Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Mart '16

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
130
 

Oligarşiyi şirinleştiren piyon - CHP’nin görünmeyen yüzü

Oligarşiyi şirinleştiren piyon -  CHP’nin görünmeyen yüzü
 

OLİGARŞİK DÜZENİN GÜZELLİK MASKESİ - CHP


Milliyet Blog’a 9 yıl önce kaydolmuştum. Devlet memuru olduğum için siyaset yapmam yasal ve etik değildi, hiçbir şey yazamadım.

Emekli oldum, düşüncelerimi açıklama özgürlüğüme kavuştum, sarıldım kaleme.

Bugüne kadar pek çok şey düşündüm, dökemedim yazıya…

Artık öyle olmayacak.

Şu yaşıma kadar ertelemek zorunda kaldığım solculuğumu, devrimciliğimi, Atatürkçülüğümü artık ortaya koyabileceğim.

Düşünce açıklama bağlamında.

Peki, siyasi düzlemde söylenmeyen ne var ki, bunca kalabalıkta, gürültüde, ben de ses vereyim?

Bana göre eksik kalan, söylense de yeterince duyulmayan, anlaşılmayan şu.

Memleket bir oligarşik diktatörlük altında inim inim inletiliyor, soyulup soğana çevriliyor, toplum uyutulup yozlaştırılıyor, laik Atatürk Cumhuriyeti yok ediliyor, ulus kimliğimiz etnik ve mezhepsel ufalanmaya tabi tutulup ortadan kaldırılıyor, etnik ve mezhepsel ayrışma ülkeyi uçurumun kenarına sürüklüyor ve tüm bunlar gözden kaçıyor, kaçırılıyor.

“Demokrasi” adlı bir çadır tiyatrosu oynattırılıyor.

Şöyle bir düşünelim.

Ülkemizin yönetimi kimlerin ellerinde?

Başta dünyaya hükmeden çok uluslu şirketler ile onların askeri gücü olan emperyalistlerin ülkemizdeki ortakları ve sanayiciler, finans ve ticaret erbabı, medya patronları, müteahhitler,  en üstte müsteşardan aşağıda daire başkanına kadar olan bürokrasi, generaller, yüksek yargı, düzenleme ve denetleme kurulları, barolar, öğretim üyeleri, profosyonel siyasetçiler, mülki amirler, belediye başkanları, sendika ağaları ve şu an anımsayamadığım belki bir kaç meslek grubu daha.

Milletvekillerinin mesleklerine dönüp baktığınızda tamamına yakınının bu kesimlerden olduğunu görürsünüz. Ve bu saydıklarımızın, gelir dağılımında en üst dilimde yer alan gruptan olduğunu farkedersiniz.

İşte seçimlerde oy vererek başımıza getirdiğimizi zannettiğimiz yöneticilerimizin ipleri, bu mutlu azınlığın elindedir.

Bu azınlığın çıkarlarını koruyan ve gözeten yönetim sistemi parlamentarizmdir.

Teoride, bireyler, hukukun koruyuculuğu altındaki özgür düşünce ortamında geliştirdikleri fikirleri doğrultusunda özgürce kurdukları siyasi partiler etrafında örgütlenerek yönetime talip olurlar. Eşit koşullarda yarışırlar, yarışı önde bitiren parti parlamentoda çoğunluğa ulaşarak iktidar olur, ülkeyi yönetir. Sistem, sözümona yasama, yürütme ve yargı erklerinin güçler ayrılığı ilkesine dayanır.

Parlamento yasama ve denetim görevi yapar. Yönetim erklerinin en güçlüsü olan hükümet, parlamentonun çoğunluğunun kararıyla göreve getirilir, parlamento tarafından denetlenir ve gerektiğinde parlamento tarafından değiştirilir. Bağımsız yargı, yasamanın ve yürütmenin faaliyetlerini denetler. Parti yönetimleri de aynı şekilde üyelerce belirenen delegelerin seçtiği yönetim organları ve genel başkanlar aracılığıyla bu işlevlerini yerine getirir. İşte demokrasimiz böyle ulvi, erdemli, fırsat eşitliğine dayalı(!) bir sistemdir.

Bu anlatılanlar işin ilüzyon kısmıdır.

Bize yutturulduğunun aksine sistemin işleyişi tersindendir.

Sistem şöyle işler. Para sahibi kişi, arkasına, çıkarlarına hizmet edeceği kişilerin ve kesimlerin parasal ve diğer tüm güçlerini de alarak, siyasi parti kurar veya kurdurur. Yukarıdan aşağıya partinin yönetim organlarını belirler. Üye kayıtları yapılır, delegeler belirlenir.

Delegeler üyeler arasından sanki seçim yapılmış gibi formaliteler kitabına uydurularak belirlenir. Delegenin görevi kurultaylarda, genel başkanı ve onun aday göstereceği diğer parti yöneticilerini tekrar tekrar seçmektir. Yani delegeler, genel başkanın kurşun askerleridir. Bir kez genel başkan olan kişi, bu delegeler sayesinde (kendisi istemediği sürece)  ölünceye kadar genel başkan olarak kalır.

Bu durum, sistem partilerinin tümü için geçerlidir. O genel başkan yine para ve medya gücüyle reklam edilir, allanır, pullanır, kamuoyuna benimsetilir, partisine seçim kazandırılır, parlamento çoğunluğuyla iktidar partisi  yapılır.

Parti disiplini içinde parlamento çoğunluğu genel başkanın emrine tabidir. Genel başkanın seçeceği bakanlar kurulu parlamento tarafından atanır. Parlamentonun yasama faaliyetleri sadece genel başkanın isteklerini yerine getirmekten ibarettir. Hükümet, genel başkanın emir erlerinden oluşan parlamento çoğunluğu tarafından denetlenmez, bilhassa korunur.

Yasama ve yürütme erkleri, birlikte yasal düzenleme yaparak, yargının tabi olacağı yönetimin çerçevesini ve özgürlüklerimizin sınırlarını yine genel başkanın arzuları doğrultusunda belirlerler. Yani, sistemde, güçler ayrılığı değil, tek adamın gücü (ve onun arkasındaki bizim göremediğimiz asıl güç sahiplerinin) otoritesi vardır.

Sistem, ihtiyaç duyduğu her zaman bu yöneticiyi elbette değiştirebilir, ama yeni yönetici de, anlatılan sistemin işleyişi içinde göreve gelir. Yönetici değişir, sistem değişmez. Bu sistemde partiler kukla, seçimler gölge oyunudur.

4-5 yılda bir seçim sandığına götürülüp önümüze konulanlar arasından en güzel reklam edilenine oy vermemiz sağlanarak yöneticilerimizi sanki biz seçmişiz gibi zannetmemize yol açtıkları ve bize halkın kendi kendini yönettiği demokratik rejim olarak yutturdukları sistemin özü budur.

Köylü, çiftçi, işçi, memur, öğrenci, ev kadını, işsiz, küçük esnaf, hizmet sektörü emekçileri gibi toplumun belki yüzde doksanından fazlasını oluşturan bizler ise bu kukla oyununu ağzımız açık seyredip, bize beğendirilene oy vererek başımıza gelenin günahını kendimizden bilen biçare halkız.

Demokrasi diye izlediğimiz çadır tiyatrosunun mahiyeti budur.

Ve işte bu düzenin adı  demokrasi değil oligarşik diktatörlüktür.

Bu tiyatroda oyunculardan biri CHP’dir.

CHP, mevcudiyetiyle ve faaliyetleriyle bize demokrasi diye yutturulan soygun ve yıkım düzeninin gerçek yüzünün gözden kaçırılmasının baş aktörüdür.

Kukla oyununun inandırıcılığı bakımından varlığı şart olan bir piyondur.

Muhalefet varmış algısı yaratarak mevcut düzenin meşrulaştırılmasında baş rolü oynamaktadır.

Mevcut düzenin seçim yoluyla değiştirilmesi olanağını ortadan kaldırarak, bu göreve talip olmayarak, bunun için gerekli ve yeterli oyu almamayı garantileyerek, yani soygun ve yıkım düzeninin görülmesinin önündeki birinci engel olarak oligarşik diktatörlüğün rahatını tesis etmektedir.

İşte, bencileyin fakir, bundan böyle birinci görev olarak CHP ve liderliğinin bu sahteliklerini, yalancılıklarını, oyunbazlıklarını ortaya koymaya çalışacağım.

Beni izlemeye devam edin…

Kenan IŞIK

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 430
Toplam yorum
: 633
Toplam mesaj
: 10
Ort. okunma sayısı
: 1964
Kayıt tarihi
: 16.05.07
 
 

Mülkiye mezunuyum. Emekli müfettişim. Ankara'da yaşıyorum. S'oligarşi isimli kitabı yazdım. Kitap..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster