Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Ekim '06

 
Kategori
Basın Yayın / Medya
Okunma Sayısı
2061
 

Otomatik zaman ayarlı teyp

Otomatik zaman ayarlı teyp
 

Yetmişli yılların başlarında bir radyolu teybimiz vardı. Radyodan müzikler kaydederek müzik kasetleri yapardım. Müzik başlarken kayıt düğmesine basar kayda başlardım, beğenmezsem durdurur, geri sarıp yeni kayıt için orada bekletirdim. O zamanlar boş kaset oldukça pahalıydı. Tüm kasetler dolunca eski kasetleri incelerdim, bazıları bu elemeyi geçemezdi ve üzerine kayda başlardım. Sezen Cumhur Önal ve bazı sunucular programlarında şarkılar üzerine konuşurlardı, çok kızardım kaydımı bozdular diye. Defalarca kayıtlar yapılan bu kasetlerin bantı kopardı. Kasetlerin nasıl söküleceği, kopan bantların nasıl yapıştırılacağı konusunda oldukça deneyimliydim.

Kasetli yılların öncesinde plaklarla tanışmıştım ve kasetli yıllarda da hala vardılar. Pikabın radyodan farkı hiç duymadığım şarkıların çalmasıydı. TRT’nin çaldığı müziklerin seçiminde çok katı kuralları olduğu için plaklardaki şarkılar farklıydı.

İnebolu’ da uzun dalga Ankara radyosu dışında başka TRT radyosu net çıkmazdı. Yalnızca akşamları Orta Dalgadan İstanbul Radyosu ve o zaman adı İl Radyosu olan şimdiki TRT Radyo 3 zor da olsa dinlenilebilirdi. O zamanlar Ankara Radyosunda “arkası yarın”, “radyo tiyatrosu”, “çocuk saati”, “okul radyosu” programları yayınlanırdı. Ortaokuldayken son dersten çıkıp eve gelmeden biten bir program olurdu. Programın adını unuttum, arkası yarın programının çocuklara yönelik olanıydı. Onu dinlemek için hazırlamıştım o basit kayıt düzeneğini: Zemberekli çalar saati programın saatine kurardım. Saatin arkasındaki çalar saati kurduğum anahtar zamanı gelip saat çalmaya başlayınca dönerdi, o anahtara taktığım lastik bant kendini bırakırdı. Lastiğin diğer ucundaki teyp kayıt düğmesi serbest kalır ve kayıt başlardı. Geldiğimde programı kayıtlı bulur ve teypten dinlerdim. Benim mükemmel düzeneğim sık sık hata yaptığı için eve geldiğimde sürprizlerle karşılaşırdım. Sonra çok daha basit çalışan ikinci versiyonunu yapmıştım. Düzenekte yine saatin dönen anahtarı vardı, teybin elektrik kablosuna bağlı düğmeyi açıp devreyi tamamlıyor ve elektrik gelince kayıtta bekleyen teyp çalışıyordu. Bu daha az hata yapan bir sistemdi.

Radyo Tiyatrosu haftada bir gün akşam 9’a olurdu ve tam bir saat sürerdi. Jenerikte yazarın ve tüm seslendirenlerin adları söylenirdi. Daha sonra çok ünlü olduklarını öğrendiğim, çok önemli tiyatrocuların sesleri o yıllarda belleklerimize kazınmıştı. Arkası Yarın sabah 9:40’da yayına başlar ve 20 dakika sürerdi, “Arkası yarın bu saatte” der ve biterdi.

Sabah 7:30, öğleyin 13:00, akşam 19:00, gece 23:00’da haberler olurdu. Bu haberler dışında dünya yıkılsa yayın kesip verilmezdi. Yetmişlerin başlarında çok önemli depremlerden biri olunca yayın ağırlaştırılmıştı ama saat 19 olana kadar tek cümle edilmemişti.

Hafta içi günlerde Okul Radyosu hem sabah hem öğleden sonra yayınlanırdı. İnebolu’da okullarda sabahçı, öğlenci diye birşey olmadığı için bu tekrar yayına anlam veremezdim. Okul radyosu ilkokula yönelik olurdu, o zamanlar daha büyük olduğum için bana hitap etmese de evdeki tek ses olan radyoda dinlerdim. Bir Pınar Abla vardı, çok bilmiş, ukela birisi olduğunu düşündüğüm için sinir olurdum. Üniversite yıllarında Pınar Abla’nın sesi ile aynı sınıftaydık, hiç de sinir olunacak birisi değildi. Cumartesileri 16:50’de Çocuk Saati başlardı. Yarışmalar ve oyunların yayınlandığı bir programdı. Rüştü Asyalı’yı Keloğlan filmleri henüz yokken bu programda Keloğlan rolüyle tanımıştık. Çocuk Saatinin ardından bir saat süren klasik müzik programı yayınlanırdı. Çok yavaş konuşan bir sunucusu vardı. Çalacağı müziklerin öykülerini uzun uzun anlatırdı.

Pazar günleri futbol maçları yayınlanırdı: “Burası Ankara, İstanbul, İzmir, Çukurova..... ve kısa dalga Türkiye’nin Sesi radyoları” diye naklen yayın başlardı. (1)

Cumartesi sabah saatlerinde İstanbul Stüdyolarından yayınlanan eğlence programlarında Zeki Alasya, Metin Akpınar, Ahmet Üstel’in oynadıkları kısa skeçleri dinlerken çok eğlenirdim.

Yetmişlerin ortalarında TRT radyoları TRT1, TRT2, TRT3 diye adlandırıldı. Bizim oralarda yalnızca TRT1 ve 2 vardı. İkisi de uzun dalgadan yayın yapardı. TRT2 yayına başlayınca her saat başı haberle tanıştık. Öğleyin saat yarımda haftalarca süren yarım saatlik arkası yarın programında İnce Memed’i dinlemek gibi ayrıcalıklarımız oldu. İzzet Öz’ün programlarında Livaneli ile tanıştık.

İnebolu’ya televizyon yayını 1975’de geldi. Artık gündüz saatlerinde ve geceleri radyo vardı. Televizyon yansıtıcıları sık sık bozulurdu, o günlerde de radyo eski ve sadık bir dost olarak günlerimizi doldururdu.

(1) Pazar günlerinin radyo anılarını “Otuzbeş yıl önce İnebolu’da pazar günü” başlıklı yazımda anlatmıştım.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bu yazını okurken yine eski çocukluk günlerime gittim. Radyo ne kadar önemliydi hayatımızda. Hatırlayamadığın proğramın ismi, Çocuk Bahçesiydi. Ormandaki ışık, Ateşi Öldürmek gibi oyunların isimleri kalmış aklımda. Tok bir erkek sesi "Çocuk Bahçesi" der ve bir an sessizlik olurdu. Sihirliydi sanki o ses ve susuş. çok değişik bir haz verirdi bana. Ne güzeldi bizim çocukluğumuz. sevgilerimle.

Gürsel Yüce Tercan 
 12.07.2007 11:20
Cevap :
Cumartesi günleri de Radyoda çocuk saati olurdu. Televizyonun olmadığı yıllarda iple çekerdik o saati. Sevgilerimle.  12.07.2007 11:31
 

Sevgili Aydın Tiryaki, Kastamonu Eğitim Enstitüsü mezunuyum, 1982'den beri de Kastamonulu sayıyorum kendimi. İnebolu ve Kastamonu Kurtuluş Savaşi'nda en çok şehit veren illerimiz. Ben de çok derin bir sevgi var Kastamonululara karşı... Pkaplar,plaklar,teypler ve kasetler... Babamın gramofonu vardı, manyetolu, ne çok seviyordum; okuldan geldiğimde yoktu.Satmıştı. Daha sonra pkap aldım, plaklarım oldu. Onlara da evde izin vermedi. Yazınızda pkap resmi varya içim cız etti. Şimdi pkaplar yeniden moda ama o eski plakları nerede bulacağız ki... Pkap benim için çok özel bir tutku. Kastamonu'da Tekeli Kardeşler vardı saz ustaları; onlara üç saz yaptırmıştım: cura, bağlama ve divan... Çok uğraştım öğrenemedim, çalabilen dostlara verdim. Bir şansım var ben hala radyo dinleyebiliyorum; dedemden kalma radyodan. Göç eden bir milletin evlatlarıyız ve Çetin Altan'ın yazdığı gibi 4-5 kuşak aynı evde oturan kaç aile var Türkiye'de? Kültür mirasımız da göçlere kurban... Sevgiyle kalınız...

Cemal Hüseyin Çağlar 
 28.10.2006 19:39
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1735
Toplam yorum
: 2342
Toplam mesaj
: 230
Ort. okunma sayısı
: 2396
Kayıt tarihi
: 22.09.06
 
 

27 Mart 1959'da İnebolu Yeşilöz Köyünde doğdum. Yeşilöz Köyü İlkokulu, Yeniyol İlkokulu, İnebolu ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster