gücünü; duygu, düşünce ve bilgiden alan önemli bir kurumdur.

Ayrıca kültürel bir zenginliktir. Bir müzedeki gibi her eser itinayla korunur ama dokunmayın veya yaklaşmasın diyen yoktur. Çünkü kitapların yalnızlığı okuyucuyla biter. Okur ve yazar arasında satırlar boyu süren ve sonra da devam eden bir dostluk vardır. 

Kütüphanelerin önemine dikkat çeken pek çok özlü söz arasında Seneca’nın “Bir kitaplık, bir cezaevi kapatır” sözünü daha bir başka seviyorum. Bir toplumda suç işlemeyi engelleyen,  cehalete dur diyen ve diyecek olan en büyük faktör kuşkusuz kitap okuma alışkanlığıdır.

Son söz olarak diyorum ki “Kitaplar; iki kapak arası doyulmaz bir lezzettir”. Ruhumuzun açlığını güzel bir kitapla bastırabiliriz.  Ben ruhumu doyurmak üzere masamın üzerindeki romana elimi uzattım bile. Çünkü sonunu çok merak ediyorum. Eminim sizin de elinizin altında, bittiğinde yıllarca yüreğinizde ve hafızanızda saklı kalacak bir veya bir çok kitabınız vardır.  

Kütüphane Haftası’nı şimdiden kutluyor, bütün kütüphane görevlilerine başarılı hizmetleri için teşekkürlerimi sunuyorum.

Dostlukla ve kitaplarla kalın.

Aysel AKSÜMER 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

"İki kapak arası doyulmaz lezzet" Bayıldım bu tanımlamaya Aysel Hanım. Merhaba bu vesile ile. Çok akıcı, dikkat çekici ve gerçek bir paylaşım olmuş.Üniversitede radyo programı yapardım,İstanbul'a dair.Ne zaman fırsat bulsam Taksim'deki Atatürk Kütüphanesi'nde ya da Sultanahmet İstanbul Kitaplığında bulurdum kendimi.İyi ki de öyle olmuş. Elinizi uzattığınız romanı merak ettim bakın şimdi:) Sevgiler...

Ayşegül Çakıcı 
 21.03.2013 0:50
Cevap :
Merhabalar Ayşegül Hanım çok teşekkürler. Beğeniniz beni mutlu etti. Elimi uzattığım kitabı bitirdim. Yenisine başladım şu an:) Karen Hawkins'in "Sen Kimseyi Sevemezsin" isimli kitabı okurken yazmıştım bu yazımı. Şimdi "Melekler ve Şeytanlar"ı okuyorum. O da çok güzel. Sevgilerimle.  21.03.2013 11:31
 

Okumak kadar özel, güzel ve anlamlı bir faaliyet olmamasına rağmen hala sorarız ya, "Boş zamanlarınızda ne yaparsınız?" diye, cevapta şu şekilde olur genellikle,"Kitap okurum vakit buldukça"... Kitapları boş zamanları değerlendirmek için uğraş olarak görenler bana asırlar kadar uzak olduğundan güler geçerim... Bir de vakit bulunca veya ekonomik durumum düzelince derler ya o zaman bazı duygularım tavan yapar... Her şeye vakit bulanlar kitap okumaya zaman bulamazlar, harcamasının hesabını bile bilemeyenler kitaba gelince elleri cebine ulaşmaz... Kitap sevdalıları ne yapıp ederler kitap bulmakta zorlanmazlar... Okumayan bir toplumda eğitim-öğretim oranı yükselse de düşünme oranı sekteye uğrar... Konunuz da anlatımınızda oldukça güzel...Selam ve sevgilerimle, iyi okumalar...

Mukaddesçe Konuşan Satırlar 
 18.03.2013 17:23
Cevap :
Merhabalar. Öncelikle güzel yorumunuz ve düşünceleriniz için çok teşekkür ederim. Sayfanızda kendinizi ne güzel anlatmışsınız. Yazmayı ben de sizin gibi o kadar çok seviyorum ki. Elbette okumayı da. Sevgilerimi sunuyorum.   18.03.2013 20:17
 

Kıymetli Aysel Hanım, maalesf bizde herşeye istenirse para ve vakit var fakat konu kitap olunca yok. Sevgi ve selamlar...

rukiye orhan 
 16.03.2013 20:30
Cevap :
Merhabalar Rukiye Hanım. Öncelikle yazıma gösterdiğiniz ilgi için teşekkür ederim. Bir de kitaplara verdiğiniz değer için. Kütüphane Haftasına yaklaştığımız şu günlerde okumanın güzelliğine, önemine dem vurduğum bu yazımın daha fazla okunmasını arzu ederdim. Ama maalesef kitaplara ilgi istediğimiz seviyede değil. Okumak bir sevda dememe rağmen. Ben size bu bağlamda ayrı teşekkür etmek istiyorum. Sevgilerimi sunuyorum.  16.03.2013 22:51
 

Aysel Hanım;U.Mumcunun sözü bilirsiniz toplumumuzda bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olma hastalığı yaygındır.(Bilgiyi de nerden almışara da) Kitap yapılan bir araştırmadan Türkiyedeki insanların ihtiyaç sıralamasında 235.sıradaır.2007 yılı rakamlarına göre, Türkiyedeki kütüphanelerde 13 milyon kitap olmasına karşılık, Bulgaristanda 46 milyon, Rusya’da 739 milyon, Almanya’daki kütüphanelerde 104 milyon kitap mevcut. Türkiye’de kütüphanelere kayıtlı üye sayısı 493 bin 500 iken, İran’da 7 milyon, Fransa’da 16 milyon, İngiltere’de 35 milyon kütüphane üyesi bulunuyor. Öte yandan Türkiye’de 95 kişiye bir kahvehane düşüyor. Türkiye, kitap okuma konusunda çoğu Afrika ülkelerinin gerisinde kalmış durumda. Japonyada toplumun yüzde 14’ü,Amerikada yüzde 12’si,İngiltere ve Fransada yüzde 21’i düzenli kitap okurken, Türkiye’de yalnızca 1000’de 1 kişi kitap okuyor.Bir Japon yılda ortalama 25, bir İsviçreli yılda ortalama 10,bir Fransız yılda ortalama 7, birTürk ise10 yıldaancak 1kitap okuyor.slmlar

Nizamettin BİBER 
 12.03.2013 15:22
Cevap :
Merhabalar öncelikle teşekkür etmek istiyorum. Kütüphane ve kitaplara ilginin çoğalması umudundayım. Verdiğiniz istatistikleri okudum. Üzülmemek içten bile değil. Oysa var mı okumak gibisi. Yazıma değer kattınız. Saygılarımla.  12.03.2013 20:39
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 332
Toplam yorum
: 400
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 471
Kayıt tarihi
: 22.03.10
 
 

Halkla İlişkiler bölümü mezunuyum. Iki çocuk annesiyim. "Bir Öykü Kadar Kısa Bir Roman Kadar D..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster