Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Haziran '08

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
191
 

Postallı siyasetçilere oy yok!..

Postallı siyasetçilere oy yok!..
 

Postallı Siyasetçilere Oy Yok!..



Türkiye giderek sertleşen bir güç ve iktidar mücadelesi sürecinden geçiyor.


Bu mücadele kesinlikle AKP taraftarları ve AKP karşıtları arasında yaşanan bir mücadele değildir.Çok partili hayata geçtiğimiz yıllardan bu yana belli aralıklarla toplumsal dönüşümlerin zirve yaptığı günlerde şiddetlenen bu iktidar kavgasını AKP eksenli düşünmek vahim bir hatadır.


Bu mücadelenin görünen yalancı hedefi dün DP olarak görülmüştü, sonra AP oldu bu isim, ANAP, DYP derken bu günkü isimin AKP olmuştur.


Bu mücadelenin adı demokratikleşme veya vesayetçi otoriter rejime devam etme kavgasıdır.


Devletin bürokratik merkezini elinde bulunduranların imtiyazlarını demokratikleşme sonucunda millete devretmemek için ortaya koydukları direnç, demokrat çevrenin iktidar talebi ile karşı karşıya gelmesi ile yaşanan krizler genellikle askeri müdahalelerle bürokrat merkez lehine çatışmanın sonlandırılması ile sonuçlanmıştı.


Ancak bu sefer bir askeri darbenin yapılabilme olasılığı son derece zayıf.Çünkü hem toplum hem de Türkiye Cumhuriyeti devletinin yasaları, devletin yapısı özellikle AB uyum süreci sebebiyle son derece önemli bir biçimde değişti.


Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda kurucu iktidar topluma hedef olarak “Batı Medeniyetini-Muhasır Medeniyet Seviyesi”ni göstermişti…Yani bu anlamıyla demokratikleşme, AB yasaları aslında bürokrat merkezin hedefleriydi..Ancak bu gün gelinen noktada bu kesim bu süreçten rahatsız olan, bu sürece uyum sağlayamayan, AB süreci yüzünden sahip oldukları devlet ayrıcalıklarını, iktidar gücünün millet lehine özgürlüklerle genişlemesini hazmedemediğini gözlemliyoruz.


Bu gün kendilerini Atatürkçü olarak niteleyen vesayetçi, laikçi, otoriter jakoben bir rejimden yana olan ve millet iradesini küçümseyen kurum ve kişiler bu anlamıyla büyük bir çelişki içindedir.Bir yandan AB sürecinin ortaya koyduğu değişim onların başta istedikleri bir değişimken diğer yandan da onların ayrıcalıklarını tehdit eden bir değişim olmaktadır.


Gelinen süreçte Anadolu sermayesinin güçlenmesi ekonomik alanda, iletişim teknolojilerinin, eğitim seviyesinin artması ile sosyal, politik ve kültürel alanda devleti elinde bulunduran aktörlere yeni ve güçlü ortakların doğmasına yol açmıştır.


Düne kadar AB Türkiye’nin iç işlerinde devreye giremiyordu. Artık AB ülkemiz için etkileyici bir aktör haline geldi.Şimdi devletçi seçkinlerimiz hem batılılaşmak istiyor ama AB “Devlet yapını demokratikleştir, sivilleştir, özgürlükleri tanı, askeri vesayetten kurtul” demeye başlayınca kıyameti koparıyor.


Türkiye’nin yaşadığı en büyük çelişki budur ve bu çelişkiler yumağı ülkemizi krizlere sürüklemektedir.


Milletin özgürlük ve iktidar alanı genişlerken devlet alanındaki askerlerin, üst yargının, rektörlerin özerk alanları ve etkileşimleri, iktidar güçleri daralmaktadır.


Bu krizin adı ne rejim krizidir, ne şeriat devleti tehlikesidir…


Bu yaşanan mücadeleyi AKP eksenli kabul etmek bu nedenle mümkün değildir.


Ortada devlet gücünü elinde bulunduranların millet iradesine karşı orantısız güç kullanımı vardır.Yapılan iş millet iradesinin burnunu sürtmekten ve kendi güç alanlarını korumaktan ibarettir.


Bu mücadelede tarafsız olabilmek mümkün gözükmemektedir.


Devlet gücünü millet iradesine karşı kuralları çiğneyerek, yasal yetkileri genişleterek saldırı yapılırken sessizce olan biten seyredilebilir mi?


Bu mücadele öyle bir mücadeledir ki ya millet iradesinden, demokrasiden yanısınızdır ya da otoriter vesayetçi devlet seçkinlerinin yanındasınızdır…


1960 darbesi yapıldığında sessiz kalmışsanız yaptığınız şey darbecileri desteklemek ve Adnan Menderes’in idam edilmesini onaylamak değil midir?


12 Mart Muhtırasında Millet iradesine muhtıra verildiğinde duruşunuz nedir?


12 Eylül de, 28 Şubat’ta 27 Nisan e-muhtırasında nasıl bir tavır koymuşsanız tarafınız orasıdır.


1960 darbesi yapıldığında DP’nin ve Adnan Menderes’in, 12 Mart Muhtırasında, 12 Eylül darbesinde AP’nin ve Süleyman Demirel’in, 28 Şubat’ta DYP’nin RP’nin Tansu Çiller’in Necmeddin Erbakan’ın yanında demokrasiyi yani millet iradesini savunmak ile bu gün AKP’nin ve Tayip Edoğan’ın yanında durarak millet iradesine sahip çıkmak benzer şeylerdir.


27 Mayıs da darağacında idam edilen Adnan menderes’in şahsında “Millet iradesi”dir aslında…


Askeri darbelerle, muhtıralarla, idamlarla, hapislerle verilen mesaj açıktır aslında: “Devlet benim, kanun da benim, karar da bana ait, millette kim alın sizin sevdiğiniz adamın desteklediğiniz partinin hali, oturun oturduğunuz yerde iktidar da güç de bana ait”


27 Mayıs’ta idamlar karşısında yüreğiniz yanmadan “DP dağılsın da benim önüm açılsın, 12 Eylül’de partiler kapatılıp liderler hapse atılırken sandıkta AP’yi, Demirel’i yenemiyorduk şimdi iktidar yolumuz açıldı demişseniz” bu günkü krizi doğru okuyamaz ve meseleyi sadece AKP’nin kapatılması, Tayip Erdoğan’ın yasaklanması ve ortaya çıkan pastanın paylaşılması olarak algılar ve bir çalının dibinde parsayı toplamak içim sinsi duruş sergilersiziniz.


27 Mayıs darbesi sonrasında Adnan Menderes idam sehpasına giderken Türkiye’mizde “Durun yaptığınız yanlış” diye haykırabilen bir siyasi lider çıkmadı…


12 Eylül darbesinde partiler kapatılıp siyasi liderler cezaevine konduğunda “Durun yaptığınız yanlış” diye haykırabilecek bir lider yine çıkmadı…


28 Şubat sürecinde o günkü Başbakan Necmeddit Erbakan’a “P.....nk” diye hakaret eden generale haddini bildirecek bir siyasi lider de çıkmamıştır maalesef…


Yıl 2008 AKP’ye benzer uygulamalar yapılırken yine ortalıkta sesini yükselterek millet iradesine, demokrasi samimiyetle sahip çıkabilen bir siyasi lider yok…


Üstelik 27 Mayısta, 12 Mart’ta, 12 Eylül’de, 28 Şubat’ta yerle bir edilen parti hala siyaset sahnesinde duruyorken bu partinin yöneticilerinin dahi sesini yükseltememesi benim için büyük bir hayal kırıklığı ve millet iradesine karşı tavır alınan vahim bir hatadır.


Aslan ceylan sürürünse saldırdığında çakallar, sırtlanlar gölgede bir çalının arkasında beklermiş..Aslan avını parçalayıp karnın doyurduktan sonra avdan arta kalanları sırtlanlar, çakallar gelip beleş yiyeceğin başına toplanırlarmış..


Dün aslan 27 Mayıs günü DP isimli ceylana, 12 Eylül günü AP isimli ceylana saldırdığında ceylanlar can havlindeyken çalının arkasında bekleyen siyasilere nasıl ki iktidar kalmadıysa bu gün aslan AKP isimli ceylana saldırırken çalının arkasında parçalanan bedenlerden kalacak parçalarla karınlarını doyuracaklarını zannediyorlarsa yanıldıklarını anlayacaklardır.


AKP can havliyle kendi mücadelesini vermeye çabalıyor.


Benim asıl takip ettiğim millet iradesinin yanında olması gereken DP ve ANAP’ın ne yaptığıdır.


DP ve ANAP maalesef 27 Nisan e-muhtırasından bu güne milletin yanında değil CHP ile birlikte milletin karşısında millet idaresinin yerle bir edilmesi çabasının yanında yer almaları kendi tarihleri ve geçmişte söyledikleri açısından ibret dolu bir değişim ve çelişkidir.Bir dönemler bu partilere oy verenler bu gün sergilenen bu tavır karışsında “aldatılmışlık” duygusu içerisinde partilerini “hem ağlarım hem giderim” diyerek terk etmeleri siyasi tarihimiz açısından önemli kırılmalardır.


DP’nin %53 lerden %3lerle gerilemesinin altında yatan sebep milletle yabancılaşma, millet iradesine sahip çıkmama, aşırı devletçi duruşu ve giderek CHP’lileşmesidir.DP ve ANAP’ın merkez sağ alanı terk ederek devletçi bir yapıya bürünmesinin ağır faturası geçmişte kendilerini destekleyen kitleyi AKP’ye kaptırması olmuştur.


Bu gün DP Genel başkanı Süleyman Soylu, ANAVATAN Genel başkanı Erkan Mumcu, MHP Genel başkanı Devlet Bahçeli bu yapılanların AKP ve Tayip Erdoğan ile sınırlı olduğunu düşünüyorsa büyük bir yanılgı içindedirler.Eğer Tayip Erdoğan dün Menderes’e, Demirel’e Özal’a Erbakan’a, Çiller’e yapılanları kendileriyle sınırlı olduğunu düşünüyorsa o da büyük bir yanılgı içerisindedir.


Paletler ve postallar yürümeye başladığı zaman altında ezilenin sadece Tayip Erdoğan olmayacağını, Süleyman Soylu’nun da Erkan Mumcu’nun da Devlet Bahçeli’nin de millet iradesiyle birlikte onu terbiye etmek için ezileceğini tahmin etmek için 12 Eylül’e 27 Mayıs’a bakmak yeterlidir.


Millet idaresine sahip çıkma, demokrasi mücadelesi AKP’yi bırakılamayacak kadar ülkenin tamamını, geleceğini ilgilendiren en önemli meseledir.


Topyekun bir demokrasi, sivilleşme mücadelesi yapılması gerekirken geçmişte iktidar partisini yalnız bırakmanın sonucu beş on yıl sonra aynı krizle yeniden karşılaşmak olmuştur.


Bu gün siyasiler akıllarını başlarına almaları ve millet idaresine saldırılar devam ederken bunun karşısında durmanın AKP’yi desteklemek olmadığını bu duruşun Türkiye’yi, Türk milletini desteklemek onunla birlikte onun hak ve özgürlüklerine sahip çıkmak olduğunu algılamalarını diliyoruz.


Özellikle DP ve ANAP önümüzdeki günlerde siyasi yaşamlarına devam etmek istiyorlarsa duracakları yer genelkurmay karargahının, milleti hazmedemeyenlerin yanı değil millet iradesinin, milletin, demokrasinin yanıdır.


Bu gün demokrasiye, millet iradesine sahip çıkmak AKP’ye Tayip Erdoğan’a sahip çıkmak gibi algılanabilir ama bu duruş aslında insanın kendisine, kendi partisine, kendi liderine sahip çıkmasıdır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 171
Toplam yorum
: 174
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1475
Kayıt tarihi
: 01.10.07
 
 

Balıkesir doğumlu.1990 İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mezunu. Balıkesirspor Kulüp Yönetici..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster