Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Ekim '09

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
610
 

Ölümün arka bahçesi

Ölümün arka bahçesi
 

Peyton Sawyer çizimlerinden bir tanesi. OTH


Bazen yüreklerimiz sıkışıp kalır nedeni bilmediğimiz bir şekilde. Her şey anlamsız gelir o an, içimizdeki sıkıntı hayatın en anlamsız noktasında bizi bekleten bir gerçek gibi karşımıza dikilmiş bizle hesaplaşmak istiyor gibidir. Anladığımızı sandığımız dünyada neden olduğuna anlam veremediğimiz acılar bizi en hassas yerimizden yakalayabiliyorlar, kendine esir edebiliyorlar. Sessiz düşünceler arasında bulmaya çalıştığımız doğrular o an o kadar uzak hissettiriyor ki tüm güzellikleri, sanki hiç koklamamış gibi hissediyoruz güzel bir çiçeği ya da bir çocuğun gülümsemesine hiç şahit olmamış gibi.

Ölüm dünyada yaşamadan inanması, anlaması en zor kavram. Tanrının olduğundan kuşku duyanlar, Ölümün sorgusuz gerçekliğine mantıksal bir açıklama ile inanırlar. Ölümü bu kadar somut kılan nedir acaba? Sorusunu hep kendime sormuşumdur. “O an” diye nitelendirebileceğimiz hayatımızın en ince çizgisi üzerindeyken bizi yönlendiren düşüncelerimizin bize ona yaklaştırdığını düşünmek, geride kalanlara bunlarla bir hesaplaşma gerçeğini bırakması en büyük acı gibi sizden kalan en büyük gerçek olabilirler. Ölüm insanlara bu kadar yakınken, bir saniye sonra bizi yakalayacağı gerçeğinden uzak yaşamak, bizi unuttuğu anlamına gelmiyor. Tesadüfler zincirinin bize her zaman onu yaklaştığını ve bazen bir anlık gecikmeyle bizi ıskaladığını görmek çok güç. Ama onun soğukluğunu hissetmek geride kalan için ölümün yaşama yansıması gibi yorumlanabilir.

Hayatta tanık olduğunuz ya da tecrübe ettiğiniz hiçbir şey ölüme benzemiyor. Tarifi imkânsız bir yürek acısının her zaman iç burkan bir yanı olması kaybetme acısını unutulmaz kılıyor. Habersiz, umut doğurmakla geçen süreler bizi yonttan, beklentinin umuda ya da umudun acıya dönüştüğü ölümün sessiz yüzü olarak çehremize oturuyor.

Hayat sarhoşluğu ile unuttuğumuz gerçekler, acı şahitlikle kendi gözlerimizle tescilleniyor. Yüreğimizin kaldıramayacağı acılara tanıklık ederek, kaybetmenin, geride kalmanın çaresizliğini yaşıyoruz.

Ölüm, arka bahçesinde hep top oynayan çocukları ister gibi hepimizi oraya çağırıyor ve topluyor. Acılarımızın biriktiği bu bahçede kendimize yeni umutlar ararken hep tanık olduğumuz ölümleri izliyoruz.

Not: Bu yazıyı yazarken dinlediğim ve bana biraz da olsa esin kaynağı olduğunu düşündüğüm şarkıyı sizinle paylaşmak istiyorum. Şebnem Ferah-Oyunun Sonu (AKCK Albümü) Bu yazıyı okuduktan sonra ya da aynı anda dinlerseniz daha etkili olacağını düşünüyorum.

Kaynak: www.sozumuzvar.com

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Çaresizlikle kabullendiğimiz, en çok acıtan, en gerçek, hayata bakarken yanımızdan hiç ayrılmayan ama hep unuttuğumuz ÖLÜM... Ölüm bir yakınımızı alınca sorguluyoruz aslında zamanla onu da unutuyoruz mutlaka. Güzel bir anlatımdı, şarkıyı dinledikten sonra okuyunca daha da üreğinize sağlık, sevgiler Adana'ya...

Özgecan 
 08.10.2009 9:25
Cevap :
Trajediler, hayatın içinde hiç beklemediğimiz anda karşımıza çıkan kalbimizi parçalara ayıran olaylar. Bu olaylara karşı güçlü olmak gerek ama kalbimiz bu sisli yolumuzu kaybettiğimiz ortamda umut ışığını bulup takip etmekte zorlanıyor. Yazımı okuduğunuz ve önerdiğim şarkıyı dinlediğiniz için teşekkür ederim.. Yorumlarla yazdıklarım daha anlamlı oluyor. Tekrar teşekkür ederim..  08.10.2009 11:26
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 32
Toplam yorum
: 11
Toplam mesaj
: 7
Ort. okunma sayısı
: 806
Kayıt tarihi
: 12.03.09
 
 

29 yaşındayım Adanada yaşıyorum. Kendime ait bir kırtasiye dükkanım var. Aynı zamanda İşletme mez..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster