Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Mayıs '12

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
67
 

Parçacıklar...

-          Küçüklüğümü hatırlarım da, büyümek için can atardım. Fakat zaman içerisinde nedense içimdeki hiç büyümemiş hissi geçmedi gitti. Etrafımda hep birilerinin küçüğü olmam sebebiyle sürekli “Ohooo sen daha çok gençsin” cümlelerini duyarım ve ben  hep yeterince büyüyemem. Bu hissin ne zaman geçeceği ile ilgili en ufak bir fikrim yok, şunu biliyorum ki 50 yaşıma geldiğimde de aynı hissi yaşıyor olacağım.

-          Yirmili yaşlardayken sabah kadar bir mekanda içip, sabah doğrudan işe gidebiliyordum. Otuzlu yaşlarımda ise neredeyse akşam haberlerinden sonra uyuklamaya başladım.
Yaşımı abarttığımı söylüyorlar ama tanıdığım yaşıtlarım hep benim gibi hissediyor. Acaba arkadaşları mı değiştirsek ya da başka ülkelere mi gitsek? Ya da yirmili yaşlar bünyeyi fazla mı yıprattı ki acep?

-          İnsanlara burun karıştırmanın çok normal ve çok zevkli olduğunu iddia ettiğimde herkes yüzünü buruşturuyor. Yani koca evrende burnunu karıştıran bir ben değilim sanıyorum.
Yüzünü kırıştıran arkadaşlar, rahat olun ben gizli gizli ve büyük bir zevkle burnunuzu karıştırdığınızı biliyorum…

-          Dost başa düşman ayağa bakarmış, yeni bir ayakkabı aldığımda hep bu aklıma gelir ve nedense tertemiz ve yeni olduğu belli olan bir ayakkabıyı giydiğimde hep utanmışımdır.
Bu sebeple de önce bir toza dumana bularım ayakkabıyı öyle giyerim…

-          Evde kedi belemenin en güzel tarafı gece nasıl bir tıkırtı gelirse gelsin “Kedidir, kedi” deyip uyumaya devam etmektir. Bu sebepledir ki asla huzursuz uykularım ve gereksiz vesveselerim olmaz… Herkes evde kedi beslesin bence.

-          Kendime aldığım bir kıyafet ya da aksesuarın fiyatını soran arkadaşlarıma hep ucuz fiyat veririm, hatırlayamadığımdan değil de çekindiğimden, neden çekiniyorum peki? Bilmiyorum belki de ruh hastasıyımdır…

-          Bir yerlere sürekli geç kalmış, bir şeyleri unutmuşluk hissini paylaştım bir arkadaşımla, “tez canlısın ondan öyle” dedi. Yemek yerken ayağımı tikli gibi sallamamı da tez canlılığıma bağladı, TDK ya baktım “1. sıfat, mecaz Aceleci” demekmiş… Tez canlıyım, tez canlısın, tez canlılar. Canım ülkemde herkes tez canlı, Allah uzun canlar versin…

-          Damak zevkine güvenen insanları çok kıskanırım, ya da “Fransız bilmem ne restoranında kırmızı bilmem ne şarabı eşliğinde fırında hedehödö yiyeceksin” diye kendinden emin tavırlarla tavsiyede bulunan. İstesen hemen restoranın menüsünü sayacak ve yemek tariflerini verebilecekmiş gibi gelir. Gurme kişiliği gelişmiş insanlar, o kadar çoklar ve o kadar kendilerinden emin anlatırlar ki yediklerini içtiklerini ben hep çekinirim sıkılırım acaba gurme kültürüne ayıp mı olur diye aslında ben de “Topkapı oto sanayide bir Nezih usta var bir kuru yapar bir kuru yapar yanına da soğan kıracan bir de cacık mis mis” demek isterim de diyemem…

-          Özellikle benden yaşça çok büyüklerime ters cevaplar vermekte zorlanırım, örneğin sokakta ya da otobüste yanlış bir anlaşılma ile saygısızca bir cümle duysam dahi kusura bakmayın der sineye çekerim. Oradan ayrılınca da hayal gücüme zeval gelmeye ne cevaplar ne cevaplar. Keşke şunu deseydim, keşke bunu deseydim, aha bak bu laf içine otururmuş diyerek  iç dünyamda kendimi tatmin ederim… her seferinde de bir dahakine yapıştırıcam cevabı diyip yine hiçbir şey yapamam…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Toplam blog
: 18
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 278
Kayıt tarihi
: 07.05.09
 
 

Kedileri, bisküvili pastayı, pazar günlerini uyuyarak geçirmeyi çok severim. Yeni ayakkabı kokusu..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster