Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Mayıs '12

 
Kategori
Söyleşi
Okunma Sayısı
398
 

Ressam eğitimci yönetici Sayın Mehmet Kapçak'la eğitim ve sanata dair

Ressam eğitimci yönetici Sayın Mehmet Kapçak'la eğitim ve sanata dair
 

Renkler de siyah, beyaz ve gri tonlara denk değerlere sahiptirler.

EMRETMEDEN YAPTIRIM GÜCÜ OLAN İDARECİ, EĞİTİMCİ VE SANATÇI MEHMET KAPÇAK

Kalp gözüyle görebilmek en büyük zenginliktir. Kalbimizle gördüklerimizi, hayalimizde canlandırdıklarımızı, bir tabloda renklerle buluşturmaktır resimle anlatabilme sanatı. Çiçekleri gülümsetebilmek, resmettiğimiz objeleri konuşturabilmek, renkleri gökyüzünde kanatlandırabilmek, bence bir ağaçtan sevdiğimiz meyveleri toplamak kadar eğlenceli kılar hayatı. Hayatı eğlenceli kılan bir sanat dalının icracısı aynı zamanda eğitimciyse; eğitimciliğini de sanatını icra ederken gösterdiği titizlik ve mükemmellikle icra ettiği tartışılmazdır. Kanıtı da 40 yıldır emretmeden, büyük bir başarıyla yaptığı idarecilik görevidir. Meslek hayatımın son 5 yılını insan olarak da olağanüstü meziyetlere sahip olan Sayın Mehmet KAPÇAK’la çalışıyor olmanın mutluluğu içindeyim. Kendimi bu konuda çok şanslı görüyorum. Sayın müdürümle eğitim ve sanat üzerine yaptığımız söyleşiyi siz değerli GÜNEY DERGİSİ okurlarına sunmanın heyecanı içindeyim.

Birsen İNAL: Sayın M. KAPÇAK, GÜNEY okurlarına kendinizi kısaca tanıtır mısınız?

M. KAPÇAK:  1947’de Mazıdağı'nda doğdum. İlkokuldan sonra Dicle İlköğretmen Okulunda okurken resim yeteneğimden dolayı İstanbul  Çapa İlköğretmen Okulunda okumaya hak kazandım.İstanbul İlköğretmen Okulu'ndan sanat eğitimcisi Hamdi Dicle ve Selahattin Hüsnü Taran’ın öğrencisi olarak mezun olduktan sonra, şimdiki adı Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi olan dönemin İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsü Resim Bölümünü Prof. Ramiz Aydın, Prof. Tevfik Karakaya, Prof.İsmail Avcı ve Prof. Süleyman Saim Tekcan'ın atölyelerinde bölüm birincisi olarak bitirdim. Eskişehir Anadolu Üniversitesi Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Eğitimi'nde lisans tamamladım. Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı dönemin ortaokul ve liselerinde sanat eğitimciliğinin yanı sıra; müdür yardımcılığı, müdürlük ve ilçe milli eğitim müdürlüğü ile özel okullarda müdürlük ve genel müdürlük görevlerinde bulundum.

1972 yılından 1980 yılına kadar sanat eğitimciliğimin yanı sıra TRT ve Hürriyet Haber Ajansı (Hha) muhabirliği ve 2001- 2005 yılları arası Diyarbakır Güzel Sanatlar Galerisi Seçici Kurul Üyeliğinde bulundum.

Sanatsal çalışmalarımda plastik öğelere ulaşabilme amacımı “Keçi” figürünü araç kullanarak gerçekleştirmekte olup; leke, çizgi ve beneklerle devinimsel denge oluşturarak izleyicide beyin rahatlatma kaygısı gütmekteyim.

Halen Diyarbakır Özel Seçkin Fırat İlköğretim Okulu’nda sanat eğitimcisi ve okul müdürü olarak görevde bulunup; üyesi bulunduğum Fotokritik’te Fotoğrafın Resimsel Eleştirileri'ne ve atölyemde resim çalışmalarına devam etmekteyim.

Birsen İNAL: Ükemizde eğitim düzeyi ne durumda?  Gelişmiş ülkelerin düzeyine ulaşma şansımız var mı?

M. KAPÇAK: İstatistiki verilerle yanıtlamak isterdim bu soruyu. Ancak ülke genelindeki istatistiki veriler, öğrenilenlerin bilgi düzeyinde kalıp; kavrama düzeyine, uygulama düzeyine geçemeyen gerçek veriler olduğuna inandığımdan; ülkenin eğitim düzeyini de doğru yansıtamadığı yadsınamayan bir gerçek. Durum bu iken; kavranamayan ezber bilgi hamallığı ile girdiği sınavları kazanarak kayıt yaptırdığı üniversiteyi bitiremeden ayrılan o kadar çok kişi var ki! Bunlar sınavlara hazırlanırken rehberliğe dahi zaman kaybıdır diye zaman ayırmayan, yaşamlarını “keşke” sözcüğünü sıklıkla kullanan, yanlış yönlendirmeler sonucu pişmanlık duyan ancak son pişmanlığın fayda etmediğinin de farkında dahi olamayan, eğitim sisteminin kurbanlarıdır.

Bir ülkenin eğitim düzeyi yetiştirdiği “Aydın İnsan” la doğru orantılıdır. Eğitim sistemimiz ise ne yazık ki “Aydın” yetiştirmekten çok uzak. Sınav kaygısıyla yeni adı “Görsel Sanatlar” dersi olan resim dersinde Matematik, “Müzik” dersinde Fen ve Teknoloji ve beden eğitimi dersinde Türkçe konularını işleme gereksinimi duyan sınıf öğretmeninin Aydın İnsan yetiştirmedeki katkısı ne olabilir ki! Çünkü ; AYDIN: Estetik duyarlılığa sahip; sanat, bilim ve teknolojiden yararlanmasını bilen, kendisi de bilgi üreten yaratıcı düşünceye sahip insandır. Aydının tanımı böyle yapılıyor sözlüklerde. Öğrenilen bilgilerin notla değerlendirilmesi ve bir üst öğretim kurumuna sınavla geçiş süreci devam ettikçe ne ülkenin ne de herhangi bir ilin eğitim düzeyini yansıtacak istatistiki veriler sağlıklı olamaz. Çünkü: Öğrenci kendisini, öğrenmek için değil; geçer not alabilmek için isteksiz çalışmak zorunda hissedecek, öğrenme de isteğe bağlı olduğundan öğrenemeden bilgi hamalı olmaktan kurtaramayacak; Durum böyle iken; Estetik duyarlılıktan yoksun, sanat bilim ve teknolojiden yararlanmasını bilemeyen, dolayısıyla kendisi de bilgi üretemeyen, taklitçi, gelecekte insanların kaynak olarak baş vurabileceği "Bilgi Paragrafları" alıntılarla dolu insana ya da insanlara aydın diyebilir miyiz? Sözlükteki tanımına uygun “Aydın Öğretmen” ardından “Aydın İnsan” yetiştiren bir eğitim sistemini oluşturamadığımız sürece de gelişmiş ülkelerin düzeyine ulaşmamız olanak dışı görünüyor.

Birsen inal: Çok önemli olduğunu düşündüğüm bir soru sormak istiyorum. Eğitimdeki kalitenin artırılması için biz öğretmen ve öğrencilere tavsiyeleriniz neler olur?

M. KAPÇAK: Eğitimde kalite tüm ülkeyi ilgilendiren çok önemli bir sorun.

Eğitim ve öğretimin olmazsa olmazı olan “Öğretmen” nicel değil nitel kılınmalı. YÖK öğretmen yetiştiremediğinden; öğretmen yetiştiren kurumlar yeniden ülkenin gerçeklerini göz önünde bulundurarak yapılandırılmalı. Öğretmen akademilerine bir an evvel işlevlik kazandırılmalı. Görevde olan öğretmenler branşları ile ilgili her iki yılda bir gerçek anlamda hizmet içi eğitimden geçirilmeli. Özellikle Fen ve Teknoloji, Fizik, Kimya ve Biyoloji öğretmenleri öğretim programlarında yer alan deneylerin tümünü laboratuarlarda yapabilecek kapasiteye ulaştırılmalı. Yeni öğretim programlarının öğrenci odaklı uygulamasının olmazsa olmazı olan öğretmen kılavuz kitaplarının her öğretmen tarafından el kitabı haline getirilmeli. Etkinlikler mutlaka yaptırılmalı. Performans görevlerinin özgün, projelerin ise belli zaman aralıkları ile her aşamasında rehberlik amaçlı öğretmen tarafından izlenmeli. Haliyle Okullar yeniden sdandartlara uygun hale getirilmeli; yer sıkıntısından ötürü sınıfa dönüştürülmüş laboratuarlar ile okul kütüphaneleri, okuma salonları yeniden açılmalı. Yeni adıyla Görsel Sanatlar dersi atölyeleri, Müzik derslikleri, Spor salonlar oluşturularak fonksiyonel duruma getirilmeli. Okullar çevreye kapılarını ardına kadar açmalı. Bütün bunlara ek olarak; başarı sırrının üç sac ayağı olan öğretmen- öğrenci-veli ilişkisinin çıkarsız ve sağlıklı sürdürülmesi de hiçbir zaman unutulmamalı.

Birsen inal: Eğitim ve öğretimde paralellik ilkesi sizin vazgeçilmezinizdir.. Neden?

M. KAPAÇAK: “Eğitimdir ki, bir milleti ya hür, müstakil, şanlı ve yüksek bir cemiyet halinde yaşatır, ya da bir milleti esaret ve sefalete terk eder” veciz söz belleklerden hiçbir zaman silinmemeli. Eğitim, aslında öğretimi de kapsadığından; eğitimsiz öğretim, kontrolsüz güç gibidir. Çevreye yarardan çok zarar verebilir. Bir ulusun varlık nedeni olarak nitelendirilen eğitim olgusu yalnız benim değil, toplumun her ferdinin vazgeçilmezi olmalıdır. Koşullanan hedeflere ancak eğitim ve öğretimin paralelliği sayesinde ulaşılabilir.

Birsen İNAL: Hem ilköğretimde hem de ortaöğretimde sınavlara sürekli hazırlanan bie öğrencinin geri dönüşümü eğitim sistemimizde nasıl bir grafik çiziyor?

M. KAPÇAK: Ne yazık ki grafik hiç de iyi gözükmüyor. Grafiğin zikzakları çok derin. Gelecekten yana ürküyorum. Sistemin sınav stresiyle çocukluğunu, gençliğini doya, doya yaşayamayan; bu dönemlerde güzel sanatların herhangi bir dalı ile kendisini ifade edemeyen bir yetişkinin grafiğinden yaşam adına ne beklenebilir ki! Okul yıllarının her döneminde yeteneğe zamanında ve doğru yönlendirmenin yapılabilmesiyle geri dönütler tatmin edici ve umut var olabilir düşüncesinde olduğumu söyleyebilirim. Aksi takdirde mutsuz, umutsuz, gelecek kaygısı ile başta kendisi olmak üzere çevresi ile barışık olmayan güvensiz kişilikleri bekleyeduralım.

Birsen İNAL: Gerek eğitim-öğretim sisteminden kaynaklanan gerekse ailelerin eğitim-öğretim anlayışından dolayı, öğrencilerin kültürel donanım açısından oldukça yüzeysel bir durum sergiledikleri kaçınılmaz bir durumdur. Yılların eğitimcisi olarak bu konu hakkında düşüncelerinizi kültür dergisi GÜNEY okurlarıyla paylaşır mısınız.?

M. KAPÇAK: Sınav sisteminin varlığı toplumu rahatsız ve huzursuz edici boyutta. Sınava endeksli bir yaşam her türlü sosyal aktiviteye ket vurmakta. Tüm toplumun giymek zorunda bırakıldığı ateşten gömlek gibidir. Sınav kaygısıyla kitap okunmuyor. Tiyatroya, sinemaya gidilmiyor. Akraba ziyaretleri kakmış durumda. Komşuluk ilişkileri sıfır noktasında. Böyle bir yaşam kültürel aktivitelerin neresinde yerini alabilir? Ancak kendi kendimizi kandırmaca adına dahi olsa; tüm liselerin Anadolu liselerine dönüştürülmesiyle sınav maratonu yavaşlayabilir ümidini taşımak istiyorum. Sınav maratonunun yavaşlamasıyla hiç olmazsa çocukluklar kurtarılabilir. Umut var olmak her anne babanın hakkı olduğu gibi; mükemmeli aramak da bizim hakkımızdır bence

Birsen İNAL: Söze "Emretmeden yaptırım gücü olan idareci..." Diye başladım. Emretmeden yaptırım gücü özelliğini size kazandıran nedir?

M. KAPÇAK:  Karşılıklı sevgi, saygı, güven ve adil davranmaktan başka ne olabilir ki! Yaptırım gücü sevgi, saygı ve güven kaynaklı değil de emir olan kurumlarda, hele, hele bu kurumlar eğitim öğretim kurumu ise; o kurumlarda demokrasiden bahsedilemez. Demokrasinin olmadığı yerde de eğitim ve öğretimden bahsetmek olası değil. Eğitim yöneticisi sabırlı olmalı. Art niyet taşımamalı. Elemanına güvenmeli. Örnek davranışlar sergileyerek elemanının güvenini sağlamalı. Onun özlük haklarından kısıtlamaya gitmemeli. Kişisel çıkarlarını toplumun çıkarlarına tercih etmemeli.

 

Röportaj: Birsen İNAL

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Resim eğitimi alan bir öğrenci olarak;sanatın ve eğitimin insan hayatındaki önemini belirten bu değerli söyleşinizi ilgiyle ve takdirle okudum. Eğitimsiz öğretimin yanlışlığına değinen değerli hocamız, ülkemizin bugününe ve yarınlarına aydınlığını yayıyor. Yazınızın ilk satırları beni çok etkiledi. "Kalp gözüyle görebilmek en büyük zenginliktir. Kalbimizle gördüklerimizi, hayalimizde canlandırdıklarımızı, bir tabloda renklerle buluşturmaktır resimle anlatabilme sanatı. Çiçekleri gülümsetebilmek, resmettiğimiz objeleri konuşturabilmek, renkleri gökyüzünde kanatlandırabilmek, bence bir ağaçtan sevdiğimiz meyveleri toplamak kadar eğlenceli kılar hayatı." Dilerim bir gün kalbimle gördüklerimi bir tabloda yansıtabilirim.Çiçekleri gülümsetebilir,objeleri konuşturabilir,renkleri gökyüzünde kanatlandırabilirim. Birsen Kardeşime selam ve sevgilerimle. Reklerin dünyası güzelliklerinde,gökyüzünde kanatlı günlere doğru...

Şeyma Altıntaş 
 17.05.2012 9:32
Cevap :
Değerli Kardeşim Şeyma Hanım, Destansı yorumunuz için yazacak sözcük bulmakta zorlanıyorum. Sevgilerimi ve selamlarımı yolluyor, o güzel yüreğine sağlık diyorum. Allah'a (c.c.) emanet olunuz...  19.06.2012 12:00
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 116
Toplam yorum
: 58
Toplam mesaj
: 13
Ort. okunma sayısı
: 339
Kayıt tarihi
: 01.04.11
 
 

Diyarbakır’da doğdu, tam bir Diyarbakırlı olarak büyüdü. İlk okulu İsmet Paşa İlkokulu’nda, orta ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster