Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Sabiha Rana Melekler Yüreğinizden Öpsün

http://blog.milliyet.com.tr/sabiharana

15 Mayıs '08

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
1255
 

ÖSS ve kabusu

ÖSS ve kabusu
 

''Gençler ÖSS kabusundan kurtarılmalı''

Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Fen Edebiyat Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Osman Çakmak YÖK’e destek verdi ve bazı önerilerde bulundu.

-Öğrencilerimiz testlere girip geçme konusunda hayli beceri kazanıyorlar. Tüm lise eğitimi boyunca sadece bu konu üzerinde “uzmanlaşıyorlar” diyebiliriz. İşin ilginç yanı ise kimse de çıkıp iyi de bu becerinin kime ne faydası var diye sormuyor. Halbuki lise eğitimi öğrencileri hayata hazırlamalı. Buradaki çarpıklığın kaynağı nedir sizce?

-Sürekli söylediğim gibi, doğru çözümler için doğru sorular sormalıyız. Sorunların çözümü için önce onu anlamamız, sonradan anladığımızı sanmaktan vazgeçmeliyiz. Doğru sorular sorabilseydik örneğin teste dayanan eğitimle bilimsel düşüncenin kazanılamayacağını fark ederdik. Nasıl bir tuğla yığınından bina ortaya çıkmıyorsa, bilgi yığını da bilimsel düşünceyi, kısaca bilimin kendisini ortaya çıkaramamaktadır. Yine doğru sorular sorabilseydik, ortaöğretimde müfredatı Milli Eğitim değil ÖSYM belirlediğini görebilirdik. Türkiyede lise yok ÖSS liseleri olan dersaneler var. Yine aynı doğru sorular soramanın neticesi olarak 3 yıl olan liseler 4 yıla çıkarıldı. Sanki liselerde eğitim varmış gibi mezunların gerçek hayata atılması bir yıl ertelendi. Biliyorsunuz ÖSS nin yüzde seksenini çürüğe çıkaran bir fabrika gibi çalışması yüzünden çoğu öğrenci liseyi bitirdikten sonra bir yıl hatta 2 yıl dersaneye devam ediyor. Böylece orta öğretim fiilen 5 yıla hatta 6 yıla çıkıyor.

ÖSS problemi çözülürken öncelikle şekilsel yapılanmalardan çok öğrenciyi test tipi eğitime bağlı olmaktan kurtaracak onu mesleki eğitime yönlendirecek köklü bir yapılanmaları konuşmalıyız.

-ÖSS ye yeni bir yapı ve sınav şeklinin doğru ve faydalı hale gelmesini istiyorsak, öncelikle yapmamız gereken nedir?

- Kanaatime bilginin ve eğitimin gerçekten ne anlama geldiğini öğrenerek işe başlamalıyız. Gerçek bilgi, “nedir” sorusuna karşılık elde edilenler değildir. “Nasıl” ve “niçin” sorusuna cevapla başlar gerçek bilgiye giden yol. Bilginin dört seviyesinden söz edilir. Birincinin ilk düzeyi malumat düzeyidir. Nedir sorusunun karşılığıdır. Tek şıklıdır. Nedir sorusunun karşılığa “tepkiye” yönelik olduğundan şartlanmaya dayalı bir eğitimdir. Gerçek bilgiye bilgiyi kullanabilme seviyesine (beceri düzeyi) çıktığımızda ulaşırız. “Beceri”, bilmenin üçüncü seviyesini, yani yapabilmeyi” temsil eder ve “nasıl” sorusunun cevabıyla ulaşılır. Nasıl sorusunun cevabına da test cevaplarında olduğu gibi tek bir şıkla ulaşılmaz. Öte yandan “yapabiliyor”, yani bilgiyi kullanıyor olabilmek için, için, uygulama da içeren uzun vadeli ve sürekli bir çaba içerisine girmemiz gerekir.

Kısaca şunu demek istiyorum. Öğrenciler ÖSS kurslarına hazırlanarak gerçek bilgiyi öğrenmiyorlar. Üstelik düşünme yeteneklerini kaybediyorlar. Bunun için şunu diyebilirim. ÖSYM nin test tipi sınavlarına bağlı olmaktan kurtarmayacak her çözüm teşebbüsü problemi daha karmaşık hale getirecektir.

Şu sözlere dikkat edelim. P. Drucker “Bilgi tek başına ekonomik bir kaynak değildir. Bilgi satılmaz, sadece bilgiyle üretilenler alınıp satılabilir” diyor. Descartes ise “İyi bir zekâ sahibi olmak yeterli değildir. Önemli olan onu iyi kullanmaktır.”

-Her yıl aileleri ve öğrencileri tekrar tekrar sarsan derin bir yara ÖSS sonuçları. Bu konu çok konuşulan ama çözümü de henüz ortaya çıkmamış bir husus. Sizin bu konuda bazı çalışmalarınızı basından takip ediyoruz. Nedir durum?

- Evet ÖSS sonuçları, her yıl pek çok aileyi düş kırıklığına itiyor. Bu aileler büyük çoğunluğu varlıklı değiller, kıt imkanlarla evlatlarının öğrenim görmesini istiyorlar. Ellerinde ne var ne yoksa hepsini harcıyorlar. Çocuklarının başarılı olması için onları bu külfetlere katlanarak özel dershanelere göndermişler. Sistemin yanlışlığı sonucu alınan sonuçlar aileleri ciddi sıkıntılara sokmakta, içlerinde derin yaralar açmaktadır.

-Bu süreçte çocuklarda ciddi sorunlar yaşamıyor mu? Öğrencilerin yarıştan başka hayata dair ne görebiliyorlar?

-Bu çocuklar adeta hayatlarına bu dönemde ara veriyorlar. Her türlü sosyal yaşamlarını kısıtlıyorlar. Hafta sonu, yaz ayı, kış ayı demeden yıllarca etüt, kurs, özel derslerle geçiriyorlar zamanlarını… Sistem öğrenciyi adeta bir test makinesine dönüştürmüş durumda! Bu anlayışla öğrenciler neredeyse geleceğe problem taşıyorlar, çözülememiş travmalara itiliyorlar. Bu sistemle kendisine özgüveni kalmamış, geleceğe güvenle bakamayan nesiller bırakmış olmuyor muyuz?

Önemli bir konu da şu: ÖSS sınav sistemi yüzünden hayatının baharında mesleksizliğe ve adeta boşluğa terk ediliyorlar bu öğrenciler. Bu gençlerin aileleri ve çevreleri içinde ne kadar sıkı bir baskı içinde olduğunu bilmeyen bir insan var mı ülkemizde? Yöneticiler bu konuda bilgi sahibi değiller mi? Bu konuda çözüm üretmesi gereken kafalar yeterince bu soruna eğildiler mi? Bu hususta yürek ferahlığı ile evet diyebilir miyiz? Gecesiyle gündüzü ile hafta sonu ile kurslarda öğrenciler perişan olan öğrencilerin bu stresin altından kalkmaları nasıl mümkün olabilir? Bu konuda ne gibi çözüm önerilerimiz var? Bu problemlerin bir sosyal patlamayla sonuçlanabileceğini düşünmek çok zor olmasa gerektir!

- YÖK yeni ÖSS sistemi konusunda çalıştıklarını söylüyor ve müjdeli haberler vermeye çalışmıyor mu?

- Evet yeni YÖK yönetimini bu konuda iyi niyetli buluyorum. Bende basından bu haberleri izliyorum. Bu gayretlerin iyi sonuçlar vermesini umuyorum. YÖK’ün bu konuda kafa yorması çok güzel. Olması gereken de bu zaten? YÖK sanırım İngiltere sistemi üzerinde çalışıyor. Bu sistemin neler öngördüğünü tam bilmiyoruz. Ben Kore’nin uyguladığı sistemin bize daha uygun olduğu görüşündeyim. Kore’nin aldığı sonuçlar üzerinde bir değerlendirmem olmuştu. Çünkü daha yakın yıllarda bu problemi çözdüğü için ve bize benzer durumda bir eğitimden kurtuldukları için o model bize daha uygun diye düşünüyorum.

-Şu anda YÖK’ün açıkladığı İngiltere sistemi var. Siz ise Kore yöntemini uygun bulduğunuzu söylüyorsunuz. Nedir Kore’nin sistemi?

- Ben Güney Kore’nin sisteminin incelenmesi gerektiğini düşünüyorum. Güney Kore 2002’de buna benzer bir sisteme geçti. Burada yapılan nedir? Ne yapmıştı Kore? Kore ortaöğretim reformunu üniversite bilim reformu ile birlikte ele almıştı. Çocuklarını Seul’daki prestijli üniversitelerde okutmak isteyen öğrenciler ÖSS benzeri sınavlarda hazırlık adı altında yıllarca "sınav cehennemi" içinde kıvranıyordu. Aileler bir sektör haline gelen özel dersler ve kurslar için ayda bizde olduğu gibi yüklü paralar ödüyorlardı. Test çözme mekanik becerisini ön plana çıkarıyordu. Defalarca değiştirilen bu eski sistem 1995'de başlayan bir eğitim reformunun parçası olarak temelden değiştirildi. Yeni sistemi ise 2002'de yürürlüğe soktular.

-Ne içeriyordu Kore’de uygulanan bu yeni sistem?

- Yeni sistem kullanışsız ve ezber bilgi yerine temel bilgi ve yetenek sınavlarını öne çıkardı. Bununla beraber asıl olarak öğrencilerin kişisel okul dosya kayıtları, makale yazmaları, mülakatı ön plana çıkarıyordu. Böylece lise eğitimi öğrencinin çok yönlü gelişmesi sağlandı. Bu sistem öğrenciye anlamlı ve faydalı bir katkı yaptı. Yani liseler aslî görevine döndü. Mezuniyet için gerekli asgari kredi sayısı da ABD'de olduğu gibi 120 olarak değiştirildi. Kredi sayısının azaltılmasını standardı ve kaliteyi düşürmek olarak görenler vardı. Modern eğitimde önemli olan çok şeyi öğrenmek değildi asıl önemli olan "öğrenmeyi öğrenmek" idi. Öğrenciye ihtiyaç duyduğu bilgilere nasıl ulaşacağı ve ne şekilde kullanacağı öğretilmelidir. Asıl olan budur. Ona özgüven kazandırmak gerekir.

- Öğrenci zamanını ne kadar doğru değerlendiriyor size göre. Bu sınav sistemi öğrencilerin boynunda olduğu sürece bu ne kadar mümkündür?

- Bu konuyu uzatacak zaman kalmadı artık. Çözüme bir an önce gidilmeli ancak bu doğru çözüm olmalı. O nedenle YÖK de çalışma yapan uzmanlar çok yönlü bakabilmelidir olaya. Yeni sistemin uygulanabilirliliği ve çözüm alabilirliliği iyi hesap edilmeli öncelikler. Bu iyi niyetli çabanın doğru sonuç vermesi için herkes katkı vermelidir.

Sorunuzun ilk kısmına gelirsek öğrenci günün büyük bölümünü kişisel yaşamına ve bilimsel ve düşünce gelişimine hiçbir katkısı olmayan sınav hazırlığına vermektedir. Buraya çok dikkat edilmelidir. Neredeyse en verimli yılları sadece öne geçmek için sarf edilen gayretler ile boşa geçmektedir. İsterseniz yapılan bazı araştırmalardan bilgi vereyim. Öğrenciler ortalama 2,1 yıl dershaneye devam ediyor. Arta kalan zamanda bile 2–4 saat arası ders çalışıyor. Üniversite kapısındaki öğrencilerimizin hayatında ÖSS'den daha önemli bir şey yok. Sosyal hayattan tecrit edilmiş durumdalar. Ruhi ve kişisel gelişimini normal süreçlerde tamamlayamıyor bu nedenle. İşte bu felaketli gidişe dikkat çekmek istiyorum. Sanal kavga gündemlerini bırakıp biraz gençliğimize dolayısıyla geleceğimize bakmamız gerekiyor.

- Gençlerin iyi bir üniversite kazanma arzuları, ÖSS de iyi sonuç almak istemeleri ülkemizde bir sektörü doğurdu. Dershanelerin çoğalması bu ihtiyaca cevap vermek içindi. Ama orada da yaşanan sorunlar var. Sizin bu konudaki değerlendirmeniz nedir?

- Öğrenciler hayatının en önemli dönüm noktalarından biri olarak Öğrenci Seçme Sınavı (ÖSS)nı görüyor. Bu ise sizinde belirttiğiniz gibi Türkiye'de büyük bir sektörün doğmasına neden oldu. Öğrencilerin, üniversite kapısına gelinceye kadar hazırlık için yaptığı harcama tutarı ne kadardır biliyor musunuz? Bu tutarın 9,2 milyar doları aştığı ortaya çıktı. Öğrenci başına ortalama 5 bin 322 dolar harcanıyor. Bu durumda en çok kazanan sektör dershaneler olmaktadır. Resmi verilere bakarsak 1984 yılında dershane sayısı 174. Sadece bu kadardı. 2005 yılında bu sayı 3 bin 650' ye çıkmış görünüyor. İnsanlar imkanları varsa bunu elbette çocukları için kullanacaklardır. Bu çok doğal. Burada sorulması gereken soru şudur. Bunca masraf yapılmasına rağmen ortaya çağın gereklerine göre donanmış geleceğe hazır bilgi ve teknoloji üretebilecek, dünya ile rekabet edebilecek bir nesil yetiştirebiliyor muyuz?

- Burada eğitimde bir misyon zaafı söz konusu olabilir mi? Planlanmış 100 yıllık eğitim projelerimiz var mı? Biraz da sorunun kökeni buralarda değil mi?

- Evet tabii.. Ülkemizde misyonsuzluktan söz edilebilir. Bunun en belirgin en açık örneği ise lise eğitimidir. Liselerin gayesi gerçekten öğrencileri üniversite sınavına hazırlamak mıdır? Bu ise misyon bunu dershaneler çok daha başarılı yapıyorlar. Durum bu olduğuna göre liselere ne gerek var peki? Yani sistem böyle devam edecekse dershaneleri değil öncelikle liselerin varlığının sorgulanması gereklidir.

- Son günlerde liselerden rapor alan öğrencilerin çokluğu haber konusu olmaya başladı?

- Evet bende okudum benzer haberleri. Özellikle son sınıflarda yoğun yaşanıyor. Üniversiteye giden yolun sahte rapor almaktan geçmesi de düşündürücü değil midir? Maksat rapor alarak liselerden kaçmakta olduğuna bakılırsa, liseler üniversiteye girişe destek olmuyor. Köstek oluyor. Liseden kaçıp dershaneye gitmenin başka bir anlamı olmasa gerek.

- ÖSS sisteminin değişimi konusunda YÖK’ün yeni açıklamaları var. Size kısa vadede kaldırılabilir mi? ÖSS de yeni bir yapılanmaya gidilebilir mi?

- Yeni bir söylem ve bakış açısıyla eğitim problemleri tekrar ele almanın zamanı geldi. Şunu bilmeliyiz ki mesleki eğitim, ÖSS ve YÖK gibi eğitim ve bilim problemleri sadece hükümetlerin sorunu değildir. İlgili tarafların katılımı ile geniş bir mutabakat sağlanmalıdır. İktidarlarca değişmeyen kalıcı politikalar oluşturmaya ihtiyaç vardır. Buda ancak “gerçek” uzmanlar nezdinde ve bilim platformlarında ele alınarak sağlanabilir. YÖK ilk adımı atmıştır. Arkası gelmelidir. Önemli olan öğrenciyi dersane bağımlısı olmaktan kurtaracak, okuluna ve eğitime bağlayacak bir sistemin oluşturulmasıdır.

-Sizin ÖSS de nasıl bir çözüm öneriniz var? Bu konuda nasıl bir yapılanma içine girilmelidir?

-İlk iş olarak, geniş katılımlı istişarelerle Lise ve lise mezununun sahip olması gereken bilgi ve becerilerin neler olduğu, dünya standartlarının nerede bulunduğu, aradaki kıyaslamada çıkan verilerin ne olduğu ve sebepleri masaya yatırılarak bir bir ele alınmalıdır. Bu konuda çalışanların tüm enerjileri buraya yönelmelidir. Bu bir milli meseledir. Geçiştirilebilecek, yüzeysel yaklaşılacak bir konu değildir. Lise eğitimin misyonu nedir bu ortaya konulmalıdır. Sınavlar ise bu misyonu ölçmeye yönelik olmalıdır bunu değerlendirmelidir. Lisede verilecek dersler ve mesleki becerilerin neler olacağı bilimsel kriterler esas alınarak belirlenmelidir.

- Neler sorulmadır ÖSS de. Bu konuda neler düşünüyorsunuz?

- Bana göre ÖSS sistemi mesleki becerileri de değerlendiren bir konuma çıkarılmalıdır. O zaman eğitim kendi misyonunu sağlıklı bilimsel bir zemine oturtur. ÖSS sistemi becerileri, analitik düşünceyi, yorumlama gücünü ve üretkenliği değerlendiren konuma yükselmelidir. Bu mutlaka sağlanmalıdır. Bunun için, okullarda öğretilen dersler dışında olan puanların yaklaşık yarısı mesleki alanlar da yer alabilir. Öğrenci bu amaçla mesleki sertrifikalar önemli hale gelmelidir. Çünkü test sınavları ile beceri ve mesleki yetenekleri belirlemek mümkün değildir. Ben bir deneme kabilinden liste yaptım:

1- Bilgisayar ve bilişim teknolojileri
2- Yazma ve ifade becerisi
3- Genel sağlık bilgileri
4- Genel kültür ve dünya olaylar
5- Sanat, spor vb etkinlikler
6- Yabancı dil

Bu sıralama değişebilir; ilave ve çıkarmalar yapılabilir tabi. Amaç öğrenci üniversiteye girememişse pazarlanabilir becerileri sahip olsun. Avrupada çoğu ülkelerde öğrencilerin kazandığı ve mesleki ve beceri sertrifikaları ne kadar artarsa öğrencinin üniversiteye girişte puanı o kadar artırıyor. Öğrenci yabancı bir ülkeye gitmiş orada bazı kurslara vb faaliyetlere katılmışsa o da değerlendiriliyor.

Üniversite giriş sınavları beceri, tecrübe, sanat gibi yetenekleri değerlendirir konuma çıkarsa o zaman ülkemizde bir sektör haline gelen ve onbinlerce kişiye ekmek kapısı olan hazırlık kursları öğrenciye beceri ve meslek kazandıran çok daha faydalı kurumları haline gelir. Okullar da ÖSS hazırlık dershaneleri gibi çalışmaktan vazgeçer.

Sonra üniversitelerde ilk birinci yıl esnek olmalıdır. Öğrenci kolayca başka bölümlere geçebilmelidir. Burada zorluk çıkartılmamalıdır. Diğer önemli bir nokta ise şudur. Öğrenci yetenek ve becerilerini, bilgi gücünü ortaya koyar nitelikte olan ÖSS sınavı üniversiteye yerleştiren nihai kurum özelliğinde olmamalıdır.

- Üniversite önünde yığılmaya çare olarak en önemli çıkış yolu mesleki Eğitimin ayağa kaldırılması için ne yapılmalı? Kısaca söylemek gerekirse…

-Tüm öğrencilerin bir meslek öğrenmesinin zorunlu hâle getirilmesi eğitim probleminin halledilmesinde temel çıkış noktasını teşkil etmektedir. Böyle bir sistem kurulduğu takdirde pek çok ana baba kendiliğinden çocukları için
Meslek okulları eğitimi ve uygulamaları ile çağdaş hâle getirilir, mesleğin gerektirdiği her türlü alet edevat ve atölye imkânları ile donatılırsa okulunu bitiren mesleğini gerçekten öğrenebilecek, sadece “diplomaya” değil aynı zamanda mesleğin gerektirdiği “yeterliliğe” de sahip olacaktır. Gerekli kanunî düzenlemeler yapılarak, mesleğinde uzmanlık belge ve diplomasına sahip olmayan hiçbir kimseye (meslek ne kadar basit görülürse görülsün) ilgili meslekte işe girme ve işyeri açma izni verilmezse o zaman ister istemez herkes bir meslek sahibi olmak zorunluluğu hissedecektir.

- Üniversite önünde yığılmanın önlenmesi için her kesimde ve her eğitim kurumunda hedef olarak üniversite gösterilmesi yanlış telakkisinin kaldırılması gerekiyor bir kere. Sonra tabi ki bu arada mesleklerin gerekli saygınlığa ulaştırılması önem arz ediyor. Öyle değil mi?

- Öğrenci çoğunluğunun daha lise çağında en az bir mesleği öğreneceği şartları hazırlamak lazım. İnsanları lise çağından sonra bir meslek sahibi yapmak zor. Sanayide çırak olarak da çalışamaz. Gururlarına yediremiyorlar. Meslek lisesini okuyan kişilerin üniversite düşüncesinden ziyade iş kollarında başarılı bir kariyer yapmaya odaklanması sağlayacak yapılanma ortamı oluşturmalıyız.

Ta ilkokuldan itibaren doktor mühendis öğretmen olma havasına sokuluyor öğrenci. Hâlbuki iyi bir usta ve sanatkâr olma, kendi işini kurma ve üretmeye yönelik meslekler ve bir meslekte uzmanlaşma gibi hedefler gösterilmiyor.

Daha çok eğitim yapımızla alakalı bir durum bu. Kendine güvenen ve üreten, problem çözmeyi bilen müteşebbis insan yetiştirmekten uzağında kalan bir eğitim yapımız var. Eğitim süreci üreten ve bilgiyi kullanan özne değil, tüketen nesne konumunda insan yetiştiriyor. Bilginin aktarılması, tek doğrulu ve kendine güveni olmayan yığınlar oluşturuyor. Herkesi kendine yardıma mecbur addeden, başkalarına muhtaç insan yetiştirmenin yolu haline gelmiş bulunuyor mevcut eğitim. Bu yapı, üretim duygusunu ve kendine güveni geliştirmediğinden gençlerin dünyasına hazıra konma ve memur zihniyeti hâkim oluyor.

Tabi önemli olan tüketimci toplum kavramından üretici toplum kavramına geçebilmek. Hiç şüpheniz olmasın o zaman meslek okulları daha da revaçta olacak. Üretken bir toplum anlayışına geçersek o zaman şimdiki devlet kapısında iş bulma anlayışı da sona erecektir.

(Uğur İlyas Canbolat'ın Haberiydi)

Memory Center Nöropsikiyatri Merkezi

Uğur Canbolat
İşletme Müdürü
www.mcaturk.com
canbolat@mcaturk.com canbolatugur@gmail.com
Bağdat Cad. No: 109/A 34724 Feneryolu Kadıköy / İstanbul
Santral: (216) 418 15 00 Faks: (216) 418 15 30


Gönül notum:

Gençlerimizi ve ailelerini çok yakından ilgilendiren ''ÖSS'' konusuyla ilgili olan, bu özel haberi, (her zamanki gibi,) benide bilgilendirdikleri ve sizlerle paylaşmamı sağladıkları için, NPSİTANBUL Nöropsikiyatri Hastanesine ve Sayın Uğur Canbolat Beyefendiye çok teşekkür ederim..

Allah razı olsun.

''Melekler yüreğinizden öpsün gençler''

Sabiha Rana

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1986
Toplam yorum
: 5389
Toplam mesaj
: 722
Ort. okunma sayısı
: 4827
Kayıt tarihi
: 26.10.06
 
 

Gazeteci - Yazar (NLP Uzmanı - İlişki ve Yaşam Koçu) Yaşarken dünyayı dolaşmayı, topraktan güneşe..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster