Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Mart '10

 
Kategori
İnançlar
Okunma Sayısı
1332
 

Ölüm korkusu – dinin kaynağı

Ölüm korkusu – dinin kaynağı
 

Birçok dinci blog yazısında buna benzer resimler görürsünüz. Çaresiz, savunmasız ve zayıf insan tipi


Bütün hayvanlar tehlikeden kaçarlar. Yaşantının devamı için tehlikeden uzak durmak gerekir. Ancak insandan başka hiçbir hayvan tehlikenin sonunun yok olmak, yani ölmekle biteceğini bilmez. Bu içgüdü bütün canlıların genlerine işlenmiştir. Canlılar birbirlerini yiyerek yaşarlar. Hayvanların kimi otçuldur, kimi de etçildir. Kurt, kartal, arslan gibi yırtıcı hayvanlar ölüm tehlikesi kaynağıdır.

İnsan, bilincini kazandığı zaman kendisi ile geri kalan her şey arasındaki ayrımı fark etti. Aynı zamanda gözlemleriyle günün birinde yok olacağını, yani öleceğini anladı. Babası, kardeşleri, annesi, çevresinde tanıdığı insanlar ölüyor, vücutları çürüyor ve onları bir daha görmüyordu. Aynı şeyin günün birinde başına geleceğini anladı. Fakat bu kabul edilemez bir şeydi.

Yırtıcı hayvanlar insanlara da saldırıp yiyordu. Sonra bir şey fark ettiler. Başka bir hayvan öldürüp eti atıldığı zaman bu yırtıcı hayvanlar – amaç sadece karın doyurmak olduğu için – insanları yemiyorlardı. Geçici de olsa ölümden kurtuluyorlardı. Hatta daha iyisi, belki öldürecek hayvan bulamayınca içlerinden birini öldürüp – yani kurban edip – ölümden kurtuluyorlardı.

Ama insanlar bir şey daha fark ettiler. Ölüm sadece yırtıcı hayvanlardan gelmiyordu. Bir yanardağ patlaması, bir sel felaketi, deprem, kıtlık gibi doğal afetler de insanların canını alıyordu. Üstelik bu afetlerde yırtıcı hayvanlar da ölüyordu. Demek insanları öldüren yırtıcı hayvanlardan daha kuvvetli bir şey vardı. Acaba bu içinden ateşler çıkan dağ mıydı? Yoksa gündüzleri aydınlatan, yakan, kavuran güneş miydi? Yoksa yerin dibinde yaşayan, kızdıkça ateşleri dışarı çıkaran bir güç müydü? Peki acaba aynı önlem burada da işe yarar mıydı? Bunlar için de kurban verseler? Genç ve güzel kızlardan, veya gürbüz çocuklardan, yakışıklı delikanlılardan kurbanlar verseler ölümden kurtulurlar mıydı?

Bir şey daha oldu. Kendisi ve kendisinden başka şeylerle araya sınırı koyduktan sonra, ölüp yok olmak düşüncesi insana çok ağır geldi. Bunun yerine bu duruma nasıl geldiği konusunda içinde su, çamur, ateş bulunan birçok hikaye uydurdu. Çevresindeki her şeyin geçici olduğuna, yaşadığı sıkıntıların ölümle son bulacağına ve öldükten sonra başka bir yerde (cennet olabilir mi?) ölümle biten bir zaman sınırlaması olmaksızın sonsuza kadar mutlu bir şekilde yaşayacağına kendisini ve başkalarını inandırdı. Buna inanmış görünmesine rağmen aklının bir köşesinde ölmekten ve ölüm tehlikesinden hep korktu.

Bir süre sonra yeni bir ölüm kaynağı ortaya çıktı: İnsanın kendisi. İnsanlar birbirlerini yemek için değil fakat yiyeceklerini ellerinden almak için öldürmeye başladılar. Ben ve diğerleri ayrımı, nüfus arttıkça toplumsal bir yapıya dönüştü. Aynı inanışta, gelenekte ve birbirleriyle akraba olan insanlar bir arada yaşamayı tercih ettiler.

İnsanlar çoğalıp dağıldıkça başka yerlere göç edenler farklı kurban etme yöntemleri geliştirdiler. Önceleri yırtıcı hayvanlar tanrı muamelesi görürken daha sonra Mısır’da ve Azteklerde güneş tanrısı, Kuzey Afrika’da yeraltı tanrısı ortaya çıktı.

Ama insanların başına hep kötü şeyler gelmiyordu. Öyle ise – özellikle kurban işlerini akstamdıkları zamanlar - iyiliklerini isteyen bir takım güçler de vardı. Daha sonraki dönemlerde her işin bir tanrısı olmaya başladı. Göklerin tanrısı, yerlerin tanrısı, denizlerin tanrısı, bereket tanrısı, kötülük tanrısı gibi. Bir takım adamlar bu tanrılarla ilişki içine girdiklerini ve felaketleri kontrol edebileceklerini iddia ettiler. Bu iddialarının geçerli olduğunu ispat için güneş tutulması, ay tutulması gibi bugün sebeplerini çok iyi bildiğimiz doğa olaylarını delil gösterdiler. Bunların güçlerini gösterdikleri kutsal yerler oluştu. Zamanla buralara tanrının evi dendi. İnsanlar ölmemek için onlara inandı. Böylece tanrı olayı insanlar arasında kurumsallaşmaya başladı.

Ama bildiğiniz gibi diyalektik burada da işledi. Zaman içinde tanrıların sayısı azalmaya ve somuttan soyuta doğru değişim gösterdi. Örnek olarak eski İran’da sadece iki tanrı vardı: İyilik tanrısı ve ateş tanrısı. Önceleri yırtıcı hayvanlara tapanlar daha sonra görünmeyen tanrılara taptılar. Tanrılara verilen kurbanların şekli değişti. İnsanlar öldürülmez oldu. Onun yerine koyun gibi hayvanlar kesildi. Daha barışçıl şeyler eklendi. Yağmur dualarına çıkıldı. Hatta küçük dilekler için kutsal yerlere gidip bir mum dikmek, bir ağaç dalına çapıt (bez parçası) bağlamak yeterli oldu.

Bütün değişmelere rağmen insanlar bir deprem olduğunda ‘7.4 yetmedi mi?’ yazılı pankartlar açmaktan geri kalmadılar. Dikkat edin, dinciler hem ölümden sonra hayat var derler, hem de insanları ölümle korkutmaya çalışırlar. Çünkü din acı çekmekle, ölüm korkusuyla beslenir. Yine dikkat edin, ölümden en çok korkanlar, dine en sıkı bağlananlardır.

Her şey o kadar açık ki, öykünün sonunu tamamlamayacağım. Siz içinizden nasıl geliyorsa öyle tamamlayın.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

biliyormusun sevgili yazar , bu dünyada, kendine güldüren insanlar vardır, bi de kendini güldüren insanlar vardır..siz daha çok kendinize güldürüyosunuz gibi geldi bana... insanlar ölümden korktuğu içinmi dinin varlığına inanıyolarmış?..o zaman siz peygamberleri yalanlıyosunuz öyle mi ? :)...peki tarihi bilgilere neye dayanarak inanıyosunuz...bilim diceksiniz dimi :)...peki siz kur'anı kerimde kavimlerin anlatıldığını biliyormuydunuz..hem de bazı kavimler öyle ayrıntılarıyla anlatılıyorki bilim bunu asla yalanlayamaz.aksine din bize ışık tutar..bilimsel kaynaklara önder olmuştur..sizin bilime inanmanız aslında dine inanmanızıda otomatik olarak gerçekleştirmesi gerekir...çünkü bilim kur'anda yazan gerçekleri kur'an indikten çok çok sonra ortaya çıkarmıştır.. .siz kur'anı kerimi baştan sona anlayarak bir kez okudunuzmu ?bence okumadınız!..çünkü ancak kur'anı kerimi baştan sonra okumamış bir insan zanna kapılarak böyle yazılar yazabilir..dini yalanlamak yerine kur'anda yazılan bilimse

A.Öner 
 30.01.2011 23:26
Cevap :
Gülmeye devam edin.  02.02.2011 4:36
 

Rabbim tevfıkini refik eylesin İnşaallah... Siz eve sizin nezdinizde biz inanan insanlar hakkında böyle düşünceler içinde bulunan herkese; Rabbim sizleri ıslah etsin İnşaallah... Bu arada ben hiçbir zaman hiçbir yere çaput bağlamadım. 7.4 pankartı açmadım, hiçbir zaman kendimi çaresiz hissetmedim vs... Siz kendi kafanızda bir inanan profili çizmişsiniz ve ne kadar acıdır ki, üstelik buna bir de inanmışsınız ve bol kepçeden, biz inananları yargılıyor ve yaftalıyorsunuz. En başta söylediğimi tekrar ediyorum; Rabbim tevfıkini refik eylesin İnşaallah...

Yorum Dükkânı 
 17.03.2010 13:13
Cevap :
Sayın yorum dükkanı, lütfen Türkçe yazın ne dediğinizi anlamıyorum. Refikinizi tevfik eylesin ne demek? Ben hiç çaput bağlamadım, 7.4 pankartı açmadım diyorsunuz. Bağlayanları, yazanları görmediniz mi? İnsanları ölümle korkutmaya çalışıp dine çağıranları görmediniz mi? Öleceksiniz, kıyamet kopacak diyenleri okumadınız mı? 'Siz ve sizin gibiler' deyip genelleştirirken iyi. Ama size gelince 'ben öyle davranmam' diyorsunuz. Hiç uzaklara gitmeye gerek yok. MB'de son inançlar yazılarına bakmak yeterli. Ölüm gerçeği, sonsuz hayat, onların fısıltılarını duyuyor musun? Gün gece rumuzlu kişinin en son yazısı ölüm. Hep insanın en zayıf yerine vuran yazılar. Ölümle korkutup dine çağıran yazılar. Diyebiliyor musunuz ki öyle değildir?  18.03.2010 18:54
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 125
Toplam yorum
: 274
Toplam mesaj
: 43
Ort. okunma sayısı
: 3802
Kayıt tarihi
: 18.11.09
 
 

İstanbul 1980 doğumluyum. Yüksekokul mezunuyum. İstanbul'da oturuyorum. Dünya ve çevre hakkında düşü..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster