Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Kasım '08

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
293
 

Örtü politikası

Örtü politikası
 

Ört örtebilirsen!


Hayır efendim, başörtüsünden söz etmeyeceğiz.

Bu defa söz konusu olan örtüye, olsa olsa beyin örtüsü denir.

Bu bir dünya görüşü, bu bir kendini koruma refleksi, bu bir yıllanmış, yıllanmış ne demek, yüzyıllanmış alışkanlık.

Hem kendi beynini, hem de başka beyinleri örtme çabası.

Nasıl mı oluyor? Hemen her gün yazılı ve sözlü medyada sayısız örneklerini görüyorsunuz. Bir haber yapılıyor, bir skandal ortaya çıkarılıyor, hemen arkasından olaya karışmış olanlardan, adından söz edilenlerden yalanlamalar, akıllara durgunluk veren açıklamalar, olayın sağından solundan viraj almalar, eğip bükmeler, masumiyet yeminleri vesaire vesaire geliyor. Olayın şahitleri, düşünülebilecek sebeplerden, ya ifade değiştiriyorlar ya da olanları akla ziyan bir mazeret göstererek anlatıyorlar. Bir de bakıyorsunuz, meğerse herşey yanlış anlaşılmış. Yalnız kişiler değil bunu yapanlar, kurumlar, yetkililer de ayni tarzda davranıyorlar.

Örnek mi? Mobese kameraları Antalya’da, polisleri, nezarethanede bir kadınla grup seksi yaparken görüntülüyor. Kadın ifadesinde, polislerin ağır çalışma şartlarına üzüldüğü ve onlara acıdığı için ilişkiye girdiğini, şikayetçi olmadığını söylüyor. Ve soruyor: Ne var ki bunda? Ardından, olayın geçtiği polis merkezinde, çalışanların medyayla teması, gazetecilerin binanın bahçesine bile girmesi yasaklanıyor. Tüm bina, içindekilerle ve bahçesiyle birlikte örtülüyor böylece.

Örnek mi? 14 yaşındaki kızı taciz ettiği iddia edilen dedesi yaşındaki adam, aslında kızın annesinin kızını pazarladığını anlatıyor. Kendisi sütten çıkmış ak kaşıktır. Herşey başına ünlü olduğu için geliyor. Ardından, önce şikayetçi olan kız ve annesi de şikayetlerini geri alıyorlar. Dede kurtuluyor. Taciz olayının ve kahramanlarının üzerine kocaman bir örtü örtülüyor böylece.

Örnek mi? İsviçre’de yapılan bu seneki kültür festivalinde Türkiye konu ediliyor. Müzik, tiyatro, edebiyat ve çeşitli güzel sanatlar dallarında, çeşitli şehirlerde yapılacak etkinlikler programa alınıyor. Festivali, Türkiye de sponsor olarak destekliyor. Ama festivalin başlamasından hemen önce, Türk tarafı program broşüründen beş yazının çıkarılmasını, aksi halde ödeyeceği 580.000.- Frangı vermeyeceğini ifade ediyor. Çıkarılması istenen yazılar, İsviçre’ye çeşitli nedenlerle, bu arada ilticacı olarak da gelmiş olan ve bu ülkede yaşayan bazı Türklerin hikayeleri ve Türkiye’nin komşuları ile olan münasebetlerini, İsviçreli bir yazarın gözünden anlatan bir makale. Onları kaleme alan yazarların kişisel görüşlerini dile getiren bu yazılar, herhangi sebeplerden sakıncalı bulunarak dışlanıyorlar. Türkiye’nin vermeyeceğini söylediği para olmazsa, zor durumda kalacak olan İsviçreli festival yetkilileri bu dayatmaya boyun eğiyor ve yazılar broşürden çıkarılıyor. Yazılarda sözü edilen konular üzerine böylece bir örtü örtülüyor ve konular da yok farzedilmiş oluyor. Fikir özgürlüğüne tamamen aykırı olan bu tutumu, AB ye girmeye çalışan bir Türkiye imajı ile bağdaştıramayan İsviçreliler, broşürden çıkardıkları yazıları, bu durumu eleştirerek, gazetelerde yayınlıyorlar. Yine festival kapsamında gösterilmemesi istenen “Gitmek” isimli film, festival kapsamı dışında gösteriliyor sinemalarda. Böylece lahana turşusu, perhizin canına okuyor ama ne gam, örtüyü örtenler, üstü kapanmış olanın bilinmeyeceği düşüncesiyle, mutlu olmuş oluyorlar. Önlemeye çalıştıkları yazılar ve film ise, gazetelerdeki eleştiriler dolayısiyle daha fazla merak çekiyor ve daha fazla okuyucu ve seyirci kitlesine ulaşmış oluyor sonuçta.

Yaptığı işin üstünü örtüp herkesten saklamak, bir kedi davranışı. Kedi bunu, yaptığının pis koktuğunu, toprağa gizlenip yokedilmesi gerektiğini içgüdüsel bildiğinden yapıyor. Acaba böyle davranan insanlarda da mı aynı psikoloji mevcut?

Örnek çok, hem de pek çok. Ama hepsini anlatacak yerimiz yok.

Oysa zamanımız iletişim zamanı. Haberler dünyanın bir ucundan diğer ucuna adeta ışık hızıyla ulaşıyor.

Gelişen teknoloji, komünikasyonu çocuk oyuncağı haline getirdi. İnternet, cep telefonları, kameralar, DNA, uydu televizyonları, vesaire, hiçbir yerde, hiçbir şeyin gizli kalmasına elvermiyor artık.

Günümüzde, gerçekleri örtmeye çalışmak çabası, birşeyi görmek ve bilmek istemeyen çocuğun, gözlerini kapatması kadar çocukça. Yalancının mumu yatsıya kalmadan sönüyor, günümüzün teknoloji dünyasında.

Birkaç ay önce tertipledikleri olimpiyatlarla, teknolojinin bütün imkanlarını muhteşem bir şekilde kullanarak, tüm dünyaya eşşiz bir gösteri sunan Çinliler, bazı konularda sergiledikleri tavırlarla, etkilemek istedikleri hür dünyayı, ayni zamanda da güldürdüler. Yüzünü çirkin buldukları şarkıcı kızı sahneye çıkartmayarak, güzel buldukları diğer bir kıza playback yaptırmaları da bu tavırlarından biriydi. Her halleriyle, “Bizde herşey mükemmel!” mesajını vermeye çalışıyorlardı. Onlar da gerçeği bu şekilde örtmüşlerdi.

Dünya küçüldü, duvarlar şeffaflaştı, mızraklar çuvallara sığmıyor, saklanmak istenen davranış ve olayların aslı, bir şekilde anlaşılıyor ve onları olduğundan başka şekilde göstermeye çalışanlar, olsa olsa komik duruma düşüyorlar.

Devir, olduğun gibi görünüp, göründüğün gibi olma devri. Devir, hatalarını itiraf edip, yaptıklarının arkasında durma devri. Çünkü hatalar, kusurlar, yanlışlıklar, yanlış duruşlar saklanamıyor artık. Mesafeler kısaldı ve herkes birbirini rahatça görmekte. Birçok durumda, kişisel, toplumsal veya siyasi, yapılan yanlışlıkların itiraf edilmesi, “hatasız kul olmaz” prensibinin benimsenerek, yanlışlıkların düzeltilmeye çalışılması, “herşey yolunda” havası atmaktan çok daha fazla puan yapıyor. Bunu kavrayamayıp, hala birtakım şeylerin üzerini örtmeye çalışanlar, zamanın ruhuna aykırı davranarak, akıntıya kürek çekmekten başka birşey yapmıyorlar.

Bunun için de ilerleyemiyor, oldukları yerde sayıyorlar, dahası geri geri gidiyorlar. Örtmeye çalıştıkları örtülerin, kendi ayaklarına dolandığının farkında bile değiller.

Haberleri ola ki, bu arada dünya, alıp başını gidiyor.

Ha, bu dünyada yaşamıyorlarsa veya yaşamak istemiyorlarsa şayet, o da başka tabii.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 165
Toplam yorum
: 554
Toplam mesaj
: 96
Ort. okunma sayısı
: 1365
Kayıt tarihi
: 03.08.07
 
 

Uzun yıllardır yurt dışında yaşıyor. İsviçre'de Adalet Bakanlığı'ndaki mesleği yanında tiyatro ya..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster