Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Eylül '11

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Pazar günü kahvaltı masası...

Pazar sabahı, şöyle az biraz gerinerek yataktan kalkma zamanı, hani çalar saatin sesi zıplatmadan diyeceğim de, diyemiyorum: Kim bilir benim gibiler de vardır! Keyif olsun diye saatin ayarını bozmazdım; er saatte çalar, bir şaşkınlıkla fırlar, ardından tatil günü olduğunu kavrardım ki! Ohhh!... Yat Gülgün Yat!

Ne büyük keyiftir o an!

Sustur saati ve sussun zaman!

Taa ki, kalkmaya hazır olduğun an kalkasın yataktan, hani şöyle gerine gerine, “birileri için değil de kendim için yaşadığım gün” diyerek; çalışıp da kazandıkların ile alınmış olan tulum peyniri, Beyaz peynirin en Ezine’si, balın Marmarislisi, zeytinin Gemliklisi falan… Şöyle bir endam ile kahvaltı sofrası hazırlayası geliyor insanın içinden, yumurtanın kayısılısı eşliğinde…

******

Çok keyifli bir kahvaltı düşlüyor insan, salamı var, sosisi… Domatesi, salçanın en köylüsü…

Pek güzel peçeteler konuluyor masaya, özeniyor insan, en güzel tabakları çıkartıyor; çalışan kadın için kahvaltı masası pek mühim, anlayacağınız…

Bu masaya buyur edilen iki ayrı insan türü var!

Bir türü yüzünde gülümseme, teşekkür ve şükran dolu bakışlarla masaya oturuyor; bir diğeri, nasıl bir bahane buluyorsa artık, o masaya gelip oturana kadar ortamı gerdikçe geriyor!

Patlama ya masaya oturmadan oluyor, ya masaya oturulduğunu takiben bir-iki dakika sonrasını buluyor ki: nereden anladım derseniz: Kayısı içi olsun diye saat tutarak pişirdiğim yumurtalar zamanında yenmediğinde katı yumurta oluyorlar! Hani, bir-iki dakika daha fazla pişirsem gibi!

******

Çok garip bir duygu, canın en çok “nereden çıktı şimdi bu gereksiz kavga?” ile boğuşurken, ki aslında hep böyle olduğunu biliyor bir tarafın, bir tarafın da altı-üstü bir yumurta için harcadığın emeğe takılıyor!

Yumurta bahane tabii ki, hani yani, sen kıvamı tam olsun diye bunca emek harcarken bir anda kahvaltı masasının sinirli bir adam, nedenini bir türlü kavramayan bir kadın ve kaygıdan ne yapacağını şaşıran bir çocuk!

******

Pazar günleri kahvaltı masalarında mutlu-mesut olanlar: Salamınız olmasın varsın masanızda, sosisiniz; üç çeşit peyniriniz de olmayabilir, olsa pek güzel olur gerçi ya, o masaya mutlu oturup mutlu kalkıyorsanız; en büyük haz!

******

Yıllar önce bir radyo programında konuşan bir psikolog demişti ki: Eğer her hafta sonu bir evde kavga çıkıyorsa, o evlilikten hayır gelmez!

Hayır yani, insan yaşarken sanıyor ki, her evlilik böyle; ya da böyle görmek istiyor, deve kuşu misali…

******

Oğlum kahvaltı etmek istemiyor!

Kocaman bir genç, üstüne varmak anlamsız!

Lakin, biraz fazla detaylara indiğimiz bir gün “Kahvaltı masasından korkuyorum” dedi!

“Her an bir gerginlik, bir problem çıkacak diye…”

******

O masayı heyecanla hazırlayıp da evin erkeği pozisyonundaki kişinin anlamsız tripleri sonucu, bırakın bir kadının hayal kırıklığını, bir çocuğun travmalarının sorumlusu olduğunu dahi düşünmüyordur, muhtemelen!

Aslında, böyle kendinde suç aramayan insanlara hayranım!

Vallaha!

Hiç yapamayacağım şeyi yapıyorlar!

Bazen, keşke, öyle olabilseydim diyorum; yaşam çok daha kolay olurdu elbet!

Beceremiyorum!

Beceremediğimi yapan insanlara, bir anlamda, saygı duyuyorum: Kendini yerden yere vurmak çok can acıtıyor, bile bile canımı acıtıyorum, doğruyu bulmak adına…

Kim daha mutlu oluyor?

Bilmiyorum!...

******

Pazar sabahı, bir kahvaltı masası…

O masa etrafında toplananlar varsa ne ala, kayısı yumurtalar lop olma aşamasına geldikleri halde masa boşsa…

Ya da, yumurtalar tam da kıvamındayken terkedilmişse sofra, öyle gereksiz bir tartışmayla…

O evde keyifle bir kahvaltı edilemiyor demektir!

Bir evde keyifle kahvaltı edilemiyorsa, o evin içinde ciddi bir problem var demektir!

******

En keyifli olan zaman en keyifsiz hale dönüşüyorsa, problem ne peynirdedir, ne yumurtanın kıvamında…

O adını anımsamadığım kişinin dediği gibi: Her hafta sonu kavga yaşanıyorsa bir evde, o evlilikten hayır gelmez!

******

Denedim, denedim, yok ondan, yok bundan dedim, adını anımsayamadığım kişinin dediğine geldim!

Keyifle bir Pazar sabahı kahvaltı ediyorsanız, ne mutlu!

Ayda bir Pazar günü sıkıntı yaşıyorsanız, çok vahim değil durumunuz!

Her hafta benzer sıkıntı yaşıyorsanız: Bıçak kemiğe dayanmıştır!

Artık, bir ay, bir yıl, üç sene… Sonuç kaçınılmazdır!...

******

Bir parça domates, bir parça salatalık; üç zeytin, bir parça peynir… Bal ya da reçel…

Yüreğiniz ile o sofrada olduğunuz sürece hiçbir güç bozamaz o keyfi!

Ne masaya konamayan salam, karabal, falan…

gulgun_2006@hotmail.com

http://twitter.com/Gulgunkaraoglu

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yazınızda da vurguladığınız şu cümle "Beceremediğimi yapan insanlara, bir anlamda, saygı duyuyorum." zaten olayı özetlemekte. Sanırım uygun eşi seçmeye çalışırken göz önünde tuttuğumuz kıstas bu cümlede belirtildiği gibi "bizim yapmadığımızı ya da yapamadığımızı yapanları" bulmak. Durum böyle olunca, haliyle haftasonları kahvaltı masasında kavga dövüşün olması da yadırganacak bir husus olmasa gerek

Zafer Kiraz 
 12.09.2011 11:17
 

Sayfadaki resminizi daha once gordugumu hatirliyorum ama yazilarinizi sadece 3 gundur okuyorum. Her gun biraz daha sasirmaktayim cunku sanki benim yasadiklarimi ve hissettiklerimi anlatiyorsunuz, yazmadan edemedim. Belki de bir zihin yanilsamasi bu bilemiyorum, insan ayni zorluklari yasayan baskalarinin da oldugunu anlayinca buna uzulmeli mi yoksa sevinmeli mi bu da ayri bir durum...Ben o artik sadece ayda birkac kereye inmis ama tadi tuzu kalmamis aile sofralarini tamamen terketmeye karar verdim. Izmir'e ucak biletimi almak uzereyim, cocuklarimi artik birer genc delikanli olduklari icin kendilerine emanet edebiliyorum. Artik babam orada olmasa da Izmir'de annemle basbasa biraz zaman gecirip en azindan iki yetiskin insan iliskisi kurabilmeyi umuyorum. Hukumet, memleket, dunya meseleleri can sıkıcı olsa da once kendi ruhsal durumumuzu duzeltebilsek belki hayat daha yasanilabilir olur saniyorum. Ha simdi anladim, Venus Kadini yazinizi actim da 26 Eylul dogumluymussunuz, ben de 29 Eylul

Seher Yurt 
 12.09.2011 1:47
 

Sayın Karaoğlu, yazdıklarınızı yaşamak gerçekten de insanı insanlığından çıkarır. Üç günlük yalan dünya da bundan daha kötüsünün olabileceğini düşünemiyorum. Zaten limitli bir sürecin belirli bir kısmını bu tür saçmalıklarla geçirirsek geriye ne kalır? Hele hele bizlere dilekçe vermeden bu dünyaya getirdiklerimizin de hayatlarını daha baştan maf etmek hiç olacak şey midir? İnanışım odur ki; bu yetersizlik kişilik sahipleri bir şekilde yakalandıkları bu illeti bir salgın misali yaymaktan geri durmuyor. Hem de konumları, asaletleri, sosyal statüleri... Her ne olursa olsun. Allah hiç bir kulunu bu tür insanlara rast getirmesin. Getirirse de üçe beşe bakmadan yol yakınken o cehennemden çıkmanın bir yolunu bulsun insanlarımız.Sonucu pek çok örneği ülkemiz de görülen şekilde bile olsa gene de o cehennemde yaşanmaz.Paylaşımlarınız için teşekkürler.Sevgi ve saygılarımla...

Süleyman Alkan 
 11.09.2011 15:31
 

için.... güler yüzlü, mutlu ve şen şakırdak kahkahalarımızı hem anımsayıp hem de tekrar etmek için bu gün sen uyanır uyanmaz kahvaltıya gelmeye hazırım canımın içi. Seni seviyorum.

Özlem Erkaplan 
 11.09.2011 11:20
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1269
Toplam yorum
: 4372
Toplam mesaj
: 226
Ort. okunma sayısı
: 1310
Kayıt tarihi
: 18.09.07
 
 

İzmir, 1963 doğumluyum. Dokuz Eylül Üniversitesi İngilizce bölümü mezunuyum ve özel bir şirkette ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster