Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Kasım '09

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
712
 

Pandora'nın Kutusu ve orta sınıfa bakmak

Pandora'nın Kutusu ve orta sınıfa bakmak
 

Yönetmen: Yeşim Ustaoğlu

Senaryo: Yeşim Ustaoğlu- Sema Kaygusuz

Oyuncular: Tsilla Chelton, Derya Alabora, Onur Ünsal,

Övül Avkıran, Osman Sonant.

Türkiye/2008/112’

‘Pandora’nın Kutusu’ orta sınıf aile ilişkilerine dair derinlikli ve gerçekçi bir bakış içermesi bakımından önemli bir film… Türkiye sinemasında orta sınıf yaşantısına ve aile ilişkilerine odaklanan birçok film sayabiliriz. Yılmaz Güney’in Arkadaş filmi bu filmler içerisinde en keskin olanıdır, şematik oluşu ve ahlak dersi vermesi açısından da didaktik diyebileceğimiz bir filmdir. Ancak orta sınıf karakterlerin anlatıldığı her film aslında orta sınıfın (üretimdeki rolüne bakıldığında) açıkça görülen ikircikli tutumu nedeniyle tehlikelidir.

Üretim sürecinde, orta sınıf, hem ücretli emeğin hem de üretim araçlarının sahibi burjuvanın özelliklerini bünyesinde taşır ve bu yüzden bir ara sınıftır.

Orta sınıfın hikâyelerini anlatmaya kalkan filmler, karakterlerini burjuva konformizmin veya yozluğun dibine de batırabilir, potansiyel bir kurtuluş umudu da bırakabilir. Daha da iyimserse senaristimiz orta sınıfı hayal dünyasından uyandırıp gerçeklerle buluşturabilir ya da ‘doğru’ya yöneltebilir ( Örneğin; Handan İpekçi- Büyük Adam Küçük Aşk)

Pandora’nın Kutusu ise iki yaklaşımdan da nasibini almış ve güzel bir harman ortaya çıkarmıştır. Örneğin, film üzerinden gidersek, filmde yer alan karşıt iki karakter Nesrin ve Mehmet mutlak iyi veya mutlak kötü değildirler. ‘Arkadaş’ta ki estetik yoksunluğu karşıt karakterlerin özelliklerinin mutlaklaştırılmasındandır. Şüphesiz ki Yılmaz Güney, orta sınıfa gerçek kurtuluşunun zenginleşme/sınıf atlama veya benmerkezcilikle olmayacağını, işçi sınıfıyla aynı yolda yürümeleri gerektiğini söylemeye çalışmıştır, ancak çizdiği çerçeve donuktur, karakterlerin değişim süreçleri ise –aynen kendileri gibi- sert ve keskindir.

Pandora’nın Kutusu filminin izleyiciye aktardığı önerme ise ‘insanın kendi kaderini tayin etme hakkı’na dairdir… Önermesinin daha şeffaf ve genel oluşu sayesinde Yeşim Ustaoğlu baştan Yılmaz Güney’e göre sinema estetiğini koruyabilme açısından avantajlıdır.

***

Kökten birbirine bağlı olan ve var olan aile yapısını değiştirme amacı taşımayan üç kardeşin farklı dünyalarının seyirciye aktarılma süreci bazen yaşadıkları yerlerden bazen de sevdikleriyle ilişkilerinden başlıyor ve senaryoyla algılayıcı arasında görselliğin de desteğiyle sağlam bir iletişim kuruluyor.

Oyuncu performansları, sinema dilinin ve senaryonun başarısı, karakter yaratımı, mekânlarla aralarındaki ilişkinin doğallığı filmi estetik açıdan olgunlaştıran özellikler…

Pandora’nın Kutusu’nda ki üç ana karakterde ait oldukları sosyal sınıfın kaygılarını taşıyan, ancak dünyaya farklı yerlerden bakan karakterler. Birisi (Nesrin) olabildiğince statükocu, diğer kız kardeş (Güzin) ise rahatına düşkün ve soğuk, erkek kardeş (Mehmet) de dünyayı umursamayan bir karakter.

Örneğin Nesrin statükocudur, izole bir yaşam sürer. Davranışları, konuşmaları yaşadığı yer bunu destekler.( kontrolcüdür, emir veren tarzda konuşur, sitede yaşar)

Yaratılan diğer karakterlerde de bu gözlenebilir. Örneğin, Mehmet filmde orta sınıf yaşantısındaki mevcut durumu koruma adına verilen tavizlere, güvensizliğe, bencilliğe karşı bir karakterdir (yolda gördüğü köylüye duyduğu güven, kamyoncular durağındaki insanlarla kurduğu sıcak ilişki, kent yaşamından görece uzaklaşmış bir evde yaşaması bu özelliklerini destekler)

Yeşim Ustaoğlu bu filmiyle hem çok gerçekçi karakterler yaratmıştır hem de senaryo, mekân seçimi gibi başlıklarda karakterin özelliklerine sadık kalmıştır. Bu yönüyle film sinema estetiği açısından ileri bir örnektir.

Filmin üstüne kurulduğu çatışma; farklı yaşam biçimlerini temsil eden üç kardeşin, anneleri aracılığıyla bize aktarılan dünyaları olsa da, bu çatışmanın düğümünü çözen ve çocuklarının gösterdiği değil kendi istediği yolda yaşayan ve ölüme giden anneanneye kendi seçim imkânını tanıyan çocuk oluyor.

Film sinema estetiği, senaryo, oyunculuk gibi başlıklarda anlatmaya çalıştığı derinlikli konunun hakkını veriyor.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Annenin yakalandığı -çağdaş illet denilen- 'Alzheimer' hastalığı özelinde, megakent kaosunda, geleneksel dayanışma modelinden kopmuş (evlatların) genç-orta yaş-orta sınıf kuşağın dramı çok başarılı verilmiş! Sizin anlatımınız da doyurucu, özellikle seçtiğiniz başlık da son derece yerinde olmuş. Teşekkürler. Selamlarımla...

Ersin Kabaoglu 
 25.11.2009 3:53
Cevap :
yorumunuz için teşekkürler...geç cevap yazıyorum kusura bakmayın...selamlar  09.12.2009 0:55
 

Geçen yıl İpek Yolu Film Festivalinde izleme şansım oldu bu filmi.Çocuklarımla birlikte izledik.Hatta benim büyük unutkanlıklarımla dalga geçip yaşlanınca benimde filmdeki anne gibi olacağımdan endişelendiler.Ama şu var ki nasıl çocuklarımızı zamanı gelince özgür bırakıp kendi hayatlarına gitmelerini istiyorsak onlarda zamanı gelince gitmek istediğimizde bizi özgür bırakmayı istemek zorundalar. Sizinde anlattığınız gibi çok güzel filmdi.Elinize sağlık.Sevgiyle kalın.

Leylim. 
 23.11.2009 12:54
Cevap :
evet, benimde beğendiğim filmler arasındadır...yorumunuz için teşekürler.  23.11.2009 23:30
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 22
Toplam yorum
: 49
Toplam mesaj
: 23
Ort. okunma sayısı
: 805
Kayıt tarihi
: 10.02.08
 
 

Üniversite sebebiyle İstanbul'da oturan, burslarıyla geçinmeye çalışan, okumayı yazmayı seven, ortal..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster