Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Eylül '12

 
Kategori
Ekonomi - Finans
Okunma Sayısı
475
 

Patent savaşlarında cezalar hangi sektörde daha yüksek?

Patent savaşlarında cezalar hangi sektörde daha yüksek?
 

patent savaşları


Fikri mülkiyet hakları giyimden müziğe, sanayiden bilişim teknolojilerine kadar, hemen her alanda günden güne artış göstermektedir. Doğal olarak da patent ihlallerini ve dolayısıyla patent savaşlarını beraberinde getirmektedir. Örneğin son günlerde elektronik teknolojisi devleri Apple – Samsung arasında, bazıları sonuçlanmış davalarda ihlal cezaları bir milyar dolara ulaşmıştır. Türk kamuoyunca pek bilinmeyen tarımsal biyoteknoloji patent davalarında ise meblağ altı milyar dolarları geçmektedir  (Açıkgöz 2012; Monsanto’nun Brezilya'da başı neden dertte?, http://blog.milliyet.com.tr/gidakrizivebilim). Patent savaşlarındaki davanın teknik ve bilimsel detaylarının, toplumun her kesimince tam anlamıyla kavranıldığı söylenemez. Nitekim Apple – Samsung patent savaşındaki davasında bir jüri üyesi ile bile ilgili savlar[1] düşündürücüdür. Bu analizde ağırlıklı olarak patent ihlallerinin en fazla izlendiği elektronik teknolojisi ve tarımsal biyoteknoloji sektörlerindeki fikri mülkiyet hakları (patent, ticari sır, telif hakkı, ticari marka vs.) konularına değinilecektir. 
 
Dünya gerçeklerini kabul etmekte zorlanan bazı sosyal gurupların patente karşı olduğu bilinmektedir. Halbuki ABD’de bir temyiz mahkemesinin, izole edilen iki insan genine verilen patenti onaylaması (The Wall Street Journal Online, 16 Ağustos 2012[2]), yeni bulguların patentleşmesinin kolaylaştığını sergilemektedir. İnsan refahına katkıda bulunan her araştırmanın desteklenileceği, bulguların kopyalanarak kötüye kullanımının engelleneceği bir fikri mülkiyet hakları yasası ile korunacağı, sonuçlarının konu sahiplerine gelir getireceği bir sistem kurulmadıkça özellikle özel sektör araştırmaları duraksayacak ve ülkenin rekabet gücü gelişmeyecektir.      
 
Patent uygulamaları elektronik teknolojilerinde ve biyoteknolojide farklı olması doğaldır. Diğer teknolojilerden farklı olarak biyolojide ve biyoteknolojide patentlenen CANLI materyaldir. Toplumda “hayat patentlenemez” gibi genel bir kanı varsa da, olay ticarete yansıdığında insan genlerine gelen yasal patentlenebilirlikten sonra, konu bitki olunca “tartışmaya gerek kalmamıştır” denilebilir. Tohumculukta “tescil” adı altında yapılan uygulama yüzyıllardır süregelmektedir. Bunun aslında patentlemenin arkadan dolanarak çözümünden başka bir şey olmadığı da iddia edilmektedir. Tescilli çeşitlere uygulanan fikri mülkiyet hakkına da “ıslahçı hakkı” denilmektedir. Bu durumda biyoteknolojide herhangi bir üründe geliştirilen bir çeşitte hem geliştirme aşamasında kullanılan teknik ve diğer girdilerle ilgili patent hakkı ortaya çıkmakta, hem de tohumun pazarlama aşamasında geliştirici için “ıslahçı hakkı” oluşmaktadır. Bu durumda “tohum”da hukuki anlamda iki farklı kavramdan söz edilebilir. Birincisi tohumluğun bir ticari meta oluşu, ikincisi ise tescilli bir çeşit tohumunda, o çeşidi geliştiren kişi veya kuruluşun yıllarca verdiği emek, yaptığı masrafın oluşturduğu “fikri mülkiyet hakları” karşılığı olan “ıslahçı hakları (royalite)”nin varlığıdır. Yeni bir çeşit, yıllarca süren emek ve yatırımın ürünü TEKNOLOJİK bir eser, yenilik, bir bulgudur. Ancak söz konusu tohumluk “çeşit” olarak tescil edilmeli ve yasalara göre “koruma altına” alınmalıdır.  Bu durumda biyoteknoloji firmalarının özellikle birbirleri arasında yaşanan ve  elektronik sanayindeki meblağ   seviyelerinde[3] patent ihlal davaları görülürken, diğer tarafta 160 milyon hektara ulaşan ekim alanlarına (Şekil!) ekilen biyotek tohumların ekimi, tohumun tekrar kullanımı ile oluşan royalite sorunları yaşanmaktadır. Ki işte bu kapsamda bir firmaya açılan dava 6 milyarları bulmaktadır.
 
Apple – Samsung patent ihlal davasının 16 ay gibi kısa bir sürede sonuçlanması çarpıcıdır. Böylesine teknik ve karışık davaların birçoklarını “taklit etme”, “çalma” gibi eylemlerden uzak tutacağı beklenebilir. Diğer taraftan ürününe, bulgusuna, eserine patent çıkarabilen ve dolayısıyla pazarda rekabet şansını koruyabilen firmalar yeniliğe yatırımda tereddüt yaşamayacaktır. Ne var ki patent alabilecek AR-GE’ye kimler yatırım yapabiliyor? Küçük firmaların şansı var mı? Hele hele milli gelirin ancak % 0.4’ü kadar AR-GE harcaması yapan Türk özel sektörünün patent savaşlarına katılma şansı herhalde sınırlı kalacaktır. Peki Apple – Samsung patent ihlal davası ülkemiz mahkemelerinde açılsaydı kaç ay sürerdi dersiniz!
 
Nazimi Açıkgöz
 
[1]Samsung'u 1 milyar dolar tazminatödemeye mahkûm eden jürinin üyelerinden birinin “Kablosuz teknoloji sektöründeki bu tecrübe sayesinde baz istasyonu gibi terimleri öğrendim”, ( http://ekonomi.haberturk.com/teknoloji/haber/771592-savas-daha-bitmedi)
 
[2]Court Rules Biotech Firm Can Patent Human Genes (Mahkeme biyoteknoloji firmalarının insan genlerini patentleyebileceği kararı verdi), http://online.wsj.com/article/SB10000872396390443324404577593251249665074.html
 
[3]http://www.agweb.com/article/jury_awards_monsanto_1_billion_in_suit_against_dupont/; http://ipbiz.blogspot.com/2008/01/monsanto-v-bayer-bioscience.html

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Emeğe saygı açısından patentler gerekli de olsa kapitalizmin acımasız oluşundan dolayı bu patentler halkın refahı ve sağlığı için kullanmalıdır. Örneğin bir eczacının 6000 tl'ye mal ettiği bir ilacı patent sahibi firma 150.000 tl'ye satıyorsa bu işte bir haksız kazanç var ama yasalar bu firmalardan yana olduğu için bir işlem yapılamıyor. 3.dünya ülkelerinde taklit ilaçlar çokca kullanılıyor. "Sınırsız doktorlar örgütü" bu ilaçları fiyatlarından dolayı kullanıyor. Yeni" ACTA" yasasıyla zengin ülkelerin zengin firmaları bu taklitlere engel oluyorlar ve mağdur olan emek değil halk oluyor ve bu da bir dünya gerçeğidir. Saygılarla

Süleyman Akyürek 
 05.09.2012 8:31
Cevap :
Rekabet ortamını oluşturmak, geliştirmek hatta tekelleşmeye karşı yasal tedbirler almak devletin görevidir. En kapitalist ülkelerde dahi bu yaklaşım gözlenmektedir. Fakat olayı en derinden hisseden biz tüketicilerin harekete geçmesi ile hızlı davranılabilir. Özellikle ilgili SKT'leri devreye sokmak, bir noktada onları yönlendirmek belki atılacak ilk adım olsa gerek. Davalarına sahip çıkabilen fertler yetiştirmek belki de tek yol!Aksi takdirde bize dikte edilen fiyat, kalite ve kandite ile yetinmeye mahkumuz!   05.09.2012 14:13
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 134
Toplam yorum
: 14
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 452
Kayıt tarihi
: 04.01.12
 
 

1964 yılında Ankara Üniversitesini bitiren Nazimi Açıkgöz, doktorasını 1972 yılında Münih Teknik ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster