Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Ekim '07

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
541
 

Orda kimse var mı?

Orda kimse var mı?
 

Ben hayatta fazla bekleyenlerden olmadım hiç. Sabırlı bir insan değilim galiba öyle sandığım kadar. Bir bankanın iş görüşmesinde karşılaşıncaya kadar, risk almanın değil riske fiyat biçmenin önemli olduğunu hiç duymamıştım da üstelik. Belki bu yüzden açık sözlü olmakla patavatsızlığı, cesaretle cehaleti karıştırdığım da çok olmuştur. Bu yazdıklarım da patavatsızlık sınıfına girer mi diye korkmuyorsam cehaletime verin gitsin lütfen. Ama sabır ile ataleti karıştırdığım pek olmadı sanırım hayatta. Bir kanat çırpışında hayatın ensesinde olmak istiyorum demiştim kendime bir zaman. Epey kanat çırpmam gerekti hayatimin bu döneminde erişebildiğim menzile varıncaya kadar. Ve bir şey öğrenebildiysem geçtiğim yollarda o da;

“Gönül diliyle konuşan birini buldun mu susmayacaksın, hasbıhal edeceksin.”

Dil susabilir sorun değil; ağırbaşlı bir sükûnet çoğu zaman büyüklük göstergesidir. Ama gönül konuşacak. Resme bir fırça da sen atacaksın; bir renk de sen katacaksın. Yoksa yaşadım diyemezsin. Yoksa yaşattım da diyemezsin. Dostum, yaşatacaksın ki ölmeyeceksin ya da yaşatacaksın ki öldüğünde yaşamımın hakkını verdim diyebileceksin.

Yazılarımı bir internet günlüğünde de yayınlamaya başladığımda bir sayaç koymuştum sayfama; acaba birileri sayfama giriyor mu diye izlemek için. Üç beş ay boyunca gördüm ki kendim yazıyor kendim okuyordum. İçimden aynı hevesle yazmak geçmez oldu. Çünkü benden taşan dönüp gene bana akıyordu. Yazdıklarım bana çok özel ve olağanüstü şeyler olarak görünüyordu hâlbuki. Ama başka hiç kimse böyle düşünmüyor muydu acaba? Bir ses, bir söz bekledim. Herkesler haberdardı yazılarımdan ve adresinden oysa. Eşim, dostum, kardeşim... Ve ben bir küçük fısıltı, belli belirsiz de olsa bir yankı - bekledim de bekledim... Bir kelebek kanat çırpsın ve bir ferahlık dünyanın öbür ucundan, yüreğime erişsin diye bekledim. Tabiat da böyle bekler dostlarım. Toprak, koynunda büyüttüğü tohumun meyveye eriştiğini görmeyi umar. Çiçekler arıları bekler. Meyveler dalında kuşları bekler. Bin bir türlü güzelliği yeryüzünün tadılmayı, koklanmayı, bilinmeyi, sevilmeyi bekler.

Bir beklentiyle yazmaktan bahsetmiyorum. Çünkü tüm o dökülen kelimeler bana birer hediyeydi ve bunun kendisi zaten yeterince mutluluk vericiydi. Ama hangi hediye kutusunda saklanır ki dostlarım? Hediye elden ele dolaşmak ister. Sevgiyle ötekine verilen sevgiyle berikine taşmak ister. Hayat paylaşmak ister. Hayat göklerden yere inmek; yerde gürül gürül çağlamak; denize, okyanusa karışmak ve yine bulut olup bir dağ başında fırtına koparmak ister.

Biliyorum meşguliyetler var... Mecburiyetler var... Biliyorum zaman dar. Dar zamanda ihmal edilen belki daha önemli şeyler de var. Ancak zamanından avuç içi kadarını hak edene ayıramıyorsa insan, bir nefeslik ara veremiyorsa koşuşturmasından; hangi mecburiyeti çıkarabilir ki hayatından?

Biliyorum; aslında bu yaşadığımız, birbirini yeterince tanımamanın uçurumu. Birbirimize yeterince yakından bakamamış olmanın. Ve belki de birikti yakından bakmamız gerekip de bakamadıklarımız geçen yıllarla. Belki eşimiz, kardeşimiz bile yabancılaştı zamanla. Hak veriyorum size. İnanın sorun değil, yazdıklarımı okumayın; içerlemem buna. Önemli değil; bana ya da eloğluna bir ses, bir yanıt vermeyin isterseniz. Ancak uzaktakine bir ses gönderemiyorsa ara ara insan, varlığın beni gülümsetiyor diyemiyorsa bir an, yakındaki kimin emin olabilir – selamını aldığından?

Ali Karakuş
http://alikarakus.blogspot.com/

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yazdıklarınızı siz yazıp siz okumuyorsunuz. Bırakın gönlünüzden gelen aksın gitsin. Kimin kabı sizin anlattıklarınızla dolacaksa o kişi yazınızı bulur ve okur. Bir kişi bile olsa o size yetmelidir. Bir kişi ile çok şey değişir, bunu iyi bilirsiniz. Blog sayacına bakmayın, okuması gereken okuyacaktır, bundan emin olun. Hangi çeşme akan suyun nereye gideceğini bilir ki ? O akıtır. Su ister bardağa dolar, ister hamatasına. Bu çeşmenin düşünmesi gereken bir şey değildir. Sevgi ve saygılarımla.

Haluk Seki 
 01.10.2007 10:50
Cevap :
0'dan 1'e kitabımdan; Ben gürül gürül akan bir çeşmeyim. Ne zaman bir gönül kurudu sanırsa kaynağında kendini; çok yakınında, yanıbaşındayım; benden kana kana içebilir her susayan misafir. Ama ben bir çeşme olmakla yetinemem. Bir umman, bir okyanus ve hatta daha da fazlası olmak isterim. Bunun için bulduğum her çeşmenin, her ummanın, her okyanusun suyuna karışmak isterim. Benden öte kamil olana rastlar isem hemhal olmak, gönlümü açmak ve onun gönlünde yurt edinmek isterim. Irmak denize teslim olmadan nasıl deniz olabilir ki; ya da deniz, damla damla beslenmeden nasıl deniz kalabilir?  02.10.2007 13:15
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 79
Toplam yorum
: 66
Toplam mesaj
: 16
Ort. okunma sayısı
: 1814
Kayıt tarihi
: 30.04.07
 
 

1970 Mersin doğumluyum. 1988 yılında Kuleli Askeri Lisesi'nden, 1994 yılında da Ortadoğu Teknik Ü..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster