Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Gülüm Çamlısoy

http://blog.milliyet.com.tr/

23 Şubat '18

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
69
 

Ölü Bir İklimden Sesleniyorum Size

Ölü Bir İklimden Sesleniyorum Size
 

Ölü bir iklimden sesleniyorum size.

Hani yolların düz; bulutların revnak; aşkların da imkân dâhilinde olduğu.

Yarımdan uzanıyorum bütününe vebalin.

Göklere esir düşmüş bir serçenin ölü bedeninden…

Aklımın ücrasında, yüreğimin izbesinde, şanın şerefinde en tepesinde.

Ölümle aramda sadece saniyeler…

Dünümle yarınıma sahip çıkamamanın da vebali.

Bir börülce tanesiyim: hayli sıska, hayli yalnız, hayli suskun.

Aklımın iklimlerinde nice name, efendim.

Gözlerimde ela sancılar ne de olsa babamdan almışım rengini gözlerimin ve hazan misali sancıyla yoğrulan bedenimin.

Rest çektiğim evren.

Reddeden de beni.

Sevdiğim kadar egemen olmayı dilediğim şu dünya hali.

Kör bir kuşun kanadında olmayı dilerdim.

Ya da kör olmayı kuş niyetine savrulduğum şu hengâmede, en dokunaklı yüze sahip aslında yüzünün akıyla yaşamayı seçmiş bir ölü iklim sadeliğinde.

Ne bulutum var ne de ayarım.

Ne unutuyorum ne uyutuyorum içimdeki küçük sancıyı sonra da bükülüyorum, bürünüyorum aşka, vasıfsızlığın şeceresini çıkarırken hasbelkader oyuyorum içimi aslında oynamaya yeltenmediğim bir oyun yine hayatın zikri.

Mimlendim mi ne?

Mil çekmişler gözlerine.

Soytarı iklimler kadar sırnaşık olsam keşke.

Afalladığım ömrü-hayatımda nasıl oluyor da ayırım yapamıyorum?

Bir kör düşün, düşüşün sonra da sevgiye düşkünlüğüme kılıf ararken ahalisi ikballerde seğirten bir ok gibi.

Yüreğime saplanan vecizeler var ve hakaret babında.

Yandığım mı yaktığım mı?

Ne fark eder ki?

Ha yanmışım ha yakmışım ne de olsa ateş olmayan yerden duman çıkmaz, misali.

Ölümü hicveden yakarışlar belki de tuzak soruları ahvalin.

Hayatı göğüsleyebildiğim kadarım aslında: ne şaibeli ne isyankâr… altı üstü cürüm bildiğimin nispetine bir göğe uzandığım bir de Tanrı yoklarken beni her gece.

Üstümü örtün, demektense zaten örtündüğüm gerçeği: hayır ne başım kapalı ne de yüreğim.

Ne gözlerim kapalı ne de kulaklarım delik.

Bir yürekte sağdıç; bir duvarda tuğla; bir sızıda acıyan taraf ve her aşkta acıtan ne ise.

Deldiğim kulaklarıma, derlediğim hikâyelere ve dengime meyilliyim ne de olsa denge unsuru; bir yâd ettiğim bir de yâd edildiğim…

İçimin ikramlarında büyüyen çocuklar var oysaki her biri ölü. Kimini annesi kundaklamış uyurken kimisini şeytan çalmış annesinin rahminden kimisi ise hiç var olmamış tıpkı mutluluğumu ziyan ettiğime biat ve ben sevgiyle ördüğüm günü ve ömrü heba etmelerine artık nasıl izin veriyorsam…

Yorgunluğum babamdan miras.

Özlüyorum da ama babamı değil.

Övüp duruyorum yine ama kendimi değil.

Öğütüyorum da ama sadece içimin kırıntıları meze bildiğim; aşkın hicabını delip geçtiğim sonra da soykırıma uğramış hangi zümre ise ölümü şart koştuğum yine içimin dinginliğinden bozma o somurtuk gül cemali aşkın.

Solduğum kadar da savurduğum belki ölü bir ceninden fazlası.

Savruk notalar yine makamını aldatan.

Oynaşan kadınlar ve kız çocukları artık neyin esareti ile düşmüşlerse bu çengiye…

Şimdiyi örtüyorum hep örtüyorum ne de olsa örteceğim tek bir yalanım yok acımdan başka ve eğilen başaklara özeniyorum ne de olsa içim de gözlerim de dolu lakin annem yasakladı ağlamayı ben de büyümeye çalışıyorum sözüm ona lakin ne hıçkırık ne de çığlık babında içimin öğürtüleri varsa yoksa kayıp makamların kayıp sokak çalgıcıları.

Aşkın hidayet; sevdanın eziyet; yorgunluğun da külfet olduğu ölü iklimlerden geliyorum. Gelmez olaydım. Aman Allah’ım ne dedim ben? Sonradan çarpılacağımı ansızın içimi temizlemeliyim yine dokunaklı bir dozajda azıcık da hazanla doldurmuşken içimi.

Meylettiğim gündense men ettiğim sevinci bir eksik bir fazla yaşama gayreti içerisindeyim lakin istila edildiğim kadar da ihlal ettiğim yine kalemin dirayetini sınadığım kendimce ne de olsa kendimce bir mizansen kendimce bir ufuk ve halletmek adına dolunayın tacizini bir yıldıza daha sahip çıkıyor Tanrı.

Bir yıldız olmayı diledim mi peki?

Asla! Ne de olsa içimdeki aydınlıkla sadece güneşe yakın olabilirdim lakin güneşin sıcaklığında eriyen isyanlarımla önce tövbe ettim sonra secdeye durdum ne de olsa yerin göğün İlahı ve sahibimdi yüce Yaratan.

Emanetteyim doğduğumdan beri.

Emanet ettiğim tüm sevdiklerimle hasbıhal ediyorum anbean sonra da şükrediyorum ve yeniden demleniyorum acı misali bir boyunduruk iken içimin artık kaçıncı dalyası ise ve mutluluk emsali yorgunluğumu serdiğim o gök kubbede atıl bir varlık olmaktansa aşka hürmet eden bir garip kul.

Bir yanımda açmayı dört gözle bekleyen tomurcuklar…

Bir yanımda solmuş yaprakların savrulduğu kuru dal benzeri beyitler ne de olsa ölü bir iklime devrildim ne zamanki aşk çalsa kapımı.

Beyhude satırların asla ezik olmadığı; yarım adaların da asla bir kıta teşkil etmediği gerçeği gibi ben sadece ölü bir mevsimim: öncemin kundaklandığı sonramınsa bir sır olduğu hele ki verdiğim serlerle ermeyi dilediğim hidayetin da sancağını diktim dikeli…

 

SAHAFÇA bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmaktadır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 142
Toplam yorum
: 15
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 125
Kayıt tarihi
: 22.08.13
 
 

Yazmaya gönülden sevdalı, kendini her daim geliştirmeye çalışan, öğrenci ruhlu biriyim. Mesleğim ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster