Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Ekim '20

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
47
 

RADYO

Nihayet hafta sonu gelmişti. İşyerinde sabah saat sekizden akşam beşe kadar maruz kaldığı gereksiz sohbetlerden bir süreliğine de olsa uzaklaşma şansını yakalamıştı. Yeni arabasını abarta abarta anlatan, sürekli çocuklarından bahseden, lafa gelince mangalda kül bırakmayıp vatan kurtaran ama iş yapmaya gelince ustaca arazi olan üç mesai arkadaşıyla yaklaşık iki seneden beri aynı büroda çalışmaktaydı. Memur olduktan bu yana beri bu insanlarla mesai arkadaşlığı yapmak zorunda kalmıştı. Başta diyalog kurmak için bu arkadaşlarıyla iyi geçinse de sonraları nedendir bilinmez için arkadaşlarına mesafeli davranmaya başlamıştı. Yapısı gereği az konuşan içine kapanık bir insandı. Sanki özel olarak seçilmiş gibi konuşmayı çok seven ama laf olsun diye konuşan bu üç memurun yanına verilmişti.

Büroda resmi yazıların yazılması, verilerin bilgisayara girilmesi, belge tasnifi gibi işler yapmaktaydı. Asıl mesleği bu değildi. Üniversitede felsefe okumuştu. Okul bittikten sonra bir süre iş aramış, kısa süreliğine bir dershanede Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık öğretmenliği yapmıştı. Ancak yaşam koşulları onu ’garanti bir iş’ bulmaya yönlendirmişti. Dershanedeki işinden ayrıldıktan sonra KPSS ‘ye hazırlanmış ve büro memuru olarak -akrabalarının tabiriyle- devlete kapağı atmıştı.

Çalıştığı iş ile eğitimi alakasızdı ama hayatını idame için bu istenmeyen duruma razı olmak durumundaydı.Halbuki üniversitede okurken felsefe üzerine doktora yapmayı hayal etmişti. Ancak ülkede felsefe, sosyoloji gibi insanlık için önem arz eden bilim dalları hak ettiği değeri görmediğinden için farklı bir kariyer planı yapmak mecburiyetinde kalmıştı. Yine de birçok meslektaşından şanslıydı. Geçenlerde televizyonda izlediği bir haber de bunu doğrular nitelikteydi. Üniversiteyi dereceyle bitirmiş ve KPSS’den seksen dört puan alan okul birincisi bir Felsefe Öğretmeni atanamadığı için kameraların önünde iki gözü iki çeşme ağlıyordu.

Çoğu zaman ‘Bir türlü bilimde gerekli ilerlemeyi sağlayamıyoruz’ diye şikâyet ederiz. Ama ne hikmetse nedenini hiç sorgulamayız. Bilimlerin anası olarak nitelendirilen felsefeye önem vermemek, bu alanda eğitim görmüş insanlarımıza iş olanağı sağlayamamak bilimde gerekli ilerlememizin nedenlerinden olabilir mi acaba?

Felsefe mezunu büro memuru eve giderken annesi telefon etti. Babasıyla beraber akraba ziyaretine gideceklerini, gelmek isteyip istemediğini sordu. Çok yorgun olduğunu gelemeyeceğini söyledi. Yakın bir akrabalarının oğlu yeni evlenmişti. Hayırlı olsun demek için ziyarette bulunacaklarını tahmin ettiği için gitmek açıkçası gitmek istemedi. Çünkü gittiği zaman ‘Kaç yaşına geldin hala neden evlenmiyorsun?’ ; ‘Akranların baba oldu sen neyi bekliyorsun?’ ; ‘Askerliğini de yaptın maşlı işin var artık zamanı gelmedi mi evlenmenin?’ gibi sorulardan müteşekkil bir bombardımana maruz kalacağını bildiğinden eve gidip tek başına zaman geçirmeyi daha mantıklı buldu. Evlenme konusunda bazen ailesi de benzer sorular soruyor, ‘Zamanı gelince evleneceğim merak etmeyin’ diyerek konuyu kapatıyordu.

Eve geldikten sonra kanepeye uzanıp cep telefonuyla sosyal medyada zaman geçirmeye başladı. Evlilik ve nişan fotoğraflarını paylaşanlar, yer bildirimleri yapanlar, gösterişli ve abartılı görüntülerini paylaşanlara bakarken cep telefonun şarjı bitti.

 

 

Telefonunu şarja taktıktan sonra televizyonu açtı. Birbirini yiyerek ıssız bir adada yaşam mücadelesi verenler, plazada geçen entrikalı diziler, ekranın dilimlere ayrıldığı tartışma programlarında polemiğe girip söz düellosu yapan konuşmacılar arasında kısa bir gezinti yaptıktan sonra odasına çekildi. Eşofmanlarını giydikten sonra yatağına uzandı ve yanı başındaki komodinin üzerindeki pilli radyoyu açtı.

Dikdörtgen kutu şeklinde, siyah renkli radyonun sesini açtıktan sonra yatağa sırt üstü uzanıp tavanı incelemeye başladı.Tavan manzarasına fon müziği olarak eşlik eden radyo ile on beş yıldır süren bir arkadaşlığı vardı.Keyifsiz olduğu zamanlarda kendisine dert ortağı olan arkadaşı sayesinde önemli programlarla tanışma fırsatı bulmuştu.’Radyo Tiyatrosu’;’Bir roman bir hikaye’;’Arkası Yarın’,’Spor Dergisi’;’Küçük Konser’ gibi programları dinleyerek ruh dünyasını geliştiren yayınlara ulaşma şansını elde etmişti.Şans eseri ‘Küçük Konser’ gibi bir klasik müzik yayınına denk gelmişti.Müziğin büyüsüne kulak vererek bambaşka dünyalara gitmişti.Duygu dünyasının bahçelerinde ilerliyor,yattığı yerden yürüyüş yapıyordu.Uzun süren yürüyüşün ardından yorulmuş olsa gerek uyuyakalmıştı.Annesi ve babası eve gelince uyuduğunu tahmin ettiğinden zile basmayıp anahtarla kapıyı açtı.Annesi felsefeci memurun odasına girdi ve açık olan radyoyu kapattıktan ışığı kapadı oğlunun üzerine bir battaniye örttükten sonra odanın kapısını kapadı

ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Birkaç öykünüzü okudum.Öykücü kumaşı var. Bilmiyorum kaç öykünüz var ama yeterli sayıya ulaşınca kitap yapmayı da deneyin.Kim basacak öyküyü sorarsanız haklısınız.Benim gibi Cinius yayınlarına gidebilirsiniz. Para ile basıyorlar ama sonuçta herkese şans veriyorlar.Edebiyatın tu kaka edildiği günümüzde hiç de fena bir şey değil..

mustafa semih arıcı 
 29.10.2020 22:41
Cevap :
Teşekkür ederim Mustafa Semih Arıcı Bey :)  30.10.2020 10:46
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 53
Toplam yorum
: 4
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 56
Kayıt tarihi
: 25.02.19
 
 

     TCDD'de makine mühendisiyim. Sanatın iyileştirici gücüne inanan bir insanım.    ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster