Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Şubat '14

 
Kategori
İş Yaşamı - Kariyer
Okunma Sayısı
105
 

Pazartesi geldiği için teşekkürler Tanrım !

Pazartesi geldiği için teşekkürler Tanrım !
 

Her pazartesi güzeldir.


Öncelikle Roxanne Emmerich ‘e bu kitabı yazdığı için teşekkür ederim.

Aslında her şey dilimize “pazartesi sendromu” denilen kelime girdikten sonra başladı. Neydi bu pazartesi sendromu peki ? Fikri olmayanlar için, kısaca açıklamak isterim. Pazartesi sendromu, işini sevmeyen, işe giderken ayakları geri geri giden, sevdiği işi yapmayan veya yaptığıi işi sevmeyen insanlar tarafından kullanılan gereksiz bir kelimedir.

Tabi ki güzel geçen bir hafta sonundan sonra, kimse bir pazartesi sabahı saat 07:00’de uyanıp, işe gitmek istemez. Ancak, şöyle de bir gerçek var hayatımızı devam ettirmek için çalışmak zorundayız! Şuna çok inanıyorum, her şey bizim elimizde.” Ister inanın, ister inanmayın, insanların pazartesi sabahı uyanıp, saate göz atıp “Pazartesi geldiği için teşekkürler Tanrım” dediği yerler gerçekten var. Onlar işe gitmek için sabırsızlanıyorlar. İş, onlar için “bir an önce gidilmek istenen” bir yer, “şimdi bir sürü şeyle uğraşmam gerek” denilen bir yer değil diyor sevgili Roxanne. Aslına bakılırsa, burada çalışandan çok işverene ya da yöneticiye düşüyor iş. Yani çoğu zaman, patronumuzun ya da yöneticimizin bizlere yani çalışana karşı sergilediği tutum, o işe karşı düşüncelerimizi otomatikmen beraberinde getiriyor. Bu yazıyı yazarken, tesadüfen televizyonda FALIM reklamı çıktı. Konuyla ne alakası var diyeceksiniz elbette ki. Reklamda, çalışan işe geç kalıyor. Patronu ise:” Ohoo, herkes işe geç kalırsa ne olacak.” Yani burada patronun gülerek:”işe geç mi kaldın ?” demesi beklenemez. Böyle bir patron ya da yönetici yoktur sanırım. Ancak; bu tarz problemleri minimuma indirmek için, önlemlerimizi başka şekilde almamız gerekir. Reklamdaki o patronun tutumu, çalışanı ister istemez mutsuz edecek, patronun ise eline bir şey geçmeyecektir. Sonuçta çalışanlar, ilkokul öğrencisi değil, yanlış yaptığında tek ayak üstünde bekletilecek( Gerçi bu tarz şeyler bile çok eskide kaldı ama neyse).

Kendi hayatımdan örnek vermek istiyorum 8 yıllık iş hayatımda her sabah ben çalar saati değil, çalar saati beni takip ederdi.Nasıl mı? Her sabah çalar saattan 5-10 dk önce uyanırdım ben. Dolayısıyla çalar saat bana bağlıydı ben ona değil. O benim için hiç zaman düşman olmadı. Bir gün dahi işe geç kalmadım mesela. Eğer işinizi seviyorsanız, çalar saat sizin düşmanınız değil dostunuzdur. Peki, neler etkiliyor insanın işini sevmesine? Yönetici-çalışan ilişkisi bu listenin başında geliyor. Eğer yöneticiniz size güvenmiyorsa, sözünüzü bitirmenize izin vermiyor, düşüncelerinize değer vermiyorsa, doğal olarak işinizi sevmeniz için hiç bir neden yoktur. Buradan yöneticilere, iş verenlere sesleniyorum. Zaman artık çok değişti, eskiden 15 yaşındaki bir genci çırak olarak işe alır yetiştirirdiniz. Ama artık zaman değişti. Çalışanların bir çoğu üniversite öğrencisiya da mezunu. Siz personelinize pozitif tutum sergilersiniz aslında, aylık gelirinizi de bir nevi yukarıları çıkarmış oluyorsunuz, çünkü o çalışan sizi ve firmanızı kurumunuzu temsil ediyor. En basit örnek kuaför salonunuz var, personeliniz Ebru işine karşı saygılı ve motive olmuş bir şekilde saç kesiyor veya boyama işlemi yapıyorsa ve müşteri de memnun ayrılıyorsa, otomatik olarak o müşteri diğer ay yine geliyor ve yanında komşusunu, arkadaşını getiriyor. Aslında bunu Ebru değil, siz yaptınız. Ebru’ya fırsat verdiniz. Uzun lafın kısası, işverenler, yöneticiler, şimdi silkelenme zamanı. Bir zamanlar sizler de o yollardan geçtiniz unutmayın. Çalışanlarınıza “Pazartesi Geldiği için Teşekkürler Tanrım” dedirtmek de “ Ah Nereden Geldi Bu Pazartesi” dedirtmek de %50 sizin elinizde. ( Bana Pazartesi geldiği için Teşekkürler Tanrım dedirten yöneticilerim, Cihan AKARSU, Ümit GÜVENDİ ve Atilla DEMİR’e teşekkürlerimi iletmek isterim)

Haftaya görüşmek üzere, Allah’a emanet olun.

Günün Sözü: “Bir şeye karar verirken, ailenizi arkanıza alın, karşınıza değil”

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 6
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 256
Kayıt tarihi
: 31.01.14
 
 

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi ingilizce Öğretmenliği öğrencisiyim. Aynı zamanda Antalya'da ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster