Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Temmuz '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
1057
 

Pembe gözlükler

Güzel bir gündü sanki başlarken. Hayat pırıl pırıl güneşli bir temmuz sabahını bırakmıştı kapıma. Uzun zamandır üstüme yapışan kasvetli havayı dağıtmanın tam zamanı diye düşünmeye başladım ve "hadi" dedim kendi kendime "hayata pembe gözlüklerle bakmanın tam zamanıdır şimdi". Nedensiz bir sevinç kapladı içimi. Hayat güzel bir şey miydi neydi yoksa?

Sonra her sabah yaptığım gibi işe gitmek üzere otobüse bindim. İlk duraktan binmenin avantajıyla pencerenin kenarındaki her zamanki yerime oturdum. Tam kulaklığımı takıp sabah uyuşukluğumu müzikle dağıtacak ve güzel duygularla başlayan günümün arka fonunu dolduracakken, kucağında pembe gözlüklü küçük bir kız çocuğuyla annesi oturdu yanıma. Kulaklığı bırakıp bu sevecen kız çocuğuna bakmaya başladım.O esnada annesi bana dönerek, "Rica etsem çocuğumu bir süre tutabilir misiniz " dedi ve akbil basmaya gitti. "Tabi ki" dedim ve yanımda oturmakta olan bu şirin kıza annesinin o kısa süreli yokluğunu hissettirmemek ve onu eğlendirmek için az önce aldığım penguen dergisinden karikatürleri göstermeye başladım. Bir karikatürü işaret edip "bak ne kadar komik" derken, annesi geldi ve " Benim kızım görme engellidir" diye söyledi. Etraftaki tüm gürültü ve karmaşa durdu o anda sanki benim için, dünya dönmeyi bıraktı kısa süreliğine. Boğazımda bir yumrunun oluştuğunu hissettim. Karikatürleri göstermeye çalıştığım pempe gözlüklü küçük kız çocuğunun yüzüne istemsizce bakakaldım . Hayatımda hiç o kadar kötü hissetmemiştim kendimi. Sağ elimin işaret parmağını sıkıca kavramış minicik bir elin varlığını farkettim az sonra. Hayata tutunmak için ellerini kullanan minicik bir kalbin varlığını hissettim. Doğuştan görme engelli pembe gözlüklü küçük bir kız çocuğunun minicik elleri artık elimi sıkmıyor, yüreğimi dağlıyordu adeta.Daha sabah hayata artık pembe gözlüklerle bakmanın kararını almışken, şimdi yanımda pembe gözlüklere sahip ve fakat hayata bakamayan ve muhtemelen de ömrü boyunca bakamayacak bir kız çocuğunun ellerine bıraktım ruhumu. 15 dakika süren otobüs yolculuğu süresince hiç bırakmadım o minicik elleri, bırakamadım. Arada bir sıkıca kavrayınca o beni, ben de kavrayıverdim onun ellerini. Sanki bir şeyler anlatmak istiyordu da, "orda mısın" der gibi arada sıkıyordu ellerimi. Ben de" burdayım küçük kız merak etme" der gibi karşılık veriyordum ona. Zaten tüm yapabildiğim bundan ibaretti. 15 dakika boyunca küçük bir kızın göremeyen gözleriyle baktım bu dünyaya; bir şey göremedim yaşamın ne kadar adaletsiz olduğundan başka.

Benim de bir sağlık problemim vardı uzun süredir. Ailem ve dostlarım ne zaman bu durumu kafama taksam "kendinden kötü durumda olan insanları düşün" diye öğüt vermeye çalışırlardı ama benim için fazla bir anlam taşımazdı bu sözler. Kaderin bana karşı acımasız olduğunu ve her dert sahibinin olduğu gibi dünyanın en büyük derdinin bana verildiğini düşünürdüm. Ta ki, 2.5 yaşlarında görme özürlü minik bir kız çocuğun elleri parmağımı kavrayıncaya kadar.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Hayatında seni seven hiç kimsenin olmaması galiba... Diğer dertler bir şekilde idare ediliyor... Bu arada sanada geçmiş olsun... Sevgiyle...

Barış 
 18.07.2007 16:18
Cevap :
Teşekkür ederim Barış, saolasın. Evet, insan her şeye alışıyor zamanla; bu belki bizi insan yapan özelliklerin başında. Umarım Tanrı o senin dediğin en büyük derdi kimsenin başına vermez, çünkü alışmaların en zoru da o galiba. Sevgiler.  19.07.2007 9:09
 

Bu yazıdan çok etkilendiğimi söylemek isterim.bende dünden buyana hayata siyah bakıyordum ve sabahtan buyana can sıkıntısı ama yazınız bana pembe gözlük oldu..hayatta olanlardan ders alabilmeliyiz sanırım ama bunu başarmak belkide zor olan...hayata siyah baktığım heran pembe gözlüklü küçük kızı hatırlayacağım...

Güler 
 18.07.2007 13:04
Cevap :
Katkınız için teşekkür ederim. Yazımın sizin üzerinizde olumlu bir etki yarattığına da ayrıca sevindim. Umarım hayat tablonuzdaki siyah renklerin yerini daha çok pembeler alır artık. Hoşçakalın.  19.07.2007 9:05
 

kalmak istiyorum. Bana bu hissi veren yazıyla öylece bakışıyoruz, sonra bir iki parmaklarımı burnuma götürüp belli hissettiğim bu duyguya belirsiz dalıyorum, öyle düşünceli... bu tad, bu gerçek, bu bakış açısı vb. Neden konuşmadın diye sordum kendime, ama sonra insanın nasıl bir şaşkınlık içinde olduğunu sezinledim. Ne söylenebilirdi ki... Aklıma galerime mutlaka özürlü çocukları eklemem gereken fotolar geldi, elimin altında olsa hemen ekleyeceğim... hayat bu, hayatın gerçeği. Ve bizler ne kadarda uzağız, kaçağız onlardan... Çok geçmiş olsun, ama inan kendinden daha kötü durumda olanları unutmamak gerekir... sevgiler.

Ruksan İLDAN 
 18.07.2007 12:55
Cevap :
Teşekkür ederim sevgili Ruksan. Türkiye'de 12 milyon özürlü var ve onların aileleri. Ama biz maalesef onları yadsıyoruz, onlara nasıl davranacağımızı bilmiyoruz. İşte en büyük örnek kendim. Annesi "benim kızım görme özürlüdür" dedikten sonra, kelimeler düğümlendi boğazımda. Konuşamadım bu durum hakkında fazla, sanki ne söylesem eğreti duracaktı. Ezcümle, kesinlikle toplum olarak bu konuda çok yol katetmeliyiz. Tekrar teşekkürler. Sevgiler  19.07.2007 9:01
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 32
Toplam yorum
: 93
Toplam mesaj
: 19
Ort. okunma sayısı
: 1247
Kayıt tarihi
: 31.07.06
 
 

1979 yılında doğmuşum, kuzey yarım kürede Doğu Karadeniz denilen bölgede merhaba demişim dünyaya...

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster